Keyif kelimesi gelip hayatımızın göbeğine oturdu. Öyle ki yaptığımız her işi keyif üzerinden değerlendirir olduk. “Keyif alacak mısın, keyif verdi mi, keyifli misin?” Sorularına her gün muhatap oluyoruz desek yanılmış olmayız. Dert, cefa, zorluk gibi kelimeleri pek duymak istemiyoruz. Çünkü hayat hep güzel yanından bakılası..

Aslında keyif kavramına karşı değilim dünya iyisiyle kötüsüyle bir arada yaşanıp gidiyor. Sonuçta neyi yaşarsak onun duygusu da bizimle oluyor. Yaşadığımız süreçlerin bazısı kendi isteğimizle olurken bazısı da kendi irademiz dışında oluyor. Keyifle ilgili süreçleri eğer işin içinde farklı bir durum yoksa genelde kendimiz kurgularız.

İnsan yaşadığı deneyimler ve iç istekleri sonucunda bir keyif alanı veya anı oluşturabilir. Örneğin bazı insanlar için bir ağaç altında sessizlikte kitap okumak keyifli olabilir. Bazı insanlar kahvehanede sevdikleriyle çay içerken keyif alır. Kimisi de doğa yürüyüşünden keyif alır. Örnekler çoğaltılabilir.

Modern zamanlarda özellikle sosyal medya hayatımızın merkezine oturduğundan beri keyifle ilgili doğal akış da bozuldu. Bu duruma insanların bak böyle yaparsan keyif alırsın telkinleri veya gösterileri etkili oldu. Bizim kendi içimizden gelerek yaptığımız şeyler bir anda ters yüz oldu ve başkasının keyifleri taklit edilmeye başlandı. İşte ikinci el hayal keyfi böyle hayatımıza girdi. Kendi yaptıklarımız bayat kalırken çok beğenilen şeyler veya birilerinin dayatması bizim keyfimiz oldu. Böylece zorlama ve yapay keyiflerimiz ortaya çıktı.

Bunun iki tane temel noktası var: Özenme ve dayatma.

Özenme;

Başkasının sosyal medya yoluyla paylaştıklarını veya başkasından doğal ortamda gördüklerimizi aynısıyla yapmaya çalışma özenme olarak söylenebilir. Örneğin çevremizde birçok kişi deniz kenarında kahve içerek kitap okurken fotoğraf koyduğunda ve bunun beğenisi sayısı çoksa biz de ağaç altından kalkıp deniz kenarına giderek kitap okumaya başlarız. Aynı şekilde fotoğraf atarak da bunu kanıtlarız. Bak ben de böyle okuyorum damgasıdır bu. Okuduğumuz kitaptan verim-keyif alıyor muyuz orası belirsiz.

Dayatma;

Yukarıda da belirtmiştik. “Böyle yaparsan çok keyif alırsın.” Başka söylemlerde var. “Bak sen de böyle yap. Herkes böyle yapıyor, senin neyin eksik? Şimdi bunun modası var. Bunu böyle yapmalısın.”

Örnek verelim. Diyelim ki mahalle parkında belediyenin yerinde cüzi bir ücretle düğün eğlencesi yapmak istiyorsun. Eşin, dostun, akraban o mahallede ve bu konuda kararlısın. Ayrıca böyle samimi bir ortamda daha çok keyif alacaksın. Birileri gelip dürtmeye başlıyor. “Mahallede düğün mü olur, parkta düğün mü olur?” “Eee nasıl yapalım?” “Nasılı mı var kır düğünü diye bir şey çıktı şimdi herkes ondan yapıyor.” Ben yapmak istemiyorum, dersin. “Olur mu yaa herkes yaparken sen nasıl yapmazsın? Sen de layıksın buna hem bir kez oluyor böyle şeyler. Şöyle seçkin davetlilerle yeşil ortamda olmaz mı hıı.” diye üzerine geldikçe geliyorlar. Yeşildi, fotoğraftı, itibardı, seçkin davetlilerdi, kırdı, hoştu derken bir bakmışsın kendi keyfini kenara bırakmışsın. Milletin keyfini getiriyorsun. Kendi keyfin kenarda dursun.

Aslında özenme ve dayatmaya çok örnek verilebilir lakin anlaşılması için iki örnek yeterlidir. Bu örnekleri siz kendi hayatınızdan çoğaltabilirsiniz. Bu arada yanlış anlaşılmak istemem. İnsanlardan fikir alınabilir. Onların yaptığı şeyler bize uygunsa örnek de alınabilir. Benim karşı olduğum şey özenti girdabı ve dayatma. Kısacası ikinci el hayallerin keyfini istememeliyiz.