Değerli dostlarım; “Sev seni seveni, Hâk ile yeksan ise; Sevme seni sevmeyeni, Mısır’da sultan ise.” Sevilmek ve unutulmamak oldukça muhteşem bir aşama biçiminin sonralara akseden davranışlarıdır. Bilmece gibi bir girizgâh oldu. Anlatacağım.
Her klavyenin başına geçtiğimde heyecanlanırım. Ancak bu sefer daha da heyecanlıyım. Geçen hafta Cuma günü, 30 Ocak 2026 tarihinde Ula ilçemde bir ilk olduğu kadar belki de Muğla tarihinde bir ilk yaşandı. Takriben 25 (yirmi beş) yıl kadar önce Hakk’a yürüyen bir kanaat önderi anıldı. Bir hoca olduğu kadar o bir müderris, o bir din adamı, o bir Allah dostu idi. Merhum Hacı Hafız Müderris Mustafa Armutçuoğlu’ndan bahsediyorum. Aynı zamanda hocam ve anamın da kardeşi, eski tabirle annemin ehesi idi. Eskiler ağabeye “ehe” derlerdi.
Zaman zaman sohbetlerinde doğum günü hakkında annesiyle (bendenizin de ananesi) konuşmasını bizlere anlatırdı. Merhum dayıcığım annesine sorar:
“Anneciğim, ben ne zaman dünyaya geldim?” der. Harp yıllarıdır o yıllar. Annesi de, “Evladım, sen dünyaya geldiğinde taze baklalar iç olup duruydu.” der. Bakınız o yıllara… Baklalar taze olduktan sonra bakla iç bakla olmaya başlar. Tarihi de mayıs ayının sonlarıdır. 30 Mayıs 1914 tarihi düşülür doğum tarihine. Bu doğum günü hikâyesi daha uzun ama bu kadar yeter.
Geçen haftaki yazımın konusu da mezar taşlarıydı; artık Ula’da hem okunmaya hem de konuşulmaya başlamıştı. Çok beğeni de çok tenkit de aldım. Olsun… Tenkit’e açık olduğumu (belden aşağı olmamak şartıyla) zaman zaman yazılarımda beyan ettim. Tenkit edilmek, yazımın okunduğunun işaretidir. Mezar taşı yazıları 1928 yılına kadar Osmanlıca Türkçesi idi. Sonra Latin harflerine geçildiği için şimdiki kullandığımız Türkçe alfabesi kullanılmaya başlandı. Zaman zaman 1928 yılından sonra da mezar taşlarının Osmanlıca Türkçesi ile yazıldığını görürüz.
Aradan 25 sene geçmesine rağmen; sevenleri, talebeleri ve kalan ailesinden olmak üzere toplantının yapıldığı, Ula Belediyesi’ne ait Nail Çakırhan Toplantı Salonu hınça hınç doldu ve taştı. Pekâlâ yapılan neydi ve neden gerek duyuldu? Uzun uzun anlatacak değilim.
Elli sene, evet yanlış okumadınız, elli sene kesintisiz Kur’an ile meşgul olup Kur’an okumak, ilim tahsil etmek isteyen her kesimden insanlara bir şekilde dokundu ve okuttu. “Her kesimden” dedim, biraz açalım: Yaz aylarında ilkokul talebesi olup namazlığını öğrenmek için gelen kız olsun oğlan olsun, büyük bir iştiyak ile çocuklarla meşgul olurdu. İmam Hatip Lisesi’ni bitirmiş/mezun olup mesleğe adım atan genç öğrenciye de ayrı bir yer verirdi gönlünde. Ev hanımı olup Kur’an öğrenmek için gelen ev kadınına da ayrı bir parantez açarak Kur’an-ı Kerim okumasını öğretirdi.
Sabah namazından sonra yatsı namazından sonraya kadar planlı ve programlıydı Hafız Mustafa hocamızın hayatı. Son derece zamana saygılı olan bu büyük gönül ehli için ilçemiz Ula’da, Muğla İlim Yayma Cemiyeti yönetim kademesi tarafından hazırlanan “Merhum Hacı Hafız Müderris Mustafa Armutçuoğlu’nun Anma ve Anlama / Vefa Toplantıları”nın ilki Ula’da yapıldı.
Ulalı olan Dr. Ünal Bozyer’in genişçe hazırladığı ve sunduğu biyografisi, salona gelenleri adeta mest etti. İlçemiz Ula’nın savaş yıllarından itibaren geçirdiği evreleri de konu başlıklarıyla anlatması, herkesi geçmişe; ama yaşanan geçmişe götürmesi çok manidardı. Kendisine buradan teşekkürlerimi sunuyorum.
İki oğlundan küçük olan Muhammed Armutçuoğlu ise dolu dolu bir yaşanmış hayatı kısa kısa izah etti. Emekli eğitimci olan Muhammed ağabeyimizin sık sık kullandığı şu söz, babasının ne kadar planlı ve programlı olduğunu gösterir:
“Babam zamana çok saygılı idi.”
Çok kısa ve anlaşılır bir cümle… Zamana saygılı olmak keyfiyeti çok zordur aziz dostlarım.
Kırk yıllık cami görevliliği esnasında camiye hiç geç gelmemiş. Sabah namazı için camiye, elektrik gelmezden önce 62 dakika; elektrik geldikten sonra ise 56 dakika önce (güneşin doğmasına) camiye gelir ve camiyi açar. Bir ömür böyle devam etmiştir. Öğrencilerine vereceği dersleri hiç unutmaz ve herkesin dersi ayrı ayrı olduğu için herkese aynı zamanı kullanır. Hak geçirmez.
Salonda da bu hâli görünür gibiydi. Vaazlarından çok kısa videolar paylaşıldı. Salon hınça hınç doluydu dedim ya; ağlamayan yok gibiydi. Aradan yirmi beş sene geçmesine rağmen taze duruyor: Hoca-öğrenci-talebe-yetişkin-muhibban-sevenleri-ailesi vs.
Unutmamak ve unutturmamak çok önemli. Muğla İlim Yayma Cemiyeti yönetim kadrosu adına “Vefa Toplantıları” dediği bu buluşmalara devam etsin isterim. Zira vefa, İstanbul’da bir semtin adı değil; aynı zamanda yaşatılması gereken bir vicdan muhasebesidir de.
Düşünün; elli yıl karşılık beklemeden, usanmadan, sıkılmadan, bir defa olsun “Yine mi geldiniz?” demeden, kendisinden ilim tahsil etmek için gelenlere sadece evini değil, gönlünü açan bir hocaefendiydi merhum Müderris Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu hocamız.
Mezar taşında ne yazıyor, paylaşarak yazımı sonlandıracağım. Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız…
“Ömrü Kur’an ile geçti Mustafa;
Hakk’a Kur’an ile erdi Mustafa.
Seherlerde gözyaşı sel oldu aktı,
Hâke Kur’an ile girdi Mustafa.”
27 Temmuz 2001 günü Hakk’a ulaştı. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Not: Hâke = Toprağa demektir.