Güzide Çakıroğlu Kasım ve Esma Turan arkadaşımıza hak vermiyor da değilim, ki tepkilerini sonra paylaşımlarında haberlerinde gösterdiler. Tabi onların anında tepkilerini ortaya ‘koyamamış’ olmalarının kabahatlileri onlar da değil… Üstelik o kabahatlilerin olduğu yerde bende varım. Yani o ‘gaf çamının’ altında bende kaldım… Yarın anlatırım…

Dünkü yazımı böyle noktaladım.

O gaf çamının altında kimler kalmadı…

Anlatacağım…

*

Türkiye’nin ilk kadın valisi Muğla Milletvekili de olan Dr. Lale Aytaman’dır.

Devlet aklının Türkiye’nin ilk kadın valisini Muğla’da görevlendirmeyi uygun görmüş olması dikkat çekicidir. Antik dönemlerden günümüze Muğla kadınları yaşamın her alanında erkeklerle birlikte yer aldıkları gibi, kimi zaman erkeklerin bir adım önünde gitmeyi de bilmiştir.

Böyle bir şehirde kadın gazetecilerin çokluğu şaşırtıcı olmasa gerektir. “Muğlalı” olmayanlar için şaşırtıcı da olabilir, ama bu “hafife” alınacak ve hatta “şaka” yollu “dalga geçilecek” değil, başka yerlere örnek gösterilebilecek bir güzelliktir.

Güzel’ deyince, yeri gelmişken bir düzeltme yapalım; “Gadın Moola” veya “Gadın Mola” bazılarının Teknik Direktör Beye tepki gösterirken “Burası Gadın Mola, Muğla kadındır” dediği gibi bir yer değildir. Muğlalı güzel olana sevdiğine “gadınım” der… ‘Gadın Allahım’, ‘Gadın Molam’, ‘Gadın olum’, ‘Gadın gızım’ gibi…

Yani Muğla şehrinin cinsiyeti yoktur, ama Muğla KADIN DOSTUDUR…

*

Vali Aytaman’ı anınca aklıma geldi. Kendisinin Muğla Valiliği’nde büyükşehir belediyesi değil valiliğe bağlı İl Özel İdaresi vardı. İlçelerde herhangi bir etkinlik olduğunda ‘Muğla Basınına’ özel idareden minibüs tahsis edilirdi.

Milas’ın Kıyıkışlacık Mahallesi’nde İasos antik kentinde Valiliğin gerçekleştirdiği sanıyorum bir festival veya tanıtım etkinliği vardı. Orada ne olmuştu onu anımsamıyorum, ama gazetecilerin tepkisine neden olan bir şey olmuştu ve Vali Hanımın ricasını da dinlemeden, İasos’u terk etmiştik. Ki ‘her zamanki gibi’ birbirimizi çok sevmesek de gittiğimiz haberi “yazmayalım” diye karar alıp haberleştirmediğimiz de çok olmuştur.

Muğla Basınının saygınlığına hiç halel getirmezdik…

Dürüst ve ilkeli bir duruşumuz, mesleğin saygınlığını koruma güdümüz vardı. Elbette bugün de bu hassasiyette meslektaşlarımız var, ama benim anlatmaya çalıştığım bir gazetecinin bireysel tutumu değil, anlatmaya çalıştığım bizim ve bizden önceki neslin bu anlamda ‘toplu davranış” sergileyebilmesidir. Bu bir “gazetecilik kültürü” …

Güzideler, Esmalar il merkezinde “yeni nesil gazeteciler” … Aralarında benim gibi alaylılar olmakla birlikte okullularda var. Ancak gazetecilik okullarında gazetecilik okutulur da “kültürü” okutulmaz. O ‘kültür’ çalışılan kurumlarda ağabeylerden ablalardan alınır. Daha doğrusu aktarılır

İşte bu yüzden o devrilen “gaf çamının” altında ben de kaldım. Kültürü gençlere aktaramamışız…

*

Sadece ben değil, o gaf çamının altında iki cemiyet başkanımız Süleyman Akbulut ve Cem Kaytan da kaldı. Çünkü bugün “İl Özel İdare Müdürlüğü” olmadığı gibi o günlerden Bodrum’da Yaşar Anter, Miyase Hakalan, Milas’ta Mehmet Akdemir ve Nevzat Çağlar Tüfekçi, Marmaris’te Mustafa Sarıipek, Fethiye’de Erol Dolu, Menteşe’de ben Kazım Tokuç, Bekir Tosun, Cem Kaytan, Süleyman Akbulut kaldık.

