Toplumumuzda kitap seçimi her zaman tartışma konusu olmuştur. Özellikle okul çağından başlamak üzere kişilerin yapacağı seçimlerin ona etkisi sürekli tartışılır ve şu kısa hayatımızda seçeceğimiz kitapların ne kadar özenli olması gerektiğini uzun uzun anlatırız. Modern zamanlarda karşımıza dikilen popüler kültür maalesef edebiyatımızın da tam merkezinde.

Bu yazdıklarımı bana yeniden düşündüren Taner ağabey oldu. Geçtiğimiz pazar günü Karar gazetesinde kendine ait köşesinde başından geçenleri şöyle dile getirdi.

“Altı yıl kadar önceydi. Adnan Özer benim “Edebiyatımızda Unutulanlar ve Kaybedenler” dosyamı almış, yayıncı yayıncı dolaştırmaya başlamıştı. Biri dört, beş sayfa çevirip “Yazarın piyasada ismi yok, satmaz demiş.” diğeri ise dosyanın kapağını açmadan “Bize sosyal medyada takipçisi olan gerek, kim bu moruk yaaa!” deyip evet üç adet a harfini sıralayarak konuşup, önündeki dosyayı Adnan’a doğru itmiş. Üçüncü yayıncı dosyanın içine bakmadan çöpe atmış. Dördüncüsü tam on bir ay beklettikten sonra, bana telefon açıp “Şâyet kelimelerinizi Türk Dil Kurumu’na göre düzeltirseniz kurula götürürüm.” demişti…

Yazı Taner Ay’ın eserinin akıbeti ve yayın dünyası üzerine düşünceleri ile devam ediyor. Ben burada sosyal medya fenomeni beklentili yayıncı anlayışına takıldım. Kültürün yozlaşması ve popülarite adına nitelikli bir edebiyatçının başına gelenler bizi uzun uzun düşündürmeli. Türkiye olarak biz sanatta ne arıyoruz neyi hedefliyoruz sorusunu sormalıyız? Edebiyat edebi lezzetle birlikte, tarihe not düşmeyi sağlar. Ayrıca insanı ve toplumu anlatarak meselelerin üzerine gider. Kimi zaman tarihi bir vesika olur.

Bu durumun aksine bugün kitapevlerinin raflarını süsleyen kitaplara bakınca hayal kırıklığına uğruyorum. Bana sosyal medya fenomeni lazım diyen adamların bastığı kitaplar raf satın alarak ve özellikle gençler arasında popüler hale getirilerek çok satanlar liste başına oturuyor. Sosyal medya fenomeni arayan adamın belki de saf çıkarcı kaygısı maddiyattır. Lakin şu gerçeği nasıl göz ardı edelim. Çocuklar ihtirasların, kötülüklerin, zararlı alışkanlıkların kol gezdiği kitapları okuyunca sahip olduğu zihin dünyası onu nereye sürüklüyor. Bunu düşününce içim daha çok kararıyor.

Ayrıca medeniyet iddiasındaki bir milletin sanatı öncü olmalıdır. Bugün Amerikan devleti saf ekonomik ve silah sanayisi gücüyle değil aynı zamanda dünyaya ihraç ettiği sanatla ve yaşam tarzıyla bu gücü oluşturmuştur. Tarihe not düşmüş milletin edebiyatı bir büyüğe saygıdan yoksun, saf çıkarcı beklentiye mi kurban edilmeli. Ayrıca nitelikli eserler ortaya koyan insanların yüceltileceği yere çok satan(!) eserlerin sahipleri mi yüceltilmeli?

Her şeye rağmen Türkiye kuruluşundan beri iyi edipler çıkarmış bir devlettir. Romanda, öyküde, şiirde, denemede çok kıymetli eserler ortaya koyduk. Ayrıca araştırma inceleme, arşiv-belge çalışmaları konusunda da ciddi bir ajandası olan edebiyat dünyamız var.

O zaman Taner Ay büyüğümüzün anlattıkları üzerinden yeniden düşünmeliyiz. Güçlü edebiyat damarını devam mı ettirmek istiyoruz yoksa saf çıkarcı adamların popülizm beklentilerini karşılama çabasına mı kapılıyoruz? Bu seçim belki de bir milletin düşünce dünyasını gelecek adına şekillendirecek.

Son olarak “Edebiyatın Kadıköyü” ve “Edebiyatın Suriçi” kitaplarını bu topluma kazandıran Taner Ay’a selam olsun.