Her bakan, göreve başlarken görev alanıyla ve personelinin özlük haklarıyla ilgili sorunlara çözüm olacak çalışmaların başlatılacağı mesajını veriyor. Bu açıklamalar da teşkilatında ciddi bir beklenti oluşturuyor.
Oysa bu çalışmaların çoğu beklentiyi karşılayacak şekilde sonuçlanmıyor. Çünkü çoğu noktada işin maliye/maddi boyutu var, bütçeye getirdiği yük var. Ayrıca kamu çalışanları arasındaki özlük hakları dengesinin korunması meselesi var. Fakat mali bir düzenleme gerektirmeden iyileştirilmesi mümkün olan birçok sorun olduğu da bir gerçek.
Kamu çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmek, mesleki yetkinliklerini ve motivasyonlarını artırmak, aidiyet bilincini güçlendirmek, uygulama birliğini sağlamak, çalışma barışını temin etmek, adaleti sağlamak gibi birçok iyileştirmeyi mali ve yasal bir düzenleme yapmadan sağlamak mümkün.
Bunun için öncelikle bir irade oluşması gerekiyor. Ardından alışılagelmiş bürokratik zihniyeti terk ederek teşkilatın nabzını tutabilmek gerekiyor. Bütün ara katmanları aşan bir gözlem ve saha araştırması yapmak gerekiyor.
Böyle bir çalışma yapılabilirse, Ankara’dan görülmeyen ancak taşra için önemli olan birçok mesele basit müdahalelerle çözüme kavuşturulabilecektir.
Mesela, lojman sorunu…
Biliyoruz ki, yeni lojman yapmak, satın almak yani lojman sayısını artırmak pek mümkün değil. Ancak mevcut lojmanların hak eden personele verilmesini sağlamak pekâlâ mümkün. Adaletli bir dağıtımla ev sahibi olmayan personeli maddi-manevi rahatlatmak ve aidiyetini güçlendirmek mümkün.
“Hak” olanı, hakkaniyete uygun hâle getirerek bunu yapmak mümkün…
Örneğin; yirmi yıllık kıdeme sahip olan bir kamu personeli. Kendisine ait bir-birkaç evi var. Lojman başvurusu yapıyor, sıralama yapılıyor ve kıdem avantajıyla ona lojman tahsis ediliyor.
Ancak mesleğe yeni başlayan ve diğerine göre çok daha az maaş alan bir mesai arkadaşı sıralamaya giremediği için lojmanda oturamıyor.
Burada sorun ne diyeceksiniz! Sorun şu…
Kendisine ait bir evi olan personel, mevcut evini 30-40 bin liraya kiraya verip lojmana geçiyor. Aldığı kira gelirine, lojmanda oturmanın verdiği avantajla bir o kadar daha ekleyip beş yıl içerisinde ikinci (ya da üçüncü-beşinci) evini alıyor.
Oysa mesleğe yeni başlayan, kendine ait bir evi/birikimi olmayan, evlenme planı yapan, düğün masrafları için para biriktiren genç personel aldığı maaşın yarısını kiraya veriyor. Artık ülkemizin neresi olursa olsun, 30 bin liradan aşağı kiralık ev bulabilmek mümkün değil. Dolayısıyla gençlerimiz, birçok planını/hayalini ertelemek zorunda kalıyor. Ondan sonra da bu gençler niye evlenmiyor, diyoruz.
Oysa gençler kara kara düşünürken, ay sonunu getirebilmenin hesabını yaparken; 20-30 yıllık kıdeme sahip çalışanlar, hatta emeklilik planları yapanlar, lojmanda oturmanın avantajıyla ikinci-üçüncü evi almanın hayalini çoktan gerçekleştirmiş oluyor. Ya da iki-üç ayda bir yurtdışı gezisine çıkıp dönüşünde bir ay gezdiği yerleri anlatıyor.
Bu sistem adil mi?
“Hak” deyip geçmek meseleyi izaha yetiyor mu?
Bu sistem bana hiç adil gelmiyor. Bu nedenle lojman tahsisi konusunda ivedilikle bir düzenleme yapılması gerekiyor.
Lojman tahsisinde önceliğin, evli ve genç personele verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir bekar çalışan, 120-130 metrekarelik lojmanda tek başına otururken; evli, çocuk büyütmeye/okutmaya çalışan, düğün borcu ödeyen gençlerin; maaşının yarısını/üçte birini kiraya vermesi ve 70-80 metrakare bir eve sığmaya çalışması hiç adil değil.
Devlet olarak “aile” kurumunu ayakta tutmaya çalışırken, evliliği ve çocuk sayısını artırmayı teşvik ederken, aile olmaya/kurmaya çalışan genç personele öncelik vermek pekâlâ mümkün.
Ayrıca yüksek kira sorunu çözülene kadar, görev tahsisli olanlar hariç, aynı şehirde kendisine ve eşine ait konutu olanlara lojman verilmesi uygulamasından da vazgeçmek mümkün.
Meseleyi “hak” diyerek izah etmeye ve “yönetmelik” arkasına sığınarak geçiştirmeye çalışanlar büyük bir vebali sırtlandıklarını unutmamalı.
15.04.2026