Değerli dostlarım; son iki haftadır ilçem Ula’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki kısa adı (TOKİ) olan Toplu Konut Kamu İdaresi Başkanlığınca yapılması planlanan “Konut Üretimi” konusunu siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.

Bu hafta da yine aynı konu hakkında bilgilendirme amaçlı olarak yazıma devam edeceğim.

Yazıma başlamadan bir konunun altını kalın harflerle çizmek niyetindeyim. Konu toplumu ilgilendirdiği için mutlaka bahse konu hadisenin geniş kitlelere duyurulması gerekmektedir. Bu Toplu Konut üretimi işlemi elbette ilçem Ula’da yazımı dikkatle okuyan ve beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler ve hatta “neden bu konuyu uzattı?” diyenler de olacaktır. Konu hakikaten oldukça önemli ve ilçem Ula’da yapılması planlanan “Toplu Konut”un neden ve hangi sebeplerle Ula Belediye Meclisi’nin almış olduğu (oy çokluğu ile) kararın iyice irdelenmesinde yarar vardır diye düşünüyorum.

Gerek telefon ve gerekse sosyal medya kanalıyla yazım hakkında değil, konu hakkında katıldıkları konuları ve katılmadıkları konuları tarafıma iletiyorlar ve bendeniz de bundan son derece memnun oluyorum.

Ula Belediyesi Meclisi’nin 01 Ekim 2025 tarihinde “Ekim Ayı Olağan Toplantısı” kararında “uygunsuzdur” kararına konu olan ve taa Akyaka’daki Kadın Azmağı’na bağlanan gerekçe hakkında bilgilendirme amaçlı yazıma başlıyorum. “Konuyu neden bu kadar detaylandırdınız?” derseniz, yazımı ilk defa okuyanların “nedir bu konu?” diyerek arayışa girmemelerini engellemektir.

İlçem Ula’da akar su yoktur. Ancak kış aylarında yağan yağmurların gücüne göre üzerinde bulunan iki adet göletin dolması sonucu sadece kış aylarında akan Akarca Deresi bulunmaktadır. Akarca Deresi, Ula ilçemizin kuzeybatısından çıkarak güneye doğru akar ve adına Kapız denilen, şimdilerde “Kanyon” olarak bilinen bir mevkide dökülür. Oradan da eğer geçtiği yerlerde suyunu tamamen bırakmazsa, eski adı Çaydere yeni adı Yeşilova’dan geçerek, yine yeni adı Gökova eski adı Kozlukuyu Mahallesi’nin batısından geçip Akyaka’ya, Akkavak mevkiinden geçerek denize ulaşır.

Tabii kış mevsiminde yağışların bol olması durumunda bu derenin akması gözle de görülebilir. Kış aylarında yağmurların azalması nedeniyle zaten Kanyon dediğimiz, Kapız dediğimiz mevkilerde su yollarda tükenir ve denize ulaşamaz. Hal böyleyken konuyu “Ula Kanyonu’ndan akan suların Akyaka’da bulunan Kadın Azmağı’na karışması” şeklinde değerlendirmek halen muallakta gibidir.

Şunu diyebiliriz belki: Ula, denizden 640–650 metre yukarıdadır. Ula’nın altından geçen sular süzülerek Kadın Azmağı’na varabilir tezi daha doğru olmaz mı? Zira toprağın altını bilemeyiz. Daha önceleri Ula’da 9–10 metrede su çıkarken, şimdilerde en az kırk–elli metrede su çıkabiliyor. Taban suyumuz artık aşağılara gidiyor. Tabii yağışlar ve iklim değişikliği konusu da ayrı bir vakıa.

Toplu Konut Kamu İdaresi Başkanlığınca (yapılan talep ve istek doğrultusunda) ilçemiz Alparslan Mahallesi Ulucak mevkii ile Demirtaş Mahallesi Kızılcekin mevkiinde üretilmesi planlanan konutlar eğer yapılırsa, kanyona yakınlığı sebebiyle kirlilik oluşacağı ve Akyaka’da dünyaca meşhur olan Kadın Azmağı’nı kirletecek olması tamamen hayal ürünüdür diye savunuyorum. Gerekçesini de yukarıda izah etmeye çalıştım. Olmayan bir ihmal ile ilçem Ula’ya en az 450–500 konutun üretilmesine engel olmak, size göre de bize göre de ne kadar gerçeklerden uzak olduğu aşikârdır.

