Değerli dostlarım; ilçem Ula, 1895 yılında Belediye Teşkilatı ile tanışmıştır. İlçem Ula, 01.06.1954 yılında eski adı ile kaza, yeni adı ile ilçe statüsü kazanmıştır. İlçem Ula, 1956 yılında jeneratörler yardımı ile elektrik enerjisi ile tanışmıştır. (Elektrik enerjisi; akşam olunca verilmeye başlar ve sadece geceleri saat 24.00’e kadar devam ederdi.) İlçem Ula, önce sancak beyliğine bağlı bir nahiye, sonradan da ilçe olarak kendine özgü yaşam tarzı ile hayatiyetine devam edegelmiştir.

Neden böyle bir girizgâh yaptım? Canımı yakan, bendenizi üzdüğü kadar sizlerin de üzüntüsüne sebep olan çalışmalar yapılmakta olduğundan hem kendime hem de sizin hislerinize tercüman olmak istedim.

İlçem Ula’nın “kendine özgü” hayat ve yaşam tarzı vardı dedim yukarıdaki paragrafımda. Ula’lı kimliği ve Ula’lı kişiliği vardı bu tarih çerçevesinde. Evleri tek katlı, önü bahçeli, evinin önünde kuyu ve tulumbası ile havuz süslerdi bahçelerini. Havuzda adeta tarih kokardı. Üzerinde ne zaman yapıldığının tarihi vardı. Rahmetli Hacı annem, havuzumuzun etrafını özel boya ile bahar geldiğinde boyardı. Tek tük bu sıralar kaldı mı bilmem ama benim doğup büyüdüğüm evde hâlen havuz ayakta, ama bakımsız. Su kuyusu battal oldu, dolduruldu. Ana baba yurdu olarak adeta can çekişiyor.

1990 yılına gelinceye kadar ilçem Ula’da müteahhit firma yoktu. İlçem Ula’nın dört mahallesinde tek katlı evler yapılır ve eğer yok ise oğlunun ayrı bir hanesi olsun diye evinin hemen yanına yine tek katlı evler yapılırdı. Kız evladı olanlar da dışarıya (yanlış anlaşılmasın) çok fazla gelin olarak verilmez, çok nadir de olsa dışarıya kız vermeler başlamıştı o yıllarda. Tabii şu konuyu da asla geçemem; eski bir yerleşim birimi olan ilçem Ula’nın ilk imar planı 1987 yılında yaptırılmış ve hâlen o plan yürürlüktedir. Oldukça sıkıntılıdır Ula’lı bu plan yüzünden. Sebebi ise oy kaygısı nedeniyle yeni imar planı ile birlikte İmar Kanunu’nun 18’inci maddesinin uygulanmaması sonucu oldukça sıkıntılı süreç yaşanmasıdır imar ve yapılaşma yönünden.

Gelelim günümüze. Muğla Tıp Fakültesi Hastanesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin yerleşkesi (kampüs), Devrant dediğimiz Muğla merkez ilçesi ile Ula arasındaki dağ ve mevkiinin adı olsa da iki ilçe merkezini birleştiren bir konuma geldi. İşte bu konum itibarıyla ilçem Ula, aniden rantiyecilerin ve müteahhit firmaların gözdesi hâline geliverdi. Tabii Gülağzı Köyü de bu müteahhit firmaların istilasından nasibini aldı ve hâlen de alıyor.

İlçem Ula, okuma yazma oranının en yüksek olduğu yerleşim merkezlerinden biri olarak bilinir. Hakikaten Ula’lı, okuma ve öğrenme konusunda hep ön sıralarda olagelmiştir. Çok nadir ve çok güzel insanlar yetiştirmiştir bu topraklar. Ancak bir konuyu aşamadığı için okuma (tahsil) için giden gençlerimiz maalesef tekrar ilçesine dönememiştir. Sebebi ise iş kaygısı ve iş yerlerinin olmamasıdır. Topraklarımızın atıl bir şekilde, eski tabirle “gen” dediğimiz, yeni tabirle çoraklaşmış hâlde kalmasından dolayı “Evladım okusun da kendini kurtarsın” mantığı ile Ula ilçe merkezi gençlerimizden arındırıldı. Bilerek ve isteyerek yapılan bu hadise ne getirdi biliyor musunuz başımıza?

