Geçen hafta Cuma günü PKK, Irak’ın kuzeyinde, Süleymaniye’nin 50 km batısındaki ‘İngiliz emperyalizmi’ne karşı Osmanlı’nın yanında yer alan ve savaşan Iraklı Kürt Beyi’nin sığındığı tarihi Casene Mağarası’nda düzenlenen seremonide 15’i kadın, 15’i erkek 30 teröristin silahlarını yakarak imha etmesi için “Tarihi olay” ve o günle ilgili de “Tarihi gün” diyenler; bunu kabul edenler ve etmeyenler var.

Bence de tarihi bir gündü. Ki 40 yıl, 10 ay, 26 gün süren kan, gözyaşı ve ihanet zamanlarında da benzer günler oldu. Sonu benzemesin...

Hafta sonunda Cumartesi günü de gözler Kızılcahamam Kampı’na çevrildi. Muğla’dan o kampa herkesin baktığı gözle bakmayanlar vardı. Onlara göre “sırasıymış gibi”, Muğla Milletvekilleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘buluşacaklar’ ve Muğla’ya “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın neşteri gelecek”... Allah daha büyük dert vermesin!

Geçen hafta bunu duyduğumda beni bi gülmek almıştı... “Beni bi gülmek aldı” ifademe kızıldığını biliyorum. Ne yapayım, ülke tarihi günlerden geçerken bu ‘beklentiye’ gülünmez de ağlanır mı?

Ben yine de bu beklentiye katılıyorum, daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın neşteri ile Muğla’da mıntıka temizliği başlamıştı. Temiz bir yapılanma için de o neşter bir kere daha elzemdir.

Erdoğan’ın Kızılcahamam Kampı’ndan yaptığı konuşma içinde “tarihi konuşma” nitelemesi yapıldı. Bence de tarihi bir konuşmaydı... 15 Mart 2015’deki “Ne Kürt sorunu kardeşim” ifadesini anımsarsak Kızılcahamam’da yapılan konuşma gerçekten tarihi bir konuşmadır...

+

Geçen hafta Cuma günü barış adına belki de en somut, ‘çözüm sürecinden’ daha gerçekçi ve ayağın yere bastığı somut adımlara tanıklık ettik. Umutlandık... Ama kuşkularımız da var... Çünkü çok aldatıldık, çok kullanıldık, çok yorulduk... Tarihi Casene Mağarası’ndan çıkıp gelişlerini, silahların yakılışını izlerken “Bu kadar kolaydı madem neden bu kadar geç kalındı?” demekten kendimi alamadım...

Kimine göre 50 bin kimine göre 60 bin kişiyi neden canından ettik? Bebekler, öğretmenler, dağdaki çoban neden katledildi? Milyonlarca kişi neden malından mülkünden edildi? Kürtüyle Türküyle 81 milyonun geleceği neden karartıldı? Tahir Elçi ve Gaffar Okkan neden katledildi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kızılcahamam konuşmasında “41 yıllık parantez kapanıyor” diyordu. Daha dün Öcalan için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne “Al as..” diye yağlı urgan atan Devlet Bahçeli’nin şaşırtıcı söylemleri ve “Terörsüz Türkiye” mottosuyla başlayan ‘sürecin’ başarıyla sonuçlanmasını isteyenlerdenim. Ancak bilmek de istiyorum; neden, ne değişti?

Emperyalizm ve Siyonizm PKK’yi kullanmaktan vazgeçmiş olabilir, Türkiye’yi bölüp parçalamaktan, Atatürk’ü ve O’nun bıraktığı ‘ulusalcılığı’ yok etmekten, Sevr’i yeniden hayata geçirmekten vazgeçmiş olabilir mi?

Umarım bu soruların yanıtını parlamentoda başlayacak görüşmeler sırasında alırız...

+

Gerildik galiba... Kurtuluş Oğan Hocamın paylaşımı ile biraz gevşeyelim...

Söze “İki yıl önce onlar kazanırsa Apo’yu serbest bırakacaklar diyorlardı. Şimdi ise bunlar barışa karşı diyorlar.” diye başlayan Kurtuluş Oğan Hocam o an aklına gelen o ünlü fıkrayı şöyle anlatmış:

İki eski dost, yıllar sonra bir araya gelir ve sohbet etmeye başlarlar. Laf lafı açar, konu çocuklara gelir. Dostlardan biri, diğerine kızının ne iş yaptığını sorar. Adam büyük bir gururla anlatmaya başlar:

‘— Sorma, bizim kız okulu bitirdikten sonra hemen bir şirkette işe başladı. Zekası ve çalışkanlığıyla kısa sürede fark edildi, şefi maaşına zam yaptı. Oradan daha büyük bir şirketin sahibi keşfetti, daha yüksek bir maaşla transfer etti. Hatta ona bir de ev aldı. Şimdi o kadar değerli ki, işlerini evden yürütüyor, yorulmasın istiyorlar.’

