90’lı yılların popüler şarkılarından biri de Sezen Aksu’nun “Gülümse” isimli şarkısıydı. Gençliğimiz bu şarkıları dinleyerek geçti. Ama bugünün gençleri “Gülümse”yi dinlemişler midir, bilemiyorum.

Gülümse, hadi gülümse 
Bulutlar gitsin 
Yoksa ben nasıl yenilenirim 
Hadi gülümse 

Belki şehre bir film gelir 
Bir güzel orman olur yazılarda 
İklim değişir, Akdeniz olur 
Gülümse 

Gülümsemek, yani tebessüm etmek…

Daha önce “Yüzüme Bak ve Gülümse” başlıklı yazımda ilgiyi, samimiyeti ve önemsediğini göstermenin bir ifadesi olarak, muhatap ile göz teması kurmanın ve gülümsemenin öneminden bahsetmiştim. Bir başka yazımda da ayıp olmasın diye, yani “nezaketen” yaptığımız şeylerin yavanlığından paylaştım.

“Nezaketen” yaptığımız şeyler arasında en çok sırıtan şeyin “nezaketen gülümseme” olduğunu düşünüyorum. Aslında buna gülümseme de denemez. Olsa olsa bu sahte gülümseme olabilir. Samimi olmayan, yürekten gelmeyen bir duyguyla, yüz kaslarını yanlara doğru germek suretiyle gülümser gibi yapmak, asla gülümseme olamaz.

Çünkü gülümseme yürekten gelen bir duyguyla kara bulutları dağıtan hem psikolojik hem de fizyolojik olarak kişileri yenileyen ve bir anda iklimi değiştiren sihirli bir eylemdir. Oysa etrafımıza baktığımızda içten bir gülümseme ile selamlaşan, tokalaşan, hal-hatır soran, dinleyen o kadar az insan var ki…

Bunları düşünürken Prof. Dr. Namık Açıkgöz hocamın “Nükteyi Lirizme Yükselten Şair Nâbî” isimli makalesinde Nâbî’nin “gülme” ile ilgili beyitlerini topladığını gördüm. Nâbî, münafıkça ve alaycı bir gülüşün yarım ağızla yapıldığını, ama samimi ve yürekten bir gülüşün ise açıkça yapıldığını şöyle ifade etmiş:

Münâfikâne yürür nim-hand-i istihzâ,

Sada-yı hande-i ihlas âşikâre gelür.

Yarım ağızla, yüz kaslarını gererek, ayıp olmasın diye yapılan sahte gülümsemeler; olsa olsa sahibinin samimiyetsizliğinin bir ifadesi olabilir. Oysa gülümseme, samimi duyuların bir ifadesidir.

Gülümseme, yürekteki sevginin yüze yansımasıyla karanlığı dağıtan güçlü bir ışık gibidir. Bunun için gülen bir yüz, aynı zamanda kişinin iç huzurunun ve muhataba saygısının bir ifadesidir.

Gülümseme, bir saygı ifadesidir. “Seni fark ettim ve sen benim için değerlisin!” demenin bir ifadesidir.

Gülümseme, çarpmak üzereyken frene basılması gibi birçok kaza ve kavgayı önleyen sihirli bir güçtür. İki insan husumetle ve nefretle birbirine bakarken, biri gülümseyiverse kara bulutlar hemen dağılıvermez mi?

Evrensel bir dil olan gülümseme; sevginin, saygının, ilginin, şefkatin, masumiyetin ifadesidir. Hz. Peygamber’in “Tebessüm (gülümseme) sadakadır.” sözü de bunun en güzel ifadesidir. Yani gülümseme, yüzün sadakasııdır.

Gülümseme; özsaygı ve özgüvenin bir ifadesidir. Dikkat ederseniz, özsaygısı ve özgüveni oluşmayan insanların yüzünün gülmediğini göreceksiniz. Yine dikkat ederseniz, kendini başkalarından farklı konumlandıranların da yüzü pek gülmez. Gülümseyen kişi, ulaşılabilir olduğu mesajını muhataba iletir.

En önemlisi de gülümseme, virütik etkisiyle muhatabı da harekete geçirir. Bu durumu Barış Manço ne güzel anlatmış; bir de ona kulak verelim.

Sen gülünce, güller açar gülpembe 
Bülbüller seni söyler, biz dinlerdik gülpembe 
Sen gelince, bahar gelir gülpembe 
Dereler seni çağlar, sevinirdik gülpembe …

30.07. 2025