Nesilleri bir araya getirebilecek, o kültürün aktarılıp yaşatılabileceği tek mekân ise meslek örgütlerimiz cemiyetlerdir. Bir densiz beni diline doladığında Muğla Başını il genelinde ayağa kalkmış ve bu “kendiliğinden ayağa kalkışta” eski günleri de anımsayıp çok mutlu olmakla birlikte umutlanmıştım.

Yanılmışım, o gün “gazetecilik kültürü” uyanmamış. Başka bir şey olmuş. Yoksa Süleyman Akbulut arkadaşımız yerel yönetim ile yaşadığı olayda yalnız bırakılmazdı…

*

Muğlaspor’un o skandalın yaşandığı Akyaka kahvaltısında iki basın örgütünün başkanları olmadığı gibi sanırım yönetimlerinden de temsilci yokmuş. Davet edilmemiş de olabilirler. O gün kahvaltıdan sonra cemiyet başkanlarından ‘protesto’ beklerken Cem Kaytan arkadaşımızın “Yalçın Koşukavak’tan Muğlaspor için kritik uyarı: Bu ligdeki en dezavantajlı takımız” başlıklı haberi geldi. Cem Kaytan sosyal medya hesabından paylaştığı haberinde “Muğlaspor ailesi bugün Akyaka Vira Vira Restaurant’ta düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi. Kahvaltı sonrası Teknik Direktör Koşukavak Muğlaspor takımın Trendyol 1. Lig’deki durumunu değerlendirirken yalnızca saha sonuçlarına değil, kulübün yapısal sorunlarına da dikkat çekti.” diyerek, uzun ayrıntılar veriyordu.

Olmadığı kahvaltı ve skandal basın açıklamasının haberini adeta “Muğlaspor Muhabiri” gibi veren Cem Kaytan arkadaşımız haberin sonunda “Dip Not” ara başlığı altında da “Basın toplantısı öncesi kadın gazetecilere yönelik, ‘Daha önce basın toplantısında bu kadar bayan görmemiştim. Bilsem kısırımı da altını mı da alırdım, gün yapardık. Sizde şimdi soru da yoktur’ sözleri toplantı öncesi espri olarak da söylense hiç de hoş olmayan cümleler. Yalçın hocam Muğla’daki basın sektöründe neredeyse tüm gazetelerde kadın gazeteciler çoğunlukta. O nedenle bu arkadaşlarımıza alışacaksınız. Siz işinizi yapın, kadın gazetecilerde işlerini yapsın.” diyerek lütfetmiş…

*

Muğlaspor Teknik Direktörü Yalçın Koşukavak’ın kadın gazetecilere yönelik sözlerine ve ardından Muğlaspor Kulübü tarafından yapılan açıklamaya tepki gösteren” bir yazılı açıklama yapan Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut ise “Cinsiyetçi yaklaşımların ‘espri’ ya da ‘samimi ortam’ gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını” savunarak şu ifadelerde bulundu:

Bir spor adamının, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla o toplantıda bulunan kadın gazetecileri; sırf sayıca yoğun olduklarını fark ettiği için ‘kısır günü’ ve ‘altın günü’ gibi klişeleşmiş söylemlerle küçümsemesi, mesleki kimliklerini alaya alması hiçbir koşulda kabul edilemez bir tutumdur. Kadın gazetecilerin sahada, haberin olduğu her mecrada yoğun biçimde yer alması; yadırganacak, hafife alınacak veya ‘espri’ malzemesi yapılacak bir durum değil, aksine mesleğimiz adına gurur duyulması gereken bir zenginliktir. İlgili şahısları ve kurumu, olayın vahametini ‘espri’ diyerek hafifletmekten vazgeçmeye; meslektaşlarımızdan ve kamuoyundan kelime oyunlarına sığınmadan, samimi bir özür dilemeye davet ediyoruz.

Meslek örgütü” açıklaması böyle olur…

*

Tabii “meslek örgütü” açıklaması nasıl olur, aynı zamanda Ege Gazeteciler Federasyonu Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkan Yardımcısı da olan Muğla Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cem Kaytan da bilir. Ki Akbulut’un açıklamasının ardından Ege Gazeteciler Federasyonu Başkanı olarak “Gazetecilere yönelik tehdit, hakaret ve haber kaldırma baskısı kabul edilemez” başlıklı bir açıklama paylaştı.