İlçem Ula’nın kimliği yok edildi demeyeyim de dilim varmıyor; yok olmaya ramak kaldı diyebilirim. 2000’li yıllara geldiğimizde bir adet emlak komisyonu ile uğraşan ofis varken, bugünlerde sayıları onlu rakamlara varan “Emlak Danışmanlığı” ofisleri adeta mantar gibi çoğaldı. Bir de ofisi olmayan, ayakta tabir ettiğimiz simsarlık yapan, arazi-arsa-ev-emlak işi ile uğraşan kişiler var. Pekâlâ ne oluyor bu Ula’da?

Ula’nın önü havuzlu, önünde su tulumbası olan bahçeli evleri loder ve dozerler ile yerle bir edilerek yerine (eğer yapılabilirse) İmar Kanunu’nun el verdiği biçimde betonarme bloklar yapılmaya başlandı. Ana baba gitti, dede, büyükbaba, büyükanne gitti. Evlatlar kız olsun oğlan olsun dışarıya gitmişti önceden ve dönmedi. Eğer kardeşler anlaşabilirse müteahhit firmaya veriliyor ve arazi veya arsa, parası olanlar ile paylaşılmaya çalışılıyor ve hızla devam ediyor.

Burasına özellikle dikkat çekmek istiyorum. Paraya, gelişmeye, güncel olmaya asla karşı değilim; bendenizi bilen bilir. Ancak Ula’da başka bir şey oluyor ve hızla yayılıyor. Ana ve baba gittikten sonra eğer dışarıya gidemeyen evlat varsa oğlunu evlendirecek ama ev yok. Arsa, arazi var ama konut yok. Kendinin başına yapacak gücü de yok. Dışarıda olan kardeş zaten Ula’ya gelmiyor ya da gelemiyor. “Gel kardeş, burayı müteahhit firmaya verelim” deniliyor. Siz ev sahibi olun, biz de bize düşen payı satar oturduğumuz yerden bir konut alırız şeklinde anlaşmalar yapılıyor.

Zaten müteahhit firmalar da Ula’nın planını bildiklerinden önceden tespitlerini yapmışlar. Anadan, ecdattan kalan arsa ve arazi; hiç bilmediği, hiç tanımadığı kişi ya da kişilerle “ortaklık” aşamasına merhaba diyecek. Arsa ve arazi para ile ya da mal ile takas edilerek parası olanlar gelip alacak ana-ata-ecdat toprağını. Yani bir bakıma Ula el değiştiriyor.

Demoğrafik yapıyı değiştirtmeyeceğim diyenler vardı bu memlekette, belediye başkanları vardı. Bana kızmayınız. “Sen de yaptın” diyenler fısıldıyor şu anda. Doğru. Hepimiz bir olduk, el birliğiyle atadan ecdattan kalan toprağımızı para veya mal karşılığında hiç bilmediğimiz kişilerle komşu olmaya başladık ve devam ediyoruz. El değiştiriyor Ulamız. Çok yakın zamanda azınlık olarak yaşamaya başlayacağız ilçemiz Ula’da.

Yabancı düşmanlığı değil, yabancı karşıtlığı değil; milliyetçilik yapıyor diye lütfen bendenizi suçlamayınız. Yanlış uygulamalar, yanlış yönlendirmeler ve “Oğlum/kızım okusun da kendini kurtarsın” anlayışı ilçem Ula’nın makûs talihine adeta yağ bal oldu ve bugünlerini yaşamaktayız.

Kim duyar seni, kim kaale alır seni demeden bu yazımı gönül rahatlığı ile kaleme aldım. Son olarak bir beldede arsa/emlak danışmanlığı neden fazla olur? Yetkili harita büroları ve imar büroları neden çoğalır, hiç düşündünüz mü? Ne yapıyorlar bu ofis sahipleri? Hızla açılmaya da devam ediyorlar. Demek ki daha satılacak, el değiştirecek çok arazi ve çok arsamız, eski Ula evlerimiz var ki yeni ofisler açılmaya devam ediyor.

Suyun içine şeker ve tuzun eridiği gibi ilçem Ula’lı da eriyip gidecek. Kulakları çınlasın Dr. Nabi Coşkun ağabeyim, “Ula’lı olmak ayrıcalıktır” diyerek yüksek sesle konuşurdu. Ula’lılar olarak ne yapılması lazım diye mutlaka düşünenlerimiz vardır diye düşünüyorum.

Bir tekerleme ile yazımı sonlandırayım:

Düşün yollara düşün!
Düşün yolları düşün!
Yolda görülen düşün,
Tabiri neye yarar!

Ancak; belki rüyalarımızda, yolda görülmeyen rüyalarımızda eski Ula’yı görebiliriz.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.