ÖNCE BİR SORU

Ekrem İmamoğlu yerel seçimlerin ardından genel seçime en az 3 yıl daha varken “yerel seçimde birinci parti olduk” gerekçesiyle erken genel seçim talep ettirip, talebin kabul görmeyeceği aşikâr olduğu halde 1.5 milyon CHP Üyesinin katıldığı ‘ön seçimleCumhurbaşkanı adayı ilan ettirmek yerine, 38. Olağan Kurultay’da kendisini Genel Başkan seçtirip Cumhurbaşkanı adayı olsa bugün nasıl olurdu?

SONRA BİR TESPİT:

Ekrem İmamoğlu’nun Genel Başkanı gibi hareket eden Özgür Özel’in ben “ne ile mücadele ettiğinin farkında olmadığını” düşünüyorum.

Özgür ÖzelKendimi Gurup Başkanı ilan ettirirsem, çalışmalarımı ve parti içi iktidar mücadelemi genel başkanmışım gibi sürdürürüm” diye düşünüyor. Gurup Başkanvekilleri Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın, Veli Ağbaba’nın da içinde bulunduğu 9 milletvekili CHP’den ihraç edildi.

Özgür ÖzelBiz Parti Meclisinden istifa edersek Kılıçdaroğlu mecburen kurultaya gider” diye düşünüyor. İstifalar gerçekleşiyor… Gerçekleşti de ne oldu? Kurultay kararı çıktı mı?

Çıkmadı. Çıkacağı da yok. Nedenini dünkü yazımda anlattım.

Peki bu “nedeni” veya “engeli” Özgür Özel’in bilmemesi mümkün mü?

Elbette biliyordur. CHP’den ayrılmanın meşruiyeti yaratılmaya çalışılıyor… Strateji de bu olmalı…

*

TOPLANAN 833 DELEGE İMZASI TESLİM EDİLDİ…

Ne olacaktı? Parti Meclisi düşünce Kılıçdaroğlu partiyi kurultaya götürmek zorunda kalacaktı!

Kılıçdaroğlu hiç öyle bir zorunluluk duymuyor, “Mutlak butlan tedbirli bir karar. Kurultay yapamıyoruz. Temizlik yapıyoruz…” diyor.

CHP’de dün “grup toplantıları, parti içi disiplin süreçleri, ihraç kararları ve izlenecek siyasi yol haritasının” ele alındığı MYK toplantısı vardı. Toplantı öncesi CHP'de mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılan Özgür Özel yönetiminin olağanüstü kurultay için delegelerden 1-15 Haziran arasında toplanan noter onaylı 833 imza 74 il başkanı tarafından CHP Genel Mekezi’ne teslim edildi.

Tabii Kılıçdaroğlu yönetiminin istinaf mahkemesinin ‘Mutlak butlan’ kararındaki ‘tedbiri’ daha önce olduğu gibi gerekçe göstererek bu talebi işleme koyması beklenmiyordu.

Öyle oldu…

*

GÜRSEL TEKİN ÖRNEĞİNİ ANLAMAK LAZIM…

Öyle de olmuyor, böyle de olmuyor.

Özgür Özel ve arkadaşlarının her “olağanüstü kurultay” talebine verilecek yanıt belli…

CHP bana göre, hukukçu değilim ama istinaf mahkemesinin ‘Mutlan butlan’ kararını ortadan kaldırmazsa, o kararın gereğini, yani 38. Olağan Kurultayı tekrarlamak zorunda.

Neye anlatır gibi anlatabilirim bilmiyorum, ama anlatanlar da var, çıkarılan gürültüde duyan yok…

Aslında bunun örneğini hep birlikte yaşadık. İstanbul İl Kongresi sanki bu işin bir provaydı. Gürsel Tekin ile bir prova yapıldı. İki kere kongre yapılmasına rağmen mahkeme “Gürsel Tekin orada duracak” dedi.

Bunu anlamayacak ne var bilmiyorum…

Yani CHP Genel Merkezi dün kendilerine teslim edilen 833 delegenin imzası işleme koyup, partiyi olağanüstü kurultaya götürürse, Kılıçdaroğlu oybirliğiyle genel başkan seçilmiş olsa bile mahkemeden bu kurultay içinde “Mutlak butlan” kararı gelebilir diyen hukukçular var…

*

Peki neden?

Neden bu partinin yorgun demokratları ve iktidara susamış vefakâr cefakar seçmeni neden adeta “kan davalı” hale getiriliyor?

Bu elbette AK Parti’nin işine yarar… Ana muhalefetin ‘bölünmemiş olsa’ bile yaralı bereli hali kimin kimlerin işine yarar?

Partiyi kim kimler bölmek istiyorsa onun işine yarar.

Şimdi bu sözüme “CHP’yi bölmek isteyen yok. CHP bölünürse Kılıçdaroğlu’nun inadı ve hırsı yüzünden bölünür” diyenler olacaktır. Kılıçdaroğlu’nun yapabileceği bir şey olsaydı da yapmamış olsaydı bu ifadede bulunanlara, bulunacak olanlara “Haklısınız” derdim. Ancak Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararını “partiye zarar vermeden” uygulamasının dışında yapabileceği yok.

Elbette genel başkanlığı kabul etmeyebilirdi. Kahraman olurdu… Ancak O genel başkanlığı kabul etmeyince ‘Mutlak butlan’ kararı kalkmayacaktı! Yargının atayacağı ‘kayyım’ uygulayacaktı. Kılıçdaroğlu bu seferde “Partiyi kayyıma teslim eden hain” olacaktı!

