Muğla’nın kültür ve sanat elçisi kıymetli Sadettin Özbek ağabeyim mesajinda, “Değerli Dostlarım, ‘İnsanı insanla, insanca’ anlatan; hem güldüren hem düşündüren tiyatro oyunumuzda ‘siz’ bilim, kültür ve sanat dostlarıyla birlikte olmaktan onur duyarız.” diye seslenince onca yoğunluğumuz arasında bize de davete icabet etmek düştü. Zaten “Vallaha da Billaha da” oyununa gitmeyi planlıyordum. Menteşe’deki iki gösterime de il dışında olduğum için katılamamıştım. Ama oyuna giden eş dost ve özellikle öğrencilerimden gelen olumlu görüşler de oyuna olan merakımı artırdı.
Nihayet “Vallaha da Billaha da” oyununun Yatağan’da yapılacak gösterimine katılmak nasip oldu. Oyunun benim için önceliğimde olmasının ilk nedeni Muğla Tazelenme Üniversitesi Menteşe Kampüsünün 60-87 yaş arası güzel insanların emeklerinin ürünü olmasıydı. Geçen senelerde sahneledikleri “Mısmıtıl Tamşa” adlı oyun hepimizin hafızasında güzel izler bırakmıştı. Oyun geçen seneki oyuna göre be aşağı beş yukarı aynı kadrodan oluşuyordu. Yazan ve yöneten zler bırakmıştı. Oyun geçen seneki oyuna göre be aşağı beş yukarı aynı kadrodan oluşuyordu. Yazan ve yöneten yine Yasemin Duygulu hanımefendiydi. Bu sene oyuncu olarak da yer almıştı üstelik.
Oyuncu kadrosunda Muğla’mızın güzel insanları Sadettin Özbek, Hatice ve Mahmut Ünal, Zeliha Afyonlu, Nesrin Tiriç, Deniz Ekinci, Zülfiye Ülker, Emine İncedere, Turgut Dursun, Mehmet Akif Örer, Emin Demirel, Müjgan Altınsoy ve Muhittin Turgut vardı.
Tek perdelik komedi türünde yazılmış oyunda aslında bir dramın varlığını alttan alta hissedebiliyorsunuz. Oyun metninin mesajı sadece toplumumuzun değil insanlığın ortak yarası “Yaşlılık ve Huzurevi” teması üzerinden veriliyordu. Yaşlılarımız elden ayaktan düşünce o kadar emekle büyüttükleri hatta yaşamlarında kendilerinden feragat ederek hayat verdikleri evladı tarafından “huzurevi”ne yerleştirilmelerini ve bu bağlam üzerinden yaşlıların evlatları tarafında başlarından atılmak istenmeleri işleniyordu.
Oyunun kurgusunda zengin, mal mülk sahibi Mehmet Ali Bey’in dört kızı tarafından huzurevine yerleştirilmek istenmesinin ardında babalarını yaşlılığında rahat ettirmek düşüncesinden öte onun sahip olduğu maddi gücü ele geçirmek istemeleri duygusal ve düşünsel çatışmaların ana noktasını oluşturuyordu. Büyük bir ailenin; kızların, damatların, torunların, dünürlerin hatta komşuların bile işbirliği içinde bu çatışmaya el vermeleri dramatize unsurunu yoğun bir şekilde vermek istemesinden kaynaklanıyordu.
Oyunun sahnelenmesi ise Sadettin Bey’in o güzel Türkçesiyle yaptığı güzel sunumlarla başladı. Oyunun bütün diyaloglar arası yönlendirmesi bu sunum merkezinde güzelce toparlanmıştı. Oyuncu performansı olarak amatör bir ruhun verdiği samimiyet ve heyecanla buluşunca bu seyirciyle tamamlanabiliyor. Özellikle ihtiyar delikanlı Muhittin Turgut’un replikleri içimizi ısıttı. Zeliha Hanım’ın, Nesrin Hanım’ın oyuncu performansları artık daha profesyonel bir sunum olduğunu hissettirdi. Mahmut Bey, Hatice Hanım, Mehmet Ali Bey, Emine Hanım, Emin Bey ve ismin sayamayacağım oyuncuların hepsinde bir dinamizm vardı.
Yasemin Duygulu hanımefendi ise yüreğini, enerjisini ve bütün sevgisini oyuna aktarmış, hatta oyunu sarmış sarmalamış. Hatta oyuncu olarak sesin, ışığın hatta oyunun replik atlayışlarında profesyonelce dokunuşlarda bulundu. Benim küçük bir eleştirim olacak. Bu tamamen benim düşüncem. “Manidar” karakteri oyunda önemli bir karakter. Ağız aktarımları da çok olumlu. Keşke Muğla’ya özgü ağızda sunuma gidilseydi oyunun bütünlüğünde daha bir canlılık olmaz mıydı, diye düşünmedim değil.
Oyunun bitimine yakın bir yerinde küçük küçük aksamalar oldu. Bunu genel anlamda seyirci hissetmedi bile. O anda oyunda doğal akışta sanki son anda bir değişiklik olmuş da akışı etkileyen bir noktada değişim yaşandığını fark ettim. Mehmet Ali Bey baba ile damat karakterleri arasında gitti geldi. Zamanla çalıştıkça ve oynandıkça oyundaki o kopma da tamamlanacaktır diye düşünüyorum.
Ne varsa eskilerde var denir ya! O kadar doğru bir söz ki. Bütün amatörlüklerinde rağmen seyirciler olarak o sahneden yüzümüzde tebessümlerle ayrıldık. Bu bile rutin hayatımıza bir nefes alma zamanı vermiştir. Teşekkürler tüm ekibe.
Son olarak sevgili Muammer Tuna hocamızın attığı tohumlar yeşeriyor, fidan olup boy veriyor. Özellikle erken doğanlarımız için hayat yepyeni bir evrimle noktasında bir eşikten geçiriyor. Yatağan Tazelenme Kampüsü çiçeği burnunda taptaze başlangıçlarda. Tebrikler ve başarılar…
