“Mutlak butlan” kararı önceki gün çıktı.

Karara göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlutedbirli” olarak partisinin genel başkanlığına iade edildi. Aynı karara göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin 8. Genel Başkanı Özgür Özel’in genel başkanlığı “tedbirli” olarak sona erdi.

Bu mahkeme kararı ile CHP 4-5 Kasım 2023 tarihine döndü.

Bu tarih itibariyle Av. Remzi Kazmaz’ın YDK Üyeliği düşüyor. Muğla Milletvekili Parti Meclisi Üyesi Süreyya Öneş Derici’nin yerine Muğla Milletvekili Av. Gizem Özcan geliyor. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında İl Başkanı seçilen Av. Zekican Balcı yeniden İl Başkanlığına dönerken, İl Başkanı Nail Kızıl da Menteşe İlçe Başkanlığına dönüyor.

Milletvekilleri ile ilgili bir sorun yok. Ancak 4-5 Kasım 2023 tarihinden sonra seçilen belediye başkanlarının durumu tartışmalı. Aslında “Mutlak butlan” kararı da tartışmalı. Hukukçular ikiye bölünmüş bir durumda…

Ama Kemal Kılıçdaroğlu dün CHP’nin avukatlarından üçünü azlederek görevine başladı… Şu anda resmen genel başkan…

*

Mutlak butlan” kararı yeni bir karar değil.

Kararın çıktığı mahkeme; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi (istinaf mahkemesi) …

Kararda 4–5 Kasım 2023’teki CHP 38. Olağan Kurultayı’nın “mutlak butlan (kesin hükümsüzlük)” nedeniyle iptal edildiğine hükmedildi. Kurultayın yok sayılmasıyla birlikte: önceki yönetime dönüldü. Kılıçdaroğlu ve önceki parti organlarının görevine iadesi gibi sonuçlar yazıldı.

Burada önemli nokta şu; bu karar ilk derece mahkemesinden değil, Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) seviyesinden geldi. Yani olay ilk olarak asliye hukukta açılan davalardan geldi ama “butlan” yönündeki kritik değerlendirme istinafta şekillendi.

Ve son şekliyle çıkan kararın çıkacağı belliydi… O günden beri hukuksuzluk tartışması, “siyasaldır” savı yapılıyor.

CHP yöneticilerinin buna karşı ne hazırlığı oldu? Üst mahkemeye itirazın dışında bir şey yapılmadığı gibi, olası sonuca karşı bir hazırlık da yapılmadı.

Yapılması gereken Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında “diyalog” ortamının yaratılmasıyla atılacak adımlar olabilirdi.

Sonuçlanan yargı sürecinde bu yapılmadı. Engellendi… Bugün yapılması gerekiyor ve Kılıçdaroğlu karar çıkar çıkmaz Özgür Özel’i telefonla aradı, ama telefon açılmadı.

Özgür ÖzelO telefon eğer yargının bu kararını meşrulaştırmaksa ben o kararla uzlaşmam.” dedi. Ayrıca: “Dönüp de ne konuşacağız?” ifadesinde bulundu.

Oysa CHP’nin geleceğini konuşmak her ikisinin de sorumluluğudur…

*

İki gündür yaşanan uzlaşmazlık birilerinin ekmeğine yağ sürüyor…

Ben şahsen Kılıçdaroğlu’nun derdinin Özgür Özel olmadığını düşünenlerdenim.

Kılıçdaroğlu son açıklamalarından birinde CHP’nin “kutsal bir emanet” olduğunu söyledi. Partiye yönelik yolsuzluk ve kirlenme iddialarına karşı sert bir dil kullandı. “Gerektiğinde arınmasını da bilir” diyerek partinin kendi içinde temizlenmesi gerektiğini vurguladı. “Emanete kara çalınamaz” ve “bu çınar haramın sığınağı olamaz” ifadelerini kullandı.

Ayrıca: Siyasetin “temiz ve vicdani” yürütülmesi gerektiğini, CHP’nin bu konuda daha hassas olması gerektiğini belirtti.

Özgür Özel ise bu ifadelere tepki gösterdi. Tartışma çıktı.

Kılıçdaroğlu’nun sözleri bazıları tarafından “doğru bir öz eleştiri”, bazıları tarafından ise “parti içi gerilimi artıran çıkış” olarak yorumlandı.

Ben hem doğru bir öz eleştiri hem de parti içi gerilimi artıran çıkış olarak görüyorum.

Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığında “partinin arınmasına” yönelik adımları atacağını bekliyorum. Doğrusu bunu birlikte yapıp, partiyi birlikte kurultaya götürüp, erken veya zamanında seçimlere hazır etmeleriydi... Ancak uzlaşmazlık devam ederse CHP bölünmenin eşiğinden bölünmeye adım atacaktır…

O zaman bunun sorumlusunun kim olduğunun da önemi kalmayacaktır…

*

Evet, “Mutlan butlan” kararı tartışmalıdır. Demokrasiye gölge düşürücüdür.

Bu tartışmalar sonunda ya doğru yol bulunup kararın yarattığı kriz fırsata dönüşecektir ya da CHP bir kere daha bölünecektir.

Geçmişte yaşanan bölünmeler CHP’yi belki iktidardan etmiştir, ama yok etmemiştir. Bu sefer öyle görünmüyor. Bu sefer CHP’nin bölünmüşlüğü CHP’yi iktidardan etmekle kalmayıp, yok oluşuna da neden olabilecektir.

Gündemde “Terörsüz Türkiye” meselesi ile “Anayasa değişikliği” meselesi de vardır. Bu meseleler CHP ile aşılabileceği gibi CHP’siz de aşılabilecektir. “Biz Cumhuriyet kuran partiyiz. Kurtuluşun ve kuruluşun partisiyiz” diye böbürlenmekle olmuyor. Böyle bir parti olmanın sorumluluklarının da farkında olmak, gereğini yapmak gerekir. Yoksa sonuçlarına hep birlikte katlanırız…

O gerek, dün partinin kaderini birlikte belirlediğiniz genel başkanınızın telefonuna çıkmamak değildir. Tam tersine o gerek el ele vermeniz ve birbirinizi dinleyebilmeniz ve birlikte konuşabilmenizdir. Hatta gerekiyorsa kapalı kapılar ardında kavga da edebilmenizdir.

Mutlan butlan” kararını yok hükmünde sayıp, “Hukuki değil, siyasidir” deyip “hukuki” itirazda bulunmak çözüm değildir. Nitekim yapılan itirazlardan birine dün yıldırım hızı ile “ret” geldi.

Evet “Mutlak butlan” kararına itiraz edilebilir, kimi hukukçular “Özgür Özel bu olayın mağduru olarak itiraz edebilir” dese de itirazı genel başkan yapar ve dünden beri Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu

Karar elbette eleştirilebilir, herkes eleştiriyor. Ama eski Genel Başkanının fotoğrafını indirmek, telefonuna çıkmamak neye yarar? Ne dersen de ne yaparsan yap ortada resmen bir karar var… Hukuki olarak yapabileceğin yok…

*

CHP eski Genel Başkanı Özgür Özel’in “Bu karar hukuki değil siyasidir” demesine sonuç itibariyle katılmamak mümkün değildir.

Peki siyasi bir karara karşı hukuki mücadele ile sonuç alınır mı?

Alındığı görülmüş değil…

Siyasi karara karşı siyasi mücadele verilir. “Partiyi terk etmeyeceğiz” diyerek, bunu yaparak siyasi mücadele yapılmaz. Suç işlemiş olursunuz o kadar. Nitekim önceki gece Muğla’da da il binasında nöbet başlatıldı. Dün sabah aynı yerde kimse kalmamıştı, bir masa ve birkaç kişi vardı!

Kemal Kılıçdaroğlu tedbirli mahkeme kararı ile “Genel Başkan yetkilerini” dün kullanmaya başladı. O yetkileri ile Kılıçdaroğlu partiyi 45 günde kurultaya götürebileceği gibi genel başkanlık koltuğunda bir yıl oturabilir de... Hatta genel başkanlığında partiyi kurultaya değil, genel seçimlere de götürebilir!

Doğru neyse o doğrunun hayat bulması için diyalog, uzlaşma şart… Bu da İmamoğlu’nun değil, Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel’in işidir, sorumluluğudur

*

Önceki gün ve dün herkes bir şeyler söyledi… Herkes öfkesini, kinini kustu. İyi niyetli istekler, uyarılar duyulmadı. İşte o kakafoni içinde Datça’dan Sevgi Ulcay’ın paylaşımı kardelen gibi geldi:

Artık olan hiçbir şeye şaşırmıyorum da, insan yine de bazılarındaki utanmazlığa hayret ediyor... Ne güzel yahu; söv, say ama kendine bu rezillikte hiçbir pay biçme. Hiç sorumlu hissetme. Sanki hiçbir suçun yokmuş gibi davran…

Sanki zamanında KK’ye methiyeler düzüp, “Gandhi” ilan edip, ardından otobanlar eskitip, eleştireni hain ilan etmediler... İnsanların iradesini kendi taraflı ve yarım akıllarıyla ipotek altında görmediler… Hiçbiri tutmayan siyasi analizlerini ortalığa saçmadılar...

Ahkam kesmediler... Hep yanıldılar ama hep her şeyi biz biliyoruz demediler… “Şimdi zamanı değil”, “Kol kırılır yen içinde kalır” diye diye karşı çıkan, farklı düşünen herkesin sözünü, sesini, aklını bastırmaya çalışmadılar…

Çünkü mesele sadece bugün KK’ye sövmek değil… Tek sorumlu da o değil… Asıl sorumlular; yıllarca Deniz Baykal’a, sonra Kemal Kılıçdaroğlu’na neredeyse “Mesih”, “Gandhi” muamelesi yapıp bütün muhalefeti bu vasat siyaset anlayışına ve piyon liderlerine mahkum eden her dönem fanatikleri ve müritler...

Bugün yaşananların önemli bir kısmı da; kendini çok haklı ve çok akıllı sanan ama sürekli yanılan bu kullanışlı aptallığın ve mesnetsiz kibrin eseridir…

Ama sanmayın ki bunca yaşanmışlıktan, bunca kör göze parmak gerçeklikten sonra bile bir şeyler değişecek... Bu tecrübeler iyi bir yere evrilecek…

Çünkü yanlış yaptığını bilen, anlayan insanlar bile hala ilçesinden iline kadar küçük KK’lerin; vasatın, liyakatsizliğin, başarısızlığın ve ahbap-çavuş düzeninin arkasında bin bir bahane ile hizaya giriyorlar, her şeyi en çok onlar biliyorlar ve girmeye de devam edecekler…

Bu toplumda hep yalnız ve az kalacak olan ise; haklılar, gerçekler, liyakat ve ilkeler...

*

Tabii Sevgi Ulcay’a katılmayabilirsiniz, ben katılıyorum…

Çözüm ise diyalog ve uzlaşmada… Partisiz, yani örgütsüz ne hukuksal ne siyasal mücadele verilmez… Önce partinize sahip çıkın ve arınmaya karşı çıkmayın. Arınmaya gerek ver mi yok mu birlikte bakın…

Bizim için bayramlar “barış” vesilesidir. Kurban Bayramı vesile olabilir, Murat Karayalçın ve öteki akiller ara bulucu olabilir. Umarım…

--------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ: Haksızlığı alkışlayanlar, bir gün onun altında kalır. --Şair Eşref