Sonyıllarda yaşanan "küresel ısınma" ve buna bağlı olarak yaşanan iklimdeğişiklikleri, insanlık için tehlike arz etmeye başladı.
Her yıl, iklimdeğişikliği daha etkili bir şekilde yaşanıyor ve bunun sonucu olarak da yağışdüzensizliği baş gösteriyor.
Uzağagitmeyelim.
Türkiye'ninRize'den sonra en fazla yağış alan yeri Muğla'dır. Daha bundan 25-30 yıl önce,Muğla baharı yoğun yağmurla geçerdi ve o efsanevî "Nisan yağmurları"nı Muğla'dayaşardık. Sonra Eylül'de başlayan yağmur.
Temmuz-Ağustos'tayağmur bereketi görüldüğünde, Ekim bereketi beklenir. Çünkü bu iki yağmur,Muğla dağlarında çıntar bereketini sağlar ve çıntar bütün Egeliler için birlezzetin yanı sıra bir zevktir de. Temmuz-Ağustos'ta ve Ekim'de yağan "goygunyağmur", Kasım'da çıntar bereketini getirir... Ah işte o "goygun yağmur"lar!...
Elbette yağmurusadece çıntar açısından düşünmemek lazım. Yağmur toprağın bereketini arttırır.Yağmura doymuş bir toprak, mevsimi geldiğinde bolluk-bereket demektir.Ekinlerde, meyvelerde, sebzelerde ve otlarda coşkun bir bereket demek,insanların mutlu olması demektir.
Ama ne yazık kison senelerde yağmur ve kar bereketini biraz az görüyoruz. Hele bu yıl, nedoğru dürüst kar gördü Türkiye ne de yağmur!... İnşallah bundan sonrakigünlerde bol yağış olur da toprak suya doyar.
MUĞLA'DA SU TASARRUFU
Muğla, sutasarrufu ve biriktirmesi konusunda yaygın bir sarnıç geleneğine sahiptir.Benim "Muğla Kır Sarnıçları" olarak adlandırdığım sarnıçlarda, halkımızbağ-bahçeleri için, hayvanları için su biriktiriyor. Muğla'ya geldiğimde ilk dikkatimi çeken şey,sarnıçlar idi. Üniversitenin hemen yanında 2 tane vardı ve harika bir mimarîestetik özellik taşıyordu. Hemen konuya el attım ve şahsî imkânlarımladağ-bayır dolaşarak dağ başlarında garip kalmış sarnıçları da tespit ettim;şehir ve köy içlerindeki sarnıçları da.
Halkımız,sarnıçlarda yağmur suyunu biriktiriyordu. Gökten yağan yağmur, kubbenim düvarakavuştuğu terde bulunan deliklerden içeri giriyor ve yaklaşık 40-50 tonlukhaznelerde birikiyordu. Halk da suyun azaldığı zamanlarda, bu suları hayvan vetoprak sulama amaçlı kullanıyordu.
Harika bir sivilinisiyatif zihniyetini yansıtıyordu sarnıç kültürü. Halk, kendi probleminikendisi çözüyor ve susuz kalmıyordu.
Çok görmediğimbir su biriktirme yöntemi de "kuyu-küp sarnıç"lar idi. Datça'nın Sındı(Sığındı) köyündeki bir arazide gördüğüm "kuyu-küp sarnıç", toprağa gömülmüşbüyük bir küpten oluşuyordu. Tabii, yerden akan sularla doluyordu. Halk içeritoprak-çamur girmemesi için tedbir almış ama pek başarılı olunamıyormuş. Buyüzden su bittiği zaman küpteki çamur temizlenirmiş.
2010 yılındarektör adayı olduğumda, kampüsteki çökeltiyi (kütüphanenin önünden lojmanlarkadar) kademeli gölet haline getirip kampüse yağan ve akıp giden yağmursularını toplayıp kampüse su zenginliği katmak istedim ama arkadaşlarımız içinbu tür estetik olgular değil de "eline vurup ekmeği almak" oportünistliği öneçıktı ve rektör seçilmedik.
Covid-19 salgınızamanında bir ara kampüse uğradığımda, benim kademeli göletler yapmak istediğimyerin Doç. Dr. Ceyhun Özçelik tarafından "Yağmur Vadisi" adıyla düzenlenmekteolduğunu gördüm. Benim projemden biraz farklıydı ama suyun akıp gitmesiniengelleyip berekete ve güzelliğe dönüşmesi için iyi bir imkândı. Galiba o projede yattı.
Bütün bunlarıniye yazdım.
Muğla BüyükşehirBelediyesi, su konusunda ciddi tehlikenin beklendiğini ve suyu israf etmemekgerektiğini duyuran afişler astı. Sadece afişle olmaz sevgili başkanım.Seçimden sonra (Seçimden önce olmaz) birkaç gün düzenli su kesintisi yaparak susuzluğun ne olduğunu bizzatyaşatarak uyarınızı yapın lütfen. Çünkü bizim milletimiz eşekten düşmeyincederdi anlamaz.
Ah bir desarnıçları modernize edip evlerimizde-apartmanlarımızda kullanabilseydik!... Nedersiniz sevgili mimarlarımız?