Bir söyleşide Prof. Dr. Acar Baltaş’a soruyorlar: “Herkes bıkkın, herkes mütemadiyen yorgun. Neden böyle ve bu yorgunlukla nasıl baş edebiliriz?”

Baltaş Hoca, hiç tereddüt etmeden cevap veriyor: “Kendimiz için yarattığımız problemlerin bir bölümünden vazgeçerek…”

Hoca bu ilginç cevabı şöyle açıklıyor: “Çünkü mutsuzluğun beş temel sebebi vardır. Birincisi, beklentiler ile gerçekler arasındaki fark... İkincisi, kıyas… Üçüncüsü, geçmişe özlem… Dördüncüsü, kendini gereğinden fazla önemsemek… Beşincisi ise hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştırmak…” Devamında ise hayatı daha iyi yaşamak için önümüze koyduğumuz bu gereksiz sorunların en azından bir kısmından vazgeçmemiz gerektiğini söylüyor.

Sosyal medyada karşıma çıkan bu kısa videoyu izleyince dönüp bir daha izledim. Yetmedi, söyleşi kaydını bulup tamamını izledim. Bu sözler neden dikkatimi çekti, tabi ki bir nedeni var.

Geçen ay sonu itibarıyla 40’lı yaşları geride bırakıp 50’den gün almaya başladım. Farkındayız ya da değiliz 40 yaş insan hayatında önemli bir dönüm noktası. Şimdi detaylara girmeyelim. Ancak 50 yaş da insan hayatında önemli farkındalıkların yaşandığı bir dönem. Adeta son düzlüğe bakan bir seyir tepesi…

40 yaşla birlikte girdiğiniz yol sizi bu seyir tepesine getiriyor. Burada arkanıza doğru baktığınızda geldiğiniz yeri, aştığınız yolları, tırmandığınız yokuşları, geçtiğiniz vadileri görüyorsunuz. Yaşadıklarınız aklınıza geliyor. Yola birlikte çıktıklarınız, yolda karşılaştığınız insanlar, bir sonraki yol ayrımına kadar size eşlik ettikten sonra arkasına bile bakmadan yürüyüp gidenler, yardım ettiğiniz nice yolda kalmışlar… Sadece yaşanmışlıklar, anılar var geri kalan. Bir de bütün bunlardan payınıza düşen şey; deneyim… Seyrin bu kısmı, Baltaş’ın söylediği “gerçekler” kısmı…

Seyir tepesinde karşıya, önünüze baktığınızda ise geniş bir düzlük/ova, sahile doğru uzanan kıvrımlı bir yol, uzun bir sahil, inişe geçen güneş ve güneşin denize vuran kızıllığını görüyorsunuz. Arkadaki manzaraya göre renklerin farklılaştığı, yeşilin tonlarının yerini kahvenin ve kızıllığın aldığı bir manzara. Yani toprağı ve ateşi hatırlatan… Bir de mavinin enginliği var güneşin kızıllığına esir olan… Adeta ateşe ne kadar uzak olursan bana öyle yakın olabilirsin diyen… Seyrin bu kısmı, Baltaş’ın söylediği “beklentiler” kısmı…  

Biliyorsunuz, “seyir” bir anlamıyla “gözlem” bir anlamıyla da “yolculuk” demek. İster oturup seyredelim ister kalkıp yola düşelim, bizi bekleyen manzara bu. İnsanın beklentileri de benzer.

İşte sorun noktası da burası: Gerçekler ile beklentiler arasındaki fark… Yaşadıklarımızla isteklerimiz arasındaki uçurum… Uçurum ne kadar derin, karşı yaka ne kadar uzak ise mutsuzluğumuz da o kadar artıyor.  

50 yaşla birlikte insanın farkındalığı daha da artıyor. İnsan, acziyetini ve faniliğini daha net görmeye başlıyor. Geldiği yolun farkında olan, gidebileceği yolu da az çok tahmin ediyor. Onun için abartmıyor, hayale kapılmıyor, beklentilerini uçuruma salmıyor. Özetle, gerçekler ve beklentiler arasındaki makas açılmıyor. En azından bende öyle olduğunu düşünüyorum.

“Kıyas” meselesine gelince… Hayatım boyunca kendimi birileriyle kıyaslamadım, öyle bir ortam da olmadı. Yolu genelde yalnız yürüdüm. Çünkü kıyas için benzer koşullara sahip olup, sizinle aynı kulvarda yürüyen birileri lazım.  

“Geçmişe özlem” de duymuyorum. Çünkü hayata çok eksiden başladım. Artıya geçmek çok zaman aldı. Ben hep “kendi”min arkasında kaldım. Hiçbir şey için pişmanlığım olmadığı gibi geçmişe özlem de duymuyorum. Şükrediyorum, “keşke” dediğim hiçbir şey yok. Sadece önüme bakıyorum.

 “Kendini gereğinden fazla önemsemek”… İnsan yaş aldıkça, hayatın anlamına ve varoluşuna dair farkındalığı arttıkça bir “hiç” olduğunu daha iyi kavrıyor. Aciz, unutkan, şaşkın… Kendini önemsemeye başladığın anda tokat yemeye başlıyor insan. En iyisi yolun kenarından yürümek. Fazla iddialı olmamak.

İnsan; kendini, haddini, bütçesini bilip beklentilerini makul sınırlar içinde tutunca “hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştırmak” gibi bir sorun da yaşamıyor. Sadelik, doğallık ve samimiyetin en büyük zenginlik olduğunu bilmek insanı yalnızlık, yorgunluk, bıkkınlık ve mutsuzluk girdabından uzak tutuyor. Tercihimi hep sadelikten ve samimiyetten yana kullanıyorum artık.

Her engele ve ayağına takılan herkese rağmen yolculuğun kalan kısmını bu beş mutsuzluk sebebinden uzak durarak tamamlamaya çalıştığım zaman yolun geri kalan kısmında nice sürprizlerle karşılaşacağımı, nice güzelliklere aşina olacağımı biliyorum. Yeter ki “ama”sız, “fakat”sız, beklentisiz yoluna devam edebileyim...

Yolculuk devam ediyor… Tıpkı filmin ikinci seansı gibi… Mutlu son mu yoksa hayal kırıklığı mı olduğunu bilmeden. Önemli olan filmin sonu nasıl biterse bitsin, “Güzel bir filmdi!” diyebilmek. Niyet hayr, akıbet de hayr ola!

11.06. 2025