Bilgi, tek başına referans olarak yeter mi? Yani münferit bir hadiseyi değerlendirirken, bir konuda değerlendirme yaparken, meseleyi sadece “bilgi” bağlamında değerlendirmek ne kadar doğru?

Bize iletilen ya da elimizde mevcut olan somut bir bilgi, meseleyi ve sonuçlarını ortaya koymada tek başına yeterli midir?

“Elbette… Somut-doğru bilgi referans değilse, neyi referans alacağız?” diyenler olacaktır.

Oysa özellikle siyaset biliminde prensip kabul edilen bir gerçek var:

Sadece bilginin kendisine güvenmek -söz konusu bilgi doğru olsa bile- olayı ve sonuçlarını idrak etmede kişiyi başarısızlığa götürür.”

Çarpıcı bir tespit… İlk anda anlaşılması zor bir cümle/ilke…

2011 yılında dış politika alanında en iyi 100 uluslararası düşünürden biri seçilen Vadah Khanfar, bu ilkeyi paylaştıktan sonra şöyle devam ediyor:

O halde bilgi, bağlamı olmaksızın idrak sağlayamaz. Bu nedenle ‘Bilgiler, çoğu kere gizli yalanlardır.’ sözünü kabul edilebilir buluyorum. Çünkü saik, sebep ve kökleriyle ilgisi kesilmiş bir bilgi, vakayı anlamada işe yaramaz. Tam tersine idraki güçleştirir ve hedef şaşırtır. Özellikle de bu bilgi, kişiyi bir kabule yönlendiriyorsa daha fazla dikkat etmek gerekir.”

Vadah Khanfar’ın bilgiye yaklaşımı böyle. Özellikle de “Bilgiler, çoğu kere gizli yalanlardır.” tespiti çok çarpıcı.

Bilgi -doğru olsa bile- nasıl gizli yalan olabilir?

Burada her ne kadar gerçeğe uygun olsa da sahip olduğumuz veya bize ulaşan bilgi hakkında iki temel sorun ortaya çıkıyor:

Özel olarak bu bilginin saik, sebep ve kökleriyle ilgisi kesilmiş olması ihtimali…

Genel olarak bir bilginin, doğru değerlendirme için tek başına yeterli olmadığı gerçeği…

Öncelikle her mesele, olay, tecrübe, yaşantı bütünün bir parçasıdır. Dolayısıyla onun hakkında bir değerlendirme yaparken görünenden, bilinenden yani sıkıştırılmış/parçalanmış olandan hareketle bir değerlendirme yapmak bizi gerçeğe değil yanılgıya daha çok yaklaştırır.

Her mesele, olay, tecrübe ve yaşantının; görünen ve bilinenden çok daha fazla faili, saiki, sebebi ve kökleri vardır. O nedenle çok yönlü bir bakış, okuma ve değerlendirme kaçınılmazdır.

Diğer taraftan; bilgiden idrake, idrakten de gerçeğe ulaşabilmek için öncelikle bilginin tek başına yeterli olmadığı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Mesele her ne ise onu ortaya çıkaran çok farklı saik, sebep ve etkenlerin olduğunu bilmek gerekir.

İkincisi; bir kişi, mesele, olay hakkında değerlendirme yaparken acele etmemek gerekir. Hemen karar vermemek, yorum yapmamak, yargıda bulunmamak gerekir. Bilginin kaynağına ve bize ulaştıran kanala bakmak gerekir. Kaynağın ve kanalın meyline bakmