Kolombiyalı büyük yazarın,
Gabriel Garcia Marguez’in,
Kırmızı Pazartesi romanı,
Ülkemizin yaşadığı bugünleri anlatır gibi,
Tekrar tekrar okunması gereken bir yapıt.

Kırmızı Pazartesi romanı,
İşleneceğini herkesin bildiği,
Engel olmak için kimsenin,
Bir şey yapmadığı,
Bir cinayetin öyküsüdür.

Usta yazar çocukluğunu geçirdiği,
Kasabada yıllar öncesine ait,
Yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor.

Romanı okurken,
İlk başından itibaren,
Romanın kahramanı,
Santiago Nasar’ın,
Öldürüleceği belli iken,
İnsanı içine çeken,
Anlatım ve yazım diliyle,
Benliğimizde olayı yaşatıyor.

Kırmızı Pazartesi,
Yalnızca bir cinayetin arka planını değil,
Bir halkın ortak davranış biçimlerinin,
Portresini de çiziyor.

Sonuna kadar ilgi ile okuyabileceğimiz,
Kısa ve ölümsüz bir roman,
Aynı zamanda toplumsal bakışa da,
Ayna tutuyor.

‘Kırmızı Pazartesi’de,
İşleneceğini bildiği cinayeti,
Oldukça soğukkanlı
Ve estetik gerilimle anlatan Marguez,
Bakire olmadığı anlaşılan,
Bir kızın ağabeylerine,
Santiago Nasar’ın adını vermesi,
Ağabeylerinin de Nasar’ı,
Öldüreceklerini herkese anlatıyor olmaları,
Nasar’ın öldürüleceğini herkesin bilmesine rağmen,
Kimsenin engel olmaması,
Ve bir toplumun seyirci kalması sonucu,
Nasar’ın bir cinayete kurban gitmesidir.

Kitap hem bir cinayetin arka planını,
Hem de toplumun suça nasıl ortak olduğunu,
Yargısız infazın,
Duyarsızlığın,
3 maymunu oynamanın,
Nasıl bir toplumsal trajediye dönüştüğünü işliyor.

Nasar’ın suçlu olduğuna dair,
En küçük bir ibare yoktur.
Ama sonuçta katledilmiştir.

Romanda geçen ‘Bana bir önyargı verin,
Dünyayı yerinde oynatayım’ sözü ise çok çarpıcıdır.
Aslında bizi bir betona çeviren ön yargılarımız değil midir?

Bir insanda olmaması gereken,
İletişimi yanlış noktalara taşıyan,
Tutum ve davranış modelidir ön yargı.

Bırakmamız lazım önyargıları,
Yoksa tabuları sertleştiriyoruz.

‘Kırmızı Pazartesi’yi,
İlk okumamın üstünden yıllar geçmesine karşın,
Dönüp dönüp tekrar okuyorum.

Baktığımız zaman,
Dostoyevski’nin ‘Yer Altından Notlar’,
Franz Kafka’nın ‘Dönüşüm’,
Albert Camus’un ‘Yabancı’,
Gabriel Garcia Marguez’in ‘Kırmızı Pazartesi’,
Borges’in ‘Alçaklığın Evrensel Tarihi’,
Mutlaka okunması gereken eserlerdir.

Okursunuz,
Tekrar okursunuz,
Tekrar tekrar okursunuz,
Sizi düşünmeye,
Sizi idrak etmeye,
Sizi şuurlandırmaya,
Anlamları çözmeye,
Anlamları çözdükçe bilinçlenmeye,
Bilinçler genişledikçe,
Yüksek şuurlu olmaya başlarsınız.

Bu yapıtı okurken de,
Bir cinayetin anatomisini öğrenmenin yanında,
Toplum gibi merak etmenin,
Utanç dolu hazzını yaşarsınız.

Bilakis yazar sizi olayların içine çekip,
Sizi sokakta olanları izlemek isteyen,
Meraklılar haline getirip,
O utanılası hazzı yaşatıp,
Daha sonra sizi dışarı atıp,
Eleştirel gözle bakmanızı sağlayan,
Büyük bir eserdir.

Sonuç olarak,
Kaçınılmaz olanı,
Durduracak bir birey,
Toplum ve irade yoktur.

Kendinizi toplum,
Devlet, hukuk, suç üzerine,
Sosyoloji ve felsefe yaparken bulursunuz.

Şimdi ise,
Kırmızı Pazartesi yerine,
Kırmızı 19 Mart’ı konuşuyoruz.

Din, ahlak, siyasallaşma,
Yargı, devlet, kantar,
Gizli tanık, algı,
Yozlaşma, kokuşmayı konuşurken,

Sonuç olarak;
Hukukun siyaset eliyle,
Yozlaştırıldığını görmekteyiz.