Ay­rı­la­mam yo­lun­dan,
Bu söz­ler dö­kü­lü­yor kal­bim­den,
Türk­le­rin Bilge Baş­bu­ğu,
Büyük Atam,
Mus­ta­fa Kemal!
Hiç ay­rıl­ma­dık ki yo­lun­dan.
Özlem dolu yo­lun­dan,
Aç­tı­ğın yol­dan,
Gös­ter­di­ğin he­de­fe doğru,
Var gü­cü­müz­le,
Yüce ru­hu­muz­la,
Yo­lun­da iler­li­yo­ruz.
Ka­nı­mı­zın son dam­la­sı­na kadar,
Senin ül­kün­den,
Senin 'Kutlu Yo­lun­dan' yü­rü­me­ye devam ede­ce­ğiz.
Koca Çınar Cum­hu­ri­yet!
100'üncü yı­lı­nı kut­lu­yo­ruz.
İlk yüz­yı­lı­nı bi­ti­ri­yor.
2'nci yüz­yı­lı­na gi­ri­yo­ruz.
Yeni yüz­yıl­da ka­dı­nı­mı­zın ba­şa­rı­sı ile taç­lan­dı­ra­ca­ğız Cum­hu­ri­ye­ti­mi­zi
Ana­do­lu ka­dı­nı­nın müh­rü­nü tüm dün­ya­ya vu­ra­ca­ğız.
Ba­şa­rı­lı ka­dın­lar il­gi­mi çok çe­ki­yor.
Ta­ri­hi­miz­de ki güçlü ka­dın­la­rı ken­di­me rol model aldım.
Mus­ta­fa Kemal'in sev­gi­li eşi La­ti­fe Ha­nım­da bun­lar­dan bir ta­ne­si.
Ka­dın­lar ve kadın Öz­gür­lü­ğü için,
San­ca­ğı ta­şı­yan ilk ka­dı­nı­mız­dır La­ti­fe Hanım.
La­ti­fe ha­nı­mı bir eş ola­rak,
Anmak ve ta­nı­mak ye­ri­ne,
Onun sa­ye­sin­de ku­ru­lan,
Türk aile ya­pı­sı­nın nasıl ge­liş­ti­ği­ni,
Ka­dın­la­rın seçme ve se­çil­me hak­kın­dan,
Me­de­ni Kanun hak­kın­da,
Kılık kı­ya­fe­ti­ne,
Eği­ti­mi­ne kadar ,
Her ko­nu­da viz­yo­nu­nun La­ti­fe Hanım sa­ye­sin­de;
Te­mel­le­ri­ni atıl­dı­ğı­nı bil­me­li­yiz.
Mus­ta­fa Kemal Cum­hu­ri­ye­tin ilanı içi ha­zır­lık ya­par­ken,
'Yarın Cum­hu­ri­ye­ti İlan edi­yo­ruz' diye ses­len­di La­ti­fe Ha­nı­ma.
Sana min­net­ta­rız La­ti­fe Hanım.
La­ti­fe hanım çok geç yaşta ev­len­miş­ti.
Vatan yükü sır­tın­da bir li­der­le evli olmak zordu.
Yol­la­rı ay­rış­tı.
Son ne­fe­si­ne kadar,
Mus­ta­fa Kemal'e bağ­lı­lı­ğın­dan, sev­gi­sin­den
Ve sa­da­ka­tin­den kal­bi­ni ayır­ma­dı.
Zaman zaman duy­gu­la­rı taştı.
Taşan duy­gu­la­rı­nı mek­tup­la­ra döktü.
La­ti­fe Ha­nı­mın açık­la­nan bu mek­tu­bu­nu,
Her 29 Ekim­de okur­la­rım­la pay­laş­mak ge­li­yor içim­den.
La­ti­fe Hanım Mus­ta­fa Kemal'e yaz­dı­ğı mek­tu­bun­da,
Kas­ta­mo­nu. Bursa, Ba­lı­ke­sir, Ak­hi­sar, Ma­ni­sa,
Ni­ha­yet benim güzel yur­dum,
Ko­ku­su öl­me­yen gül­ler gibi kokan temiz İzmir...
Sana his­siy­le, fik­riy­le, bütün mev­cu­di­ye­tiy­le,
Ebe­diy­yen mağ­lûb ve mer­but (bağlı) bir âşık sı­fa­tıy­la!
Bütün geç­ti­ğin yol­lar­da, seni hatve hatve (adım adım) takip ettim.
Ne ilâhi bir adam­sın.
He­pi­mi­zin va­zi­fe­si hi­ta­be­le­ri­nin her ke­li­me­si­ni,
Va­ta­nın mü­da­fi­le­ri ola­cak olan genç nes­lin tâ kal­bi­ne hak­ket­mek­tir.
