Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ndeki Muğla kısmını okurken, “Dârâhikey” diye bir yerden bahsedilir. Evliya, Dârâhikey’i görmemiş; Bodrum’dan İstanköy adasına geçmek isterken uğradığı korsan saldırısından kurtulmak için Gökova körfezine sığındığında buradan bahseder. Dârâhikey ile birlikte Datça ve Beççe’yi de zikreder ki böylece anlatılan yerin coğrafyası tam olarak ortaya çıkar. 1973 idârî taksimatında nahiye olarak kayıtlara geçtiği görülen Bozburun’un eski adının “Dârâhikey” olduğuyla ilgili hiçbir resmi ve yazılı bilgi yoktur. Bozburun ile “Dârâhikey” kelimesinin ilişkisini, Datça yerli halkın dilinde dolaşan bir tekerlemeden öğreniyoruz. Şöyle dermiş Datçalılar:

Marmaris’in garı lafı

Dariha’nın darı lafı

Datça’nın guru lafı

Bu tekerlemeyi Av. Yusuf Ziya Özalp’in 26 Ekim 2025 günü yaptığı sosyal medya paylaşımından öğrendik. (Bu arada Datça halkı eskiden beri, Bozburunluların darı unundan ekmek yediğini söylediğini de kaydedip “Dariha-darı” ilişine de işaret edelim.). Yusuf Ziya Özalp, Tekerlemede geçen “Dariha” kelimesinin Bozburun’u ifade ettiğini söylüyor. Doğma-büyüme Datçalı olan Y. Z. Özalp’in aktardığı bilgiye inanmak mecburiyetindeyiz. Yani Bozburun’un eski adı “Dariha” imiş.

Pekiiii… “Dariha” ne demekmiş ve nerden geliyormuş?

Evliya Çelebi’de karşılaşıp ne olduğunu anlamadığımız “Dârâhikey” kelimesine gitti hemen aklımız. Evliya, Muğla’yı anlattığı kısımda şöyle der: …”Rûm keferesi destinden Menteşe oğlu Dârâhikey veziri Muğlı Beğ feth etmişdir.” der.

Paul Wittek Menteşe Beyliği kitabında, “Darahiye”yi zikr ederken Menteşeoğlu Dârâhikey Beğ’den söz etmez. Bu bilgi, Piri Reis’in 1522 ve 1526’da yazdığı Kitab-ı Bahriye’de  geçmez; sadece Evliya Çelebi’de vardır. Wittek’in, bu hususu çalışmasında niye anmadığı anlaşılamamıştır.

Biz şimdi Paul Wittek’i bir kenara koyup Evliya Çelebi’nin dediklerine bakmaya devam edelim.

Evliya, korsanlardan kaçarken Kiliseli Kale’ye sığınmıştır. Bu kaleyi tarif ederken Dârâhikey’den bozma olduğunu tahmin ettiğimiz “Dârâhiyye” den şöyle söz eder:

Kal‘a-i Kiliseli: …Menteşe kenârlarında Dacca ve Poça (Beççe) ve Dârâhiyye kazâsı derler seksenakçe kazâ-i âsumânîdir, aslâ kasabası yokdur. Cümle nâhiyesi kırk yedi pâre âsî Türk kurâlarıdır (köyleridir) Vedahi Menteşe paşasının hâssıdır. Voyvadası hükmeder.der ve buraların ormanlık, taşlık ve sarp bir yer olduğunu anlatır.

Datça, Beççe ve Daraihye’nin 47 tane köyünün bulunduğunu belirten Evliya buraya sığındığında pek hoş karşılanmadığı ve bu yüzden yerleşik halk hakkında olumlu görüşe sahip olmadığı için “isyancı” olduklarını söyler.

Evliya Söğüdcükten bahsederken Darahiye’den de şöyle söz eder:

Ammâ bu yüz mîl körfezin nihâyeti Söğüdcük nâm mahaldir. Eğer mülûk himmet (Padişah himmet eylese) etse bu Söğüdcük'den ol dere içre Sönbeki boğazına dak kesseler Dacca ve Poça ve Dârâhiyye kazâsı bir cezîre (ada) olur, ammâ himmet-i azîm ister.

Evliya Serçeçik kalesinden söz ederken de Darahiye’yi zikreder:

Kal‘a-i Serçecik'e yanaşdık. Menteşe hâkinde(toprağında)  Dârâhiyye kazâsı nâhiyesinde leb-i deryâda (deniz kenarında) bir sarı yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘(kare şeklinde)  bir kal‘a-i şeddâdî (sağlan bir kale) imiş.

Evliya Kiliseli ve Seçecik kalelerinden söz ederken Darahiye’yi “ kaza olarak zikreder. 47 köyü olan yer elbette o dönem için kaza ölçeğinde bir idarî yapı olmalıydı.

Evliya, Dârâhiye’den, Muğla’nın kazalarını sayarken ve sığla yağını anlatırken de söz eder ve sığla yağının Dârâhiye’de çok çıktığını söyler.

Dârâhiye ve sığla yağına gelince Farsça olan “Dârâ” ve “key” kelimelerinin (Dârâ, Dariyus’tan gelir; key’i de “keykubad, Keyhüsrev’den biliyoruz) nasıl olup da “Dârâhikey” şeklinde kullanıldığını izah etmek lazım. Bunun için gene Evliya Çelebi’ye bakmak şart olur. Nitekim Evliya bu konuya da temas ediyor ve kısaca diyor ki, Pars şahı Dârâ, İskender’e mağlup oldu. İskender onları bir gemiye bindirip denize saldı. Denizde çok büyük acılar çeken Şah ve ailesi cüzzama yakalandı ve sığla yağı ile iyileşince, bu yağın kaynağına geldiler ve sahile çıkıp şifa buldular; oraya da yerleştiler ve böylece oranın adı “Dârâhiye” oldu. Evliya bu kısmı şöyle anlatır: Hâlâ bu yaylağda medfûnlardır. Ve âsâr-ı binâları zâhirdir. Anıniçün bu yaylağa Dârâhiyye kazâsı derler. Zamanla bu “Dârâhiye” adının halk arasında “Dariha” olması son derece normaldir.

Demek ki Bozburun civarında, bu Dârâ şah ve ailesinin mezarını aramamız lazım. Baksanıza, Evliya hem yaptıkları binalardan söz ediyor, hem de orada medfûn olduklarından.

Arkeologlara ön bilgi vermiş olalım. Onlar o mezarları arayadursunlar, biz Bozburun’un eski adının Darahiye olduğunu öğrenmenin mutluluğunu yaşayalım.

Görüyorsunuz dostlar, Evliya Çelebi’deki bir tespit ile bir sosyal medya paylaşımındaki ipucu birleşince, tarihî bir gerçek yakalanabiliyormuş.