Adam bir an duraksar ve karşısındakine ‘Peki, senin kız ne yapıyor?’ diye sorar. Diğer adam buruk bir tebessümle ‘Bizim kız da orospu oldu ama, ben senin kadar güzel anlatamadım.’ diye karşılık verir...

Aslında buraya hani şu tezek paylaşılan “Yaylı Memet” fıkrası da yakışırdı. Hani şu “Ağam biz bu poku neden yedik?” diye biten.. Uzun fıkra, bir başka zaman paylaşırız...

+

Önceki gün haberlerde KCK Eşbaşkanı Bese Hozat’ın 92 yaşında olduğu belirtilen annesi Geyik Oran’ın fotoğrafı vardı. Yaşlı ‘ananın’ yüzü okuyabilene çok şey anlatıyordu. Kod adı ‘Bese’ Hülya Oran örgüte 16 yaşında katılmış. Bir insan kendisini bu yaşta bir ideale nasıl adayabiliyor ise (!) artık, dağlarda geçen bir ömür... Ateş kazanına silah ve mühimmatını atarken de önderlik yapan Bese’nin hüzünlü yüzünden de “Neden?” sorusu okunuyordu... Neden? Bugün neden sorusu kimde yok?

Pazar günü çıkan haberlerde, Bese’nin Tunceli/Hozat’ta yaşayan 92 yaşındaki anası Geyik Oran, “PKK medyası veya Barzani kanalı” olarak nitelendirilen haber kanalı ‘Rûdaw’a “Biz öldü biliyorduk. Kaç yıldır evden çıkmış, görmedim. Keşke bu yaşananlar doğru olsa ama hala inanamıyorum. Ona bedenim feda olsun. İki kurban da keserim, 7 kurban da keserim kızımı yeter ki göreyim.” diye açıklamış...

Haberi doğrulamak için Google da dolaşırken 11 Temmuz 2013 tarihli bir haberle karşılaştım. Geyik Oran, o zamanda “Barış gerçekleştiğinde kurbanlar keseceğim. Ölmeden kızımı görebilirsem gözüm açık gitmez” ifadesinde bulunmuş...

+

Bütün bunlar olup biterken CHP ne yapıyor?

CHP çok meşgul... Kafasını kaldıracak hali yok. Onlar “İmamoğlu’nu kurtamakla” ve “Maden Yasasını geri çevirmekle” meşgul...

Ülkemiz ise gerçekten tarihi günlerden geçiyor.

Vatanı kurtarmış, Misakı Milli sınırlarını çizmiş, Cumhuriyeti kurmuş, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” idealini ve “Ulusalcı Halkçı Devlet” kavramını yaşama geçirmiş bir parti “deve kuşu” gibi mitinglerde dolaşıyor!

O kadar değil tabii... CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır önceki gün “Bugün Cumhurbaşkanı çıkıp açıklama yapıyor her şeyi söylüyor ama adaletten bahsetmiyor” dedi. Bir de Özgür Özel’den Mayıs ayında edilmiş, aklımda kalan “Silah bırakmaya evet, Lozan ve Anayasa tartışmasına hayır” ifadesi var. Tabii bu da bir şey...

Cumhurbaşkanı Erdoğan “İlk adım olarak TBMM'de komisyon kuracağız. Sürecin yasal çatısını Meclis çatısı altında konuşmaya başlayacağız. Daha güzel şeyler olacak. İnşallah mümkün olan en geniş katılımla Meclis'imizin de bu hayırlı süreci desteklemesini temenni ediyoruz.” da diyordu. ‘Çözüm süreci’nden farklı bir süreç işliyor...

+

Bu “süreç” TBMM’ne taşınıyor. Bazı partiler görüşmelere katılmayacaklarını açıkladı.

Allah’tan CHP bu saçma boykota katılmadı. Kafalardaki sorular burada yanıt bulacak. Kuşkular burada ya giderilecek ya da giderilmeyecek. Ki, KCK Eş Başkanı Bese Hozat’ın gözlerinde okuduğumda öyleyse eğer kuşkularım da haksız sayılmam... Tarihi mağaranın önünde okuduğu silah bırakma açıklaması sona erdiğinde Bese Hozat, “Ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var” diyordu...

Ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var” ifadesine benim gibi başka takılan oldu mu bilmiyorum, ama “hukuksuz barış” olmaz... Ali Mahir Başarır’ın “Adalet” talebi yetmez... Mesele “İmamoğlu’nun özgürlüğü” meselesi değildir... Mesele “demokratikleşme” meselesidir.

