En değerli öğrenme ise bizzat deneyimleyerek öğrenme. Gönül Dağı dizisinde her hafta bir kahramanın, " Ben falan, bana bu hayattan ne öğrendin derseniz ." diye başlayan iç konuşmalarından ilhamla iş hayatından ve kurumsal ilişkilerden öğrendiklerimi geçen hafta sizlerle paylaşmıştım. Gözlemlerimi paylaşmaya bu hafta da devam edeceğim.
Kurumsal yaşamda bazılarının iş performansı yerine sahne performansı ile konumlarını güçlendirmeye çalıştığını, işteki yetersizliğini sahne başarıları ile gizlemeyi başardığını gördüm.
Ve iş performansı kadar iyi ilişkiler kurmanın ve kurumsal hiyerarşi sınırları içerisinde kurulan sağlam iletişimin de çok önemli olduğunu öğrendim.
Düşük rütbeli çalışanların önemli açılımlar sağlayan, sorunları hafifleten, heyecan yaratan bilgi ve fikirlere sahip olabildiğini; ancak çoğu kez bu bilginin ve fikrin üst yöneticilere iletilemediğini ya da ara kademeler tarafından görmezden gelindiğini ve bunların üst kademelere taşınmasının engellendiğini gördüm.
Ve dile getirmesi gerektiğine inandığı konuları, öncü fikirleri, sorunun çözümüne dair planları üst yöneticilerle paylaşma konusunda alt kademelerde çalışanlara kanallar açılması gerektiğini öğrendim.
Bir görevi yerine getirmek için sahip olunması gereken bilgi ve deneyime başkalarının da sahip olabildiği düşüncesine tahammül edemeyen, taban girmeyi iyi beceren eşdüzey çalışanlar olduğunu gördüm.
Ve kurumsal yaşamda iş deneyimini arttırmadan önce, çelmelerden kendini korumanın ve taban giren rakip oyuncudan kurtulmanın yollarını öğrenmek gerektiğini öğrendim.
Bürolarda, ofislerde işten çok o ortamda bulunmayan birileri hakkında konuşulduğunu, dedikodu yapıldığını, olayların ve sözlerin bencil duyguların süzgecinden geçirilip servis edildiğini gördüm.
Ve sizin ne dediğinizin ne yaptığınızın önemli olmadığını, önemli olanın(!) kişilerin çıkarları ve bu çıkarlara hizmet eden şeyler olduğunu öğrendim.
Kurumsal organizasyonun aksine kurumlarda organize bir riyakarlığın olduğunu, herkesin önceliğinin iyi görünmek ve iyi göstermek olduğunu gördüm.
Ve buralarda tutunmanın yolunun iyi iş çıkarmaktan ziyade mevcudu iyi göstermek olduğunu, bunun için de aranızın kelimelerle iyi olması gerektiğini, sayılarla iyi dans edebilmeniz gerektiğini öğrendim.
İnsanların ciddi bir ahlaki körlük yaşadığını gördüm. Kendine rakip olarak görülen insanların, kendisine ve koltuğuna prim getirmeyeceğini düşündüğü projelerin, rutini bozan üretken çalışanların, üstlerin beceriksizliğini ortaya çıkaran astların görmezden gelindiğini gördüm.
Ve ötekileştirmeden, itibarsızlaştırmadan kurtulmanın yolunun "suya sabuna dokunmadan" vasat bir performans sergilemekten geçtiğini öğrendim.
Amirin verdiği görevin, istediği çalışmanın amirin istediği süre içerisinde değil astların ya da ara kademe yöneticilerin canının istediği zamanda sonuçlandırıldığını gördüm.
Ve hedef olmak istemiyorsan, ithamlara maruz kalmak istemiyorsan kurulu düzene ayak uydurman gerektiğini öğrendim.
İnsanların; arkadaşlarının, dostlarının yaptığı işlere son derece ilgisiz olduğu, bütün ilginin ilişkilere odaklandığını ve herkesin yaptığı en iyi işin niyet okumak, dedikodu yapmak, şikâyet etmek ve senaryo yazmak olduğunu gördüm.
Ve işinden daha ziyade niyet okuma ve senaryo yazma konusunda yetenekli(!) olmak gerektiğini öğrendim.
İnsanın yaşadığı en büyük acının coşkusunu kaybetmesi, coşkuyla yapılan işin bir süre sonra anlamını yitirmesi ve yapılan işin değerinin bilinmemesi olduğunu gördüm.
Ve yeni heyecan, yeni coşku, yeni anlam için yeni yolculuklara çıkmak, yeni kapılar aralamak gerektiğini öğrendim.
Yanınıza yaklaşanların niyetinin kolunuza girmek değil, ilk fırsatta çelme takıp sizi düşürmek olduğunu gördüm.
Ve öğrendim ki herkes öyle birilerinin canı istediğinde seferden kaldırabileceği bir gemi değil.