Açıklamada, bir yayın nedeniyle Dijitalgaste.com Genel Yayın Yönetmeni ve Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ümit Özmen ile MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin arasında geçtiği iddia edilen “‘Sana o haberi kaldır diyorum’, ‘Karşıma çıkma’ ve ‘Karşıma çıkarsan görüşürüz’” şeklindeki” ifadeler için “doğruysa” denilerek tepki gösterilmiş. Metnin sonunda “Gazeteciler siyasetçilerin hoşuna giden haberleri yapmak için değil, kamuoyunun doğru ve özgür biçimde bilgilendirilmesi için görev yapmaktadır. Ege Gazeteciler Federasyonu olarak meslektaşımız ve Genel Başkan Vekilimiz Ümit Özmen ve muhabir arkadaşımız Gamze Eskiköy ile Dijitalgaste.com çalışanlarının yanında olduğumuzu, gazetecilerin tehdit ve baskıyla susturulmasına hiçbir koşulda sessiz kalmayacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.” ifadesine yer verilmiş.

Güzel bir açıklama, “Haber kaldırma baskısı” ebette kabul edilemez. EGF olarak Dijital Gaste için gösterilen duyarlılık keşke MBGC olarak da Mabolla Medya için gösterilmiş olsaydı. Yayından kaldırıldığı anlaşılan Süleyman Akbulut arkadaşımızın programı hakkında da aynı hassasiyetin gösterilmiş olması halkta ve bizde objektiflik ve güven duygusunu karşılardı.

Bir meslek örgütü meslektaşına sahip çıkmıyorsa, orada küçümsemek için gazetecinin cinsiyetine de bakılmaz… Üzgünüm Cem Kaytan arkadaşımız o devrilen “gaf çamının” altında fena kaldı…

*

Bazı cümleler vardır, “yanlış anlaşıldım” diyerek üzerini örtemezsiniz. Hele o sözler, kadınların emeğini, mesleğini ve kimliğini küçümseyen bir anlayışın dışavurumuysa… O zaman mesele artık bir kişinin ağzından çıkan birkaç cümle olmaktan çıkar. Mesele, o cümlelerin karşısında kimin sustuğuna dönüşür.

Hoca” denilen kişi “Bilsem kısırımı da altınımı da alırdım, gün yapardık. Sizde şimdi soru da yoktur” diyor, ama orada bulunan kadınlar basın toplantısına “gün yapmaya” gitmedi. Kalemleriyle, mikrofonlarıyla, kameralarıyla gazeteci olarak gittiler. Üstelik her gün aynı kadın gazeteciler Muğla’nın siyasetçilerini, belediye başkanlarını, kurum yöneticilerini takip ediyor. Onların açıklamalarını haberleştiriyor. Sorularını soruyor. Haberlerini yapıyor. Kamuoyunun bilgilenmesini sağlıyor.

Bugün o kadın gazetecilerin mikrofonuna ihtiyaç duyanlar, konu kadın gazetecilerin onuruna geldiğinde neden birdenbire sağırlaşıyor?

Seçim dönemlerini hatırlıyorum. Kadınlar ne kadar kıymetliydi! Kadınların siyasette daha fazla yer alması gerektiğinden, eşitlikten, kadın emeğinden, kadın özgürlüğünden, kadınların toplumdaki yerinden bahsedilirdi. Ne güzel cümleler kurulurdu. Peki şimdi?

Muğla’nın merkezinde kadın gazetecilerin mesleki kimliğini cinsiyet üzerinden küçümseyen sözler söyleniyor. Ve Muğla’nın bazı seçilmiş temsilcilerinden çıt çıkmıyor.

Muğla’nın ilk ve tek kadın ilçe belediye başkanı Gonca Köksal ile kadın milletvekillerimiz Gizem Özcan ve Süreyya Öneş Derici ile Cumhur Uzun, Kadem Mete, Yakup Otgöz, Metin Ergun, Selçuk Özdağ, Büyükşehir Başkanımız Ahmet Aras ve siyasi parti yöneticileri… Sözüm doğrudan size: Neredesiniz?

Hepiniz o bir kendini bilmezin devirdiği gaf çamının altında kaldınız… Hep birlikte kaldık…

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ; Kuzu gibi olun diyorlar / büyüyüp ortaya çıkınca / koyun gibi gütmek için sizi. --Can Yücel