Kürtler Anayasa önünde eşit olmadıklarını söylüyorlar da Türkler eşit mi? Kürtler sömürüldüklerini söylüyorlar da Türkler sömürülmüyorlar mı?

Bu ülkenin kaynakları bu “ülkenin insanları” tarafından kullanıldığında, bu ülkenin milli hasılası “ülkenin insanlarına” adil paylaştırıldığında, liyakat tesis edilip, eşit işe eşit ücret sağlandığında, bu “ülkenin insanlarının” şafak sökmeden kapıları çalınmadığında, Avrupa’da kullanılan demokratik hak ve özgürlüklerin tamamı bu “ülkenin insanları” tarafından kullanıldığında emperyalizm ve siyonizm dışında kimsenin “teröre ihtiyacı” kalmaz...

Terörsüz Türkiye bu “ülkenin insanlarına” yakışır...

+

Geyik Oran anayı 92 yıl yaşatan bu “evlat hasreti ve kavuşma umudu” olsa gerek...

Doksanı bırakın, seksenini, yetmişini “kahrından, acısından” göremeyen şehit anaları da var...

Ben kimsenin daha 14’ünde, 16’sında kızların, oğlanların dağlarda olmasını; Mehmetçiklerin arkalarında sadece analarını değil, nişanlılarını, eşlerini ve çocuklarını bırakmasını isteyebileceğini sanmıyorum.

Yeter artık... Gerçekten Kürtler de Türkler de hepimiz çok yorulduk...

Sizleri bilmem, ama ben ‘umutlanmak’ istiyorum, Geyik Oran ana hesabı “Terörsüz Türkiye’yi görmeden ölürsem gözüm açık gidecek”...

“Umudun yok mu?” diye soruyorsunuzdur.

Elbette var. Umutsuz yaşanır mı? Geçen Cuma günü yaşananlardan sonra umutlarım daha da büyüdü.. Umutlarım var, ama sorularım ve kuşkularım da var... Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “tarihi konuşmasından” ben de kalanlar özetle şöyle:

Bir fırsat penceresi açıldı.”.. O pencereden ne görülüyor? “Terörsüz Türkiye projesi, açık söylüyorum bir müzakerenin, bir pazarlığın, bir al ver sürecinin neticesi değildir.”.. İnsan düşünmeden edemiyor, 40 yıl, 10 ay, 26 gün süren onlara göre ‘silahlı propaganda’nın bana göre ‘terörüm’ sonunda PKK’nin “kazanımı”ne oldu? Silah bırakmalarının kazanımı ne olacak? Salt “Emperyalizme ve siyonizme karşı doğru tarafı seçmiş” olamazlar... “Türkiye'nin her hanesi ay yıldızlı bayrağımızla donatılmalı. Türkiye kazanmıştır, milletim kazanmıştır. Türk, Kürt, Arap, 86 milyon her bir vatandaşımız kazanmıştır.”.. Her yerin ay yıldızlı bayrağımızla donatılması güzel olurdu.. Olmalı da, ama ‘Arap’ nereden çıktı? Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmalarında hep “Kürt, Türk, Laz, Çerkez” demez miydi? “Türk, Kürt, Arap eğer bir aradaysa, birse, beraberse işte o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır.”.. Biz Araplar ile nerede beraber olduk. Hep hançerlenmedik mi? “Altını çizerek söylüyorum, Cumhur İttifakı olarak AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM heyetiyle de birlikte bu süreci evelallah pişirerek geleceğe taşıyacağız.”.. Öteki partiler yok mu sayılıyor? İç cepheyi nasıl güçlü kılacağız? En önemlisi Öcalan bu sürecin neresinde ve bir “süreç” varsa bunun paradigmaları ne?

Umarım bütün bunlar TBMM’nde açıklığa kavuşur...

Bir orman yaratmak istiyorsanız ilk fidanı dikeceksiniz... Casene Mağarası önünde bir fidan dikildi... Onu kırmamalıyız...

+

Kızılcahamam da milletvekillerinin bu konularda bilgilendirildiklerini biliyor ve memleketlerine dönüp partililerine ve özellikle şehit, gazi yakınlarına ve halka bunları anlatmaları için salık verildiğini düşünüyorum. Bizleri aydınlatmalarını bekliyoruz...

Tramp ‘Nobel’ peşinde koşuyor. Eğer Erdoğan Bahçeli ile birlikte “Terörsüz Türkiye”nin yanına bir de “Demokratikleşmiş Türkiye”yi koyabilirse, inanıyorum Nobel Erdoğan ve Bahçeli’nindir...

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ; Herkesin aynı yalana inanıyor olması, onu gerçek yapmaz. --Ahmet Ümit