Kıb­le­miz­sin... Büyük, küçük, hep sana mü­te­vec­ci­hiz (yö­nel­mi­şiz).
Bir za­man­lar "He­de­fi­miz Ak­de­niz...
Düş­ma­nı ha­rîm-i is­me­tin­de (va­ta­nın kut­sal koy­nun­da) bo­ğa­ca­ğız...
İleri" dedin, ve, or­du­la­rı­nın ba­şı­na ge­çe­rek
Misli gö­rül­me­miş bir sür'atle, İzmir'e gir­din.
Ha­tır­lı­yor musun?
Orada, esir Türk kızı, kara zin­cir­ler­le bağ­lan­mış, ağ­lı­yor­du.
Sen doğ­ru­ca ona git­tin.
Onu is­tik­lâ­li­ne ka­vuş­tur­du­ğun İzmir'in, 'zafer kızı' yap­tın.
Fakat elin­de­ki, aya­ğın­da­ki zin­cir­le­ri çözen sen.
Onun gön­lü­nü mü­eb­be­den (son­su­za kadar) ki­lit­le­din.
Evet. Zafer sana aşık­tır, büyük adam!
Sen "Zafer, 'Zafer be­nim­dir' di­ye­nin­dir" der­sin.
Ken­din­de bu kuv­vet ve kud­re­ti,
Bi­hak­kın (hak­kıy­la) gö­recek bir dâ­hi­yi, sa­at­ler, gün­ler değil...
Asır­lar ya­ra­tır.
Bu gün de, azîz re­isim, yük­sek dehâ te­pe­sin­den "Hedef me­de­ni­yet...
Daima ileri" di­yor­sun.
Mu­vaf­fak ola­ca­ğı­na emi­nim.
Zafer sana âşık­tır.
Fakat bu de­fa­ki mü­ca­de­le za­man­la­dır.
(...) Büyük re­isim! Hi­ta­be­le­rin baş­tan­ba­şa birer şâ­he­ser­dir.
Fakat İzmir'de söy­le­di­ğin söz­ler,
Ancak derin his sa­hip­le­ri­nin te­lâf­fuz ede­bi­le­ce­ği bir şiir mec­mu­ası­dır.
"Hissî"dir. Benim güzel yur­du­mun aziz mi­sa­fi­ri!
Hak­lı­sın, İzmir his ve vefa mem­le­ke­ti­dir.
Bil­sen ne kadar mah­zu­num.
Ve­fâ­dan bah­se­den­ler biz­zat ve­fâ­kâr olan­lar­dır.
İzmir'e ilk gi­di­şi­niz­de bir otele mi­sa­fir ol­ma­nız...
Ve... "İzmir'e her gel­di­ğim­de ben çok mü­te­has­sis olu­yo­rum".
"Beni bir te­sa­düf Kar­şı­ya­ka'ya daha fazla rap­tet­miş­tir (bağ­la­mış­tır)..."
"Ar­ka­daş­lar! Bi­lir­si­niz ki his­si­yat de­ni­len şey,
Aklın, man­tı­ğın, Mu­ha­ke­me­nin çok fev­kin­de (üs­tün­de)
Bir kuv­vet ve kud­re­te mâ­lik­tir..."
İşte, bütün bu in­ce­lik­ler, yal­nız sana has­tır.
"Beni senin mavi göz­le­rin­den hiç­bir kuv­vet ayı­ra­maz".
Bütün İzmir sana arz-ı sa­da­kat eder­ken (bağ­lı­lı­ğı­nı gös­te­rir­ken),
Sen de on­la­rı sev­di­ği­ni söy­ler­ken,
Ken­di­mi bu sü­rü­den ay­rıl­mış ad­det­mi­yo­rum.
"İzmir'i, İzmir­li­le­ri bütün mil­let,
Bir he­def-i is­tih­lâs (kur­tu­luş he­de­fi) te­lâk­ki et­miş­tir bu­yu­ru­lu­yor...
Diye devam edi­yor LATİFE HANIM.
San­ca­ğı ta­şı­yan ilk ka­dı­nı­mız La­ti­fe Hanım.
San­cak artık bizde Ana­do­lu Ka­dı­nın­da.
Cum­hu­ri­ye­ti­mi­zin 2'nci yüz­yı­lı­nı kadın ba­şa­rı­sı ile na­kış­la­ya­ca­ğız.
Kork­mu­yo­ruz.
Ölü­mü­ne ce­su­ruz.
Var ol­ma­nın şa­nı­nı,
Ana­do­lu fre­kan­sı­nı,
Kü­re­ye ya­ya­ca­ğız.
Ne mutlu ki bize.
Mus­ta­fa Kemal'in ço­cuk­la­rı­yız.