Kaldı ki ilçem Ula’da daha son beş yıla kadar fosseptikler üzerinde oturuyorduk. Hatta daha vahimi, evvelce her evin önünde su kuyuları vardı. Çeşme suyu (şebeke suyu) evlere bağlanması neticesinde evin önündeki kullanılmayan su kuyularına fosseptikleri bağlayanlar da olmuştu Ula’da. Tekrar konumuza dönecek olursak, o yıllarda yağmurlar da çok yağardı. İlçem Ula yeni yerleşim birimi değil ki; o yıllarda da Ula’da yaşayanlar vardı. Bir düşünsenize, yağmuru bol olan yıllarda fosseptiklerin de meşhur olduğu dönemlerde Ula o zaman da denizden 640–650 metre yükseklikteydi.

Ula’nın altından fosseptiklerin yağan yağmur sularına karışarak Kadın Azmağı’na kadar gitmesi, gerekçeye göre Kadın Azmağı’nın kirlenmesi konusu yeni bir olay, yeni bir öngörü değil; gerekçe sahiplerinin ilçem Ula’nın coğrafi yerini ve konumunu bilemedikleri, en azından düşünemedikleri kanaatine varmamıza sebep olmaktadır.

Eğer Ulucak ve Kızılcekin mevkilerine konut üretimi yapılırsa antik değerlerimize de zarar verebileceği ve korunmaya muhtaç mahal ve mevkilerin tamamen elden çıkacağı konusu da işlenmektedir. Ula ile Gökova arasındaki tarihi yokuş yolu dediğimiz, çok önceleri Tavas’tan gelen buğday yüklü develerin kullandığı ve Akyaka’da bulunan iskeleye kadar uzanan bir yol vardı. Ama şimdi o yol kullanılamaz halde; makilik ve çalılık olmasından dolayı yeni bir yol açılarak en az dokuz köyün (şimdilerde mahalle oldu) ilçem Ula ile bağlantısı sağlanmış oldu.

Bahsedilen yol üzerindeki insan ve hayvanların su ihtiyacını karşılayan bir adet su sarnıcından söz edilmektedir. Çok çok eskiden bahsettiğim o yol faal ve çalışırken, ulaşım aracı da deve, eşek ve hayvan olduğundan elbette atalarımız su ihtiyacının karşılanabilmesi için yol üzerlerine “sarnıçlar” yapmışlar ve herkesin kullanımına sunmuşlardır. Elbette korunması şarttır, korunmalıdır. Hiç olmazsa sonraki nesillere kültür varlığı olarak taşınmalıdır.

Yolu ve yöntemi burada “sarnıç ve antik taşlar var, burayı imara kapatalım” öngörüsüne tamamen karşıyım. Koruyarak kullanamaz mıyız? Ya da kullanarak koruyamaz mıyız? Ya da korumayı yasaklarla mı yapmalıyız? Zaten sarnıçların yapıldığı, konuşlandığı alan etrafıyla birlikte en fazla 500–1000 m²’dir. Elbette konunun uzmanları 550.000 m²’lik bir mekânda binde birlik bir tolerans göstererek hem su sarnıcımızı koruyarak hem de kültür varlığımız olarak abide gibi orada yaşamlarını sürdürebilirler.

En azından konulara bu gözden, bu zaviyeden bakmamız çok mu zor geliyor? Yasak, “istemeyiz”, “olmasın”, “gelmesin” gibi görüşlere katılmamız mümkün değildir. Bakarsınız, yeni nesil hem korur, hem kullanır ve hem de ikisini bir arada götürerek “kullanarak korumasını” öğrenir. Bahsettiğim o nesilden haber var mı? Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız…