"Gözleratan kalbimiz, sızlayan yüreğimiz. Gözlerimiz bizim her şeyimiz. Dünya ilebağlantımızı onlar sağlıyorlar. Kendimizi sözcüklerin yetmediği yerde onlarlaifade edebiliyoruz. Peki, gerçeğin en büyük aynası gözlerimiz o "sır"ınarkasında ne saklıyor?"
Gönülkaynamaya yüz tutmuş bir çaydanlık. Demini tutarsa ne de güzel yudum yudumiçilir; tadına doyum olmaz. Azıcık fazla bekletirseniz tadı buruk buruk olur.Azıcık suyunu fazlaca eklerseniz sıcak sudan farkı kalmaz. Ama çayla hoşbeşedip gönül ikliminde demi tutturursanız onun dost sıcaklığı işte o, baştanayağa yaredir. Sevgiyle sarar sarmalar sizi.
Radyodagüzel bir şarkı. Hüzünlü ve buğulu bir kadın sesi ruhunuzun gönül penceresindeniçeri giriveriyor:
"Mademküstün,dargındın
Nedengeldin,ağladın..
Rıhtımda boynunbüküp
Bana mendilsağladın"
İştebu dizeler eşliğinde insanların gözlerinden yüreklerine, dudaklarındankalplerine yansıyan kelimeleri aramaya başlıyoruz. Dost, dost diye sesleniyoruzgönüllere. "Gahi ağlayarak gahigülerek" romantik birsezgiyle yaklaştığımız, ruhumuzun derinliklerinde saklı güzellikler sorgulamayabaşlıyoruz bizleri.
Ayağımızhiç yere değmiyor. Hep ideal olanın peşinde koşmaya gönüllüyüz. Ama cesaretimizkırılmış gibi. Bu cesaretsiz beklentilerimiz arasında gözümüz hep bugüne aityaşananların arayışında. Yunus'un mısraları da bizi haklı buluyor: "Senideli eden şey,yine sendedir sende" diye..Peki, bizi deli eden ne? Bunun cevabını bulmak epey sıkıntı yaratıyor. Vearayışlarımız bir ömre bedel bir sabır ve sadakat istiyor.
Şimdilikbu ana ait zamandan ayrılmayalım. Saatimizin alarmını yarına göre değil; bugünegöre, saat başı çalmak üzere ayarlayalım ki hep uyanık kalabilelim. Acıyıdamarlarımızda duymak, lezzeti damaklarımızda hissetmek isteyelim.
Aslındabizden bene geçişteki isteklerim bunlar değil. Sıra dışı bir toplumyaşantısında sıradan bir insanın mutluluğunu yaşamak istiyorum. Engeller bile "dünya işi" olsun hep.
Sokaklardainsan yüzleri dikkatimi çekiyor. Sıfatlar hep aynı.. Yıllardır hiçbirdeğişiklik yok: "Donuk, suskun, bastırılmış, sıkıntılı, duygusuz,ifadesiz, hedefsiz, amaçsız nihayetinde herkes aynı rolü üstlenmiş. Ne tip varne de karakter. Ben de dahil ortalık figüran dolu. Tahlile hiç yer yok. Arasıra yüzün süsü ortaya çıkıyor. Kış günleri nadiren evimize misafir olan komşukadın gibi, "güneş" gibi.. Yüzün süsüdemiştik ya! Gözlerden bahsediyorum. Bazen dost dost bakan gözlerden. Hayatıcesurca, sadece sizinle, paylaşmaya hazır gözlerden.
"Mihnetidünyaya tahammül gerek
Gahiağlayarak gahi gülerek
Geçtigünüm gözyaşlarım silerek
Veyselarar dertlerine çareler "
ÂşıkVeysel Şatıroğlu
Gözleratan kalbimiz, sızlayan yüreğimiz. Gözlerimiz bizim her şeyimiz. Dünya ilebağlantımızı onlar sağlıyorlar. Kendimizi sözcüklerin yetmediği yerde onlarlaifade edebiliyoruz. Peki, gerçeğin en büyük aynası gözlerimiz o "sır" ın arkasında ne saklıyor? Ömürdenilen zamanın ne kadar kısa olduğunu, ölümün göz açıp kapama mesafesinde nekadar yakın olduğunu, sonu gelmez isteklerimizin de bir sonunun olduğunu, herşeye rağmen hayatın ne kadar yaşanılır olduğunu ve daha saymakla bitmeyecekmeseleler.
Evet,sokaklarda insan yüzleri ara sıra karanlık yolumuzu aydınlatıp içine düştüğümüzgirdaptan bizi çekip alıveriyor. Günümüzde sözcükler bile yetersiz kaldı dedik.Ve içimizdekileri aktarma telaşına girdik. Ama gözlerimiz hemen imdadayetişiyor. Işıl ışıl sevgiyle, şefkatle donatıyor her yeri. Dostluğuyla, sıcaklığıyla yalnızlığımızı, çaresizliğimizipaylaşıyor.
Herşeye rağmen dünyamızın "gahiağlayarak gahi gülerek" döneceğiniunutmayalım ve " Buldum!, buldum!" diye bağıran ünlü filozof Arşimed'in heyecanını kat be kat yaşayarakistediğimiz heyecanlara, güzelliklere erişebileceğimizi aklımızdançıkarmayalım. Çünkü birazcık da olsa cesaret edersek kendimizi aşmaya. İşte ovakit hiçbir suni engel önümüze aşılamayacak bir dağ olmayacaktır. Hayatacısıyla tatlısıyla, tümüyle bizimdir. Yeter ki yaşadığımız anın kıymetinibilelim. Bunu bildiğimiz oranda hayat tekrar tekrar okunmaya değer bir şaheseroluverir önümüzde.