Yukarıda Özgür Özel’in stratejisinin yanlış olduğunu, taktiklerinin bir işe yaramadığını ve kendisinin de bunun farkında olmadığını anlatmaya çalıştım, ama belki de biz farkında değilizdir. Özgür Özel ne yaptığının farkındadır; İmamoğlu’nun icazeti ile hareket ederek kuracakları veya zaten kurulmuş olan partiye gidebilmek, “partiyi böldüler” dedirtmemek için “meşru yol” yaratmaya çalışıyorlardır…

O yolun sonunda ise “sosyal demokratların iktidarı” değil, “sosyal demokratların yerel yönetimler de yok oluşu” görünüyor!

Görmeyenlere bir başka yazımda göstermeye çalışırım…

*

SAHİ ORTADA BİR CHP VAR MI?

Bodrum’dan Ahmet Değirmenci de dün “Siyaset Öngörü İşidir” başlığı altında paylaşım yaptı. Ben de girişini paylaşmak istiyorum.

Şu aralar partimde yapılmayan hata kalmadı. Temyiz, butlan, istifalar, ithamlar… Kendi yaptırdığı haberle kendini görevlendirenler bile var. Genel Merkez koridorlarında görev dağıtan danışmanlar yine iş başında.” diye başlayan DeğirmenciOlmaz böyle bir şey.” dedikten sonra şöyle devam etmiş:

Muğla siyaseti, bu krizi fırsata çevirip ikbal peşine düşenlerin gölgesinde çirkinleşiyor. Durumdan vazife çıkarmak yerine, danışmanlar üzerinden haber uçurup yakınlık kurmaya çalışan bir anlayış türedi. Siyasetin bir omurgası, bir ahlakı, bir duruşu olmalı. Muğla’da bu duruşu göremiyoruz.

Yarın, Sayın Kılıçdaroğlu bir çağrı yapsın, bunların hepsi Muğla’yı terk eder, Ankara’da soluğu alırlar. Her dönem, her krizde bu fırsatçılar nasıl ortaya çıkar? Nerede besleniyorlar, ne yiyor, nasıl hazmediyorlar anlamıyorum…

Sanıyorum Değirmenci, Bodrum’dan “yeni il başkanı” diye ortaya atılan, tepkiler karşısında geri çekilen veya çektirilen isimden de yakınıyor. Ona da ayrıca geliriz…

*

Ahmet Değirmenci paylaşımını noktalarken de dün benim sorduğum gibi, “Yarın Yargıtay ‘butlan iptal’ derse ne olacak?” diye sorup şöyle devam etmiş:

Parti Meclisi yok. Meclis’te grup yok. Tüzel kişilik askıda. İki tarafa da soruyorum: B planınız var mı? Varsa çıkın anlatın. Yoksa bu yangını beraber söndürelim. Yeni nesil yönetim anlayışımız maalesef şu: ‘Önce yap, sonra düşün, en son pişman ol.’… Bu anlayışla ne parti yönetilir ne ülke.

Arkadaşlar, İsimler gider, kişiler değişir, koltuklar el değiştirir. Değişmeyen tek şey savaş meydanlarında, yoklukta kurulan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kavgamız birbirimizle değil. Kavgamız memleketi bu hale getiren anlayışladır. O yüzden şimdi polemik zamanı değil. CHP terk edilemez. Zaman birlik zamanı. Zaman öngörü zamanı. Zaman sorumluluk zamanı.

*

BU İSTİFA’YI DOĞRU OKUMAK LAZIM

Bir yazımda “CHP ‘siyah’ ve ‘beyaz’dan ibaret değil, ‘gri’ de var” demiştim.

Ahmet Değirmenci de bir anlamda o “gri”lerden… “Partiye sahip çıkın” çağrısı yapıyor… Ancak o “Gri”lerin bazıları da “Hepinize lanet olsun” deyip birer birer gidiyorlar…

Onlarla ilgilenen var mı?

Rahmetli parti emekçisi Alirıza Koca’nın oğlu Oğuz Alp Koca onlardan sadece biri… Babasının kimliğine sığınıp CHP’li belediyelerden birinde koltuk makam sahibi olabilirdi. Özel sektörde çalışıyor. Dün söz etmiştim. WhatsApp tan gönderdiği iletisi şöyle:

Abi Orhan (Çakır) bey SHP’den istifa edip CHP’ye katıldığı dönemde 3-4 gün kimse haber alamadı . Rahmetli babam (SHP İl Başkanı Alirıza Koca) izini İzmir Termal Otelde buldu. Arabaya bindik ve gece yola çıktık. Otele vardığınızda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur karşıladı. Orhan bey ile 4 saate yakın konuştular ve sonra benden A4 kâğıt istedi babam. Götürdüm. Orhan bey boş kâğıtlara imza attı ve babama verirken ‘Sana namusumu teslim ediyorum’ diyordu. Sabaha karşı Muğla’ya döndük. Ertesi gün tekrar CHP’den istifa sonrası yeniden SHP’ye katılışla kriz çözüldü.

Sonrası babam vefat ettiğinde Ohan bey bize ‘Nereye defnedelim’ diye düşünürken kendi aile kabristanını teklif etti. Eskiden her şey çok daha onurlu ve ahlaklıydı. Dün yaşanan bu olaylardan dolayı (CHP’den ihraçları kastediyor) CHP Üyeliğimden istifa ettim. Çok üzüldüm sanki babama, siz dostlarıma ihanet etmiş gibi hissettin kıblem kalmadı çok üzgünüm.

Ben de üzgünüm…

--------------- -------------

GÜNÜN SÖZÜ: Dünyadaki bütün nehirler, adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez. --Kılıçdaaroğlu