Şehir kitaplarımı oldum olası sevmişimdir. Elbette başta Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın "Beş Şehi"'i olmak üzere Ahmet Turan Alkan 'ın" Altıncı Şehir" ve Mitat Enç 'in "Uzun Çarşı'nın Uluları" ve Cengiz Çandar 'ın "Benim Şehirlerim" adlı kitaplarının tadı damağımdadır. Bir şehri tanımak için çeşitli bakış açıları elbette olacaktır ama bu kitaplar farklı bakış açılarının oluşturduğu zevk-i selimi yansıtması açısından önemlidir. Şehir kitapları kervanına geçen ay Mustafa İsen 'in Özlenen Şehirler adlı eseri de dâhil oldu ki bu kitabın ufku ve coğrafyası çok geniş; ayrıca bir yazıda ele almak şart.
Kitaplardaki şehirleri okumak kadar bir şehrin görünen görünmeyen güzelliklerini keşfederek yaşamaktan da zevk alırım. Bu yüzden yaşadığım şehirlerin sokakları, evleri, insanları, ağaçları, yamaçları ve tepeleri, akarsuları, ticarî hayatı, türküleri, efsanelerini hep merak ederim ve bunu merakta bırakmam; mümkün olduğunca bu konularda bir şeyler öğrenmeye ve bir şeyler yapmaya çalışırım. 6 Nisan 1994 günü Muğla'ya geldiğimde de aynı şeyleri düşündüm ve gelir gelmez şehri dinlemeye başladım. Şehri. Yani Muğla'yı.
(Ne tuhaf, "Muğla" dendiği zaman 13 ilçesiyle beraber bir il anlaşılıyor. Oysa isim değiştirilip merkez ilçeye "Menteşe" deninceye kadar "Muğla" dendiğinde bugünkü "Menteşe" anlaşılıyordu. Konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan biri kimseye danışmadan merkez ilçeye "Menteşe" diyerek yanlış yapılmasına yol açtı. Oysa ilin adı Menteşe olup merkez ilçenin adı "Muğla" kalsaydı, ne güzel olacaktı. Şimdi "Muğla'yı gezdim" dediğinizde 13 ilçeyi gezmiş gibi oluyorsunuz. Yazık!... Çok yazık!...)
Parantez arası biraz uzadı galiba. Ama isimlendirmedeki yanlışlığı hâlâ anlamış değilim ve hâlâ affedemiyorum. Okuyucularım mazur görsünler.
Konuya döneyim.
Şehir kültürünü takından tanımak için gayret sarf ederken, bunun sadece bende kalmaması için 1996'da Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ikinci sınıf öğrencileriyle bir Muğla (Affedersiniz "Menteşe") gezisi yaptık. Öğrencilerin çok hoşuna gitti ve ondan sonra her yıl ikinci sınıflarla Menteşe (Ne yazık ki "Menteşe") gezisi yaptık. En son ve en büyük geziyi de 2010 yılında Metinbilim Enstitüsü Derneğinin organizasyonuyla "Muğla'yı Gezerek Okumak" başlığı altında yaptık. Geziye 100 civarında insan katıl ve konuşmaları megafonla yapmak mecburiyetinde kaldık.
2010'dan sonraki geziler kısa turlu geziler oldu. 2020'den sonra da salgın sebebiyle bu tür gezileri yapamadık.
Sevgili İl Müftümüz Yaşar Çapçı , Mevlid ve Camiler haftası dolayısıyla bir Muğla (Dilim bir türlü Menteşe'ye alışamadı) gezisi yapmayı teklif edince hiç düşünmeden kabul ettim. Yaklaşık 7-8 senedir sistematik ve programlı bir gezi yapmamıştık; bu iyi olacaktı.
Gezi günü olarak 15 Ekim Cumartesi gününü kararlaştırdık ve saat 12:30'da Kurşunlu Camii 'nde buluşarak geziye başladık. Tabii Kurşunlu Camiinin özelliklerini konuşmakla başladı gezi. Camideki barok-rokoko süslemeler ve gerçekçi manzaralara dikkat çektik. Sonra Yağcılar hanı vardı sırada. Orayı ve mimari özelliklerini anlattık ve arkasından Arasta 'ya geçtik. Tenekeciler Arastasından , Saraçlar Arastası'na oradan Şadırvan meydanına geçtik ve Arasta özelliklerinden; beylikler ve Selçuklu dönemi karakteristiklerinden söz ettik. Muğla'nın en eski mimarî eserleri olan Şeyh Camii ve arkasından Ulu cami gezimiz oldu. Şeyh Camiindeki manzara resimlerine dikkat çektik; öğrenciler de ilginç buldular. Koca Mustafa Efendi Kütüphanesi ve haziredeki mezarları ziyaret ettikten sonra Ulu Cami'ye gidip mimari özellikleri ve kitabelerini konuştuk. Oradan Semerciler ve Demirciler arastasını geçip Ayakkabıcılar Arastasına geldin ve elbette gelmişken Günay ustaya da uğradık. Sonra Zahire Pazarı . Zahire Pazarı'nda çay molası; arkasından Kavaklı Cami ve Pazar Camiler olmak üzere gezimiz ve bilgilendirmemiz devam etti.
Gezimize 55 kadar üniversite öğrencisi katıldı. Bu yüzden Şeyh Cami'inden itibaren megafon kullanarak sesimizi herkese duyurmaya çalıştık.
Tam 5 saat süren gezimizde Menteşe'nin can alıcı noktalarını gezebildik. Keşke vakit ve imkân olsaydı da Tabakhane deresi , Şeyh Hasan Nuri Türbesi , Şâhidî ve Saburhane 'yi gezip Konakalt ı'nda kısa bir moladan sonra Saadet Hanım Konağı ve yanındaki tarihî evleri görüp köşedeki çınarın altında vedalaşabilseydik.
İnşallah başka bir zamanda. Sevgili Müftümüz Yaşar Çapçı gibi şehrimize değer veren yöneticilerimiz olduğu sürece niye olmasın?...