Sana, Muğla_Menteşe’de bütün vakıf mallarında çökülüp garip bırakılmış bir camiden söz etmiş miydim Süheylâ?...

Anlatayım…

Muğla_Menteşe’nin ortasında garip kalmış bir cami var: Pazar Cami. Bu cami ile ilgili ilk bilgiler, 1630 yılında Muğla’ya da gelmiş Evliya Çelebi tarafından verilmiş. Çelebi, Muğla ( Menteşe) camilerinden bahseder ve bu caminin adını “Ulu Camii, Kurşunlu Camii, Şeyh Camii, Pazar yeri Camii, Osman Efendi Camii, Abdülgaffar Camii, Mustafa Efendi Camii” ile beraber “Pazar yeri Camii” şeklinde zikreder. Böylece bu caminin 16. yüzyıl sonlarında var olduğunu anlıyoruz ki Evliya Çelebi buraya geldiğinde, cami halk arasında bilinen bir cami imiş. Tabii, o zaman ibadet edilen mekân toprak bina imiş ve minaresi yokmuş. Herhalde ezan, “ezanlık” denen yapıda okunuyordu. Cami bir süre sonra biraz tahribat görmüş ki tamir ve tadil edilmiş.

Caminin, Hicri 1258 (M. 1843-43)’te Batıkzade Hacı Ahmed Ağa tarafından tadil ve tamir edildiğine dair bilgisi, kitabesinde yazılıdır:

Sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât

Muammiru Batıkzade el-Hac Ahmed Ağa

1258.H (1842-43)

1842-43 yılında tadil ve tamir edilen camiin minaresinin de Hicri 1283 yılında Köseoğlu Ahmet oğlu Hacı Yanık Mehmet tarafından yaptırıldığı kitabesindeki bilgisinden anlaşılmaktadır. Kitabede önce Hud suresi 114. Ayetindeki “şüphe yok ki güzel işler kötülükleri giderir” ifadesi yer alır ve bunu,  hayır ve hasenat sahibinin Köse Ahmet oğlu Mehmed’in yaptırdığı ve inşa tarihi bilgisi bulunur: 

İnne’l-hasenât yüzhibne’s-seyyiât

Sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât

Köse Ahmetoğlu Hacı Yanık Mehmed

1283.H (1866-67)

Bu şehir, 1344’te inşa edilen Ulu Cami etrafında kurulmaya başlamış ve Arasta’nın Ulu Cami ile beraber tesis edilmişse de sonraki zamanlarda Pazar yeri Pazar Camii ve Kurşunlu Camii arasında faaliyet göstermiştir. Yani şehir Ulu cami etrafında oluşmuş ama Pazar Camii taraflarına doğru da genişlemiş ve 40 yıl öncesine kadar Pazar burada kurulmuştur. Bunun izi hâlâ Kurşunlu caddesine Perşembe günleri açılan giyim-kuşam pazarından anlaşılmaktadır. Bugün Menteşe Belediyesi’nin sosyal tesisi olarak çalışan Zahire Pazarı da caminin hemen yanındadır ve düne kadar orada köylerden gelen ürünler satılmakta idi. Semerciler Sokak’ta demir eşyalar satan pazarcı esnafı sergileri olurmuş. Muhtemelen sebze-meyve pazarı da bu civarlarda kuruluyormuş ki cami adını buradan almış.

Caminin bulunduğu sokak 1908 yılında Kara Hafızoğlu Hacı Mehmet Ali (Bu şahıs Gökova’ya su getiren kişidir.) tarafından genişletilmiş ve karşısındaki yerde 3 göz hela ile beraber 6 musluklu bir şadırvan yaptırılmıştır. Bu şahsın oğlu Hakkı Efendi, 1929 yılında cami ile beraber şadırvanı da tamir ettirmiş ve helaya bir göz daha ilave ettirmiştir.

Bu caminin yanına Hacı Osman Efendi tarafından 1848 yılında iki katlı bir medrese inşa edilmiş ve burada  Kayıkzade Mehmet Hayri ve medreseyi daha sonra tamir ettiren Hacı Kazım Efendi ders vermiştir.

Yazımın başlığında Pazar Camii için “bir başka garip” ifadesini kullandım. Evet… Eskiden karşı sokağı da esnaf dükkânları ile dolu imiş; yani caminin etrafı kalabalıkmış. Ayrıca camiye gelir getirecek birkaç vakfı da varmış. Vakıf mülklerden biri, minareyi yaptıran Hacı Mehmed tarafından cami yakınlarında bulunan bir dükkân imiş. Bağlarbaşı mevkiinde 3 adet tarla da vakfedilmiş. Kara Hafızzade Hacı Mehmet Ağa’nın vakf ettiği iki dükkânın H.22 Muharrem 1327/M.13 Şubat 1909 tarihli vakfiyesi mevcutmuş. Ama nerde şimdi bu vakıf yerler? Kim bilir kimler nasıl çöktü bu vakıf dükkânlara ve arazilere?

Şehrin ortasında kalakalmış ve bütün vakıf binalarına çökülmüş bir cami garip olmasın da ne yapsın?

Yazımızı, bütün bu bilgileri bizlere aktaran merhum Ali Rıza Hakses (1802-1983)’e teşekkür ederek ve rahmet dileyerek bitirelim Süheylâ…