Uzun zamandır film izleme, dolayısıyla da bir film yazısı yazma imkânım olmamıştı. Sosyal medyada önüme düşen bu filmi çok beğendim.
Rachel Joyce'un çok satan romanından uyarlanan ve Hettie Macdonald’ın yönettiği, Jim Broadbent ve Penelope Wilton’un başrolünü paylaştığı “Harold Fry'ın Beklenmedik Yolculuğu”ilginç bir film. Ancak aksiyon beklentisi olanlara sıkıcı gelebilir.
Sakin ve içe dönük bir adamın sıra dışı bir macerasını konu alan dokunaklı bir film. Film, hayatın anlamını, inancı, pişmanlıkları ve umudu sade ama güçlü bir şekilde işliyor.
Emekli bir memur olan Harold Fry, oğlunun intiharından sonra umutsuz ve sessiz bir yaşamı seçen karısı Maureen ile Kingsbridge’de yaşamaktadır. Harold Fry, bir gün eski iş arkadaşı Queenie Hennessy’den bir mektup alır. Arkadaşının bakım evinde kaldığını ve ölüm döşeğinde olduğunu öğrenen Fray, ona bir veda mektubu yazmaya karar verir. Ancak mektubu göndermek için sokağa çıktığında, ani bir kararla mektubu elden teslim etmeye karar verir.
Herald; telefonunu bile almadan, karısı Maureen’e haber vermeden ve herhangi bir ulaşım aracını kullanmadan bütün İngiltere boyunca yürümeye karar verir. Bu ilginç karar, onu İngiltere'nin güneybatısından (Kingsbridge) en kuzeyine (Berwick-upon-Tweed), yaklaşık 800 kilometrelik bir yürüyüşe çıkarır.
Harold Fray, bu yolculuğun/yürüyüşün, ölüm döşeğindeki arkadaşı Queenie’yi hayatta tutacağına dair samimi bir inanç beslemektedir. Yolda rastladığı cerraha yolculuğundan bahsettiğinde onun, “Ama kanserin inançla bir ilgisi yok. İlaçla ilgisi var. Bakımevine gittiyse artık onun için yapılabilecek bir şey yoktur.” cevabı Fray’ı yolundan döndürmez. Kararlıdır, yürümeye devam eder.
Karısı başta olmak üzere onu yolundan döndürmek isteyenler olduğu gibi destekleyenler de vardır. Yolda yorgun düşüp bayılınca onu evine alan Slovakyalı doktor (İngiltere’de temizlik işçisi olarak çalışmaktadır.), onu cesaretlendirir. Yaralarını tedavi eder, ayakkabılarını tamir ettirir.
Yol boyunca zaman zaman karısını ve Queenie’nin kaldığı bakımevini arar, Queenie’ye kartpostallar yollar. Yine bir gün bakımevini aradığında rahibeden, “Değişim inanılmaz. Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Sizi bekliyor.” cevabını alır. Bu cevap onu daha da cesaretlendirir.
Rahibe, “Belki de dünyanın şu an ihtiyacı olan şey budur. Biraz daha az mantık, bira daha fazla inanç.” der. Fray, yürüme amacını başkalarına anlatmakta zorlansa da Queenie’nin kendisini bekleme çabasının onu hayatta tutacağından emindir. O yürüdükçe arkadaşı da pes etmeyecek, kansere direnecektir.
“Yürüyen adam” olarak basına haber olur. Gece gündüz yola devam eder. Ormanda, terk edilmiş ahırlarda geceler. Bir köpekle arkadaş olur. Bir süre “Hayatımda bir şey yapmak istiyorum.” diyen bağımlı bir gençle yol arkadaşlığı yapar. Zamanla ona eşlik edenlerin sayısı artar. Bir gönüllü, yürüyen ekip için turuncu bir tişört hazırlar. Artık yürüyüş bir şenlik havasında sürmektedir.
Ancak Herald Fray bu durumdan rahatsızdır, ekip onun yürüyüşünü yavaşlatmaktadır. Grup, yürüyüş amacını sulandırmaktadır. Bir gece sabaha yakın tişörtünü çıkarıp gömleğini giyer, kravatını takar ve yola yalnız başına devam eder.
“Harold Fry'ın Beklenmedik Yolculuğu”, zaman zaman izleyiciyi hikâyenin dışına atar gibi olsa da Jim Broadbent’in harika oyunculuğu ve yaşama dair derin analizleri buna fırsat vermiyor.
Film; mutsuz bir hayatın son demlerini yaşayan, sessizlikte kaybolan ve karısıyla anlaşamayan bir adamın, ani bir karar ve içsel uyanışla bir amaç uğruna yaptığı uzun yürüyüşü konu alıyor. Harold Fray’ın yolculuk boyunca yaşadığı fiziksel ve duygusal zorlukları izleyiciye usta bir gerçeklikle hissettiriyor. Bu açıdan oldukça başarılı bir film.
Film, aslında fiziksel bir yürüyüşü değil, derin bir içsel yolculuğu anlatıyor. Harold Fray; yürüdükçe geçmişiyle, evliliğindeki sorunlarla ve oğlunun intiharı ile sonuçlanan trajik bir olaylarla yüzleşiyor. Yine bu yolculuk boyunca tanıştığı farklı insanlar, Herald ile birlikte kendi hayatlarını sorgulama fırsatı buluyor.
Film baştan sona bir sorgulama, pişmanlık, kayıp, üzüntü gibi ağır temaları konu edinse de genel olarak inancı ve inancın kazandırdığı iyimserliği vurguluyor.
İnanmanın, inandığı şey uğruna yola düşmenin, yürümenin, içsel sorgulamalar yapmanın, yüzleşmenin ve insanlarla kurulan hesapsız/çıkarsız bağların iyileştirici gücüne inananlar için seyretmeye değer bir film. Yavaş, sade ama etkili bir film. Tıpkı hayat gibi…
Yürüyüşünü tamamlayan Harold hem arkadaşı Queenie’ye verdiği sözü tutmuş hem de uzun zamandır sorunlu olan evliliğini sevgi ve saygı içerisinde sürdürmenin yolunu bulmuştur. Demek ki bizim için çok basit olan bir eylem, başkaları için çok anlamlı ve hayata tutunmasını sağlayan değerli bir eylem olabiliyor. Demek ki insan, bazen en yakınındakiyle olan basit sorunlarını çıktığı içsel bir yolculuk sonrasında çözebiliyor. Demek ki yürümek, her anlamda insana iyi geliyor.
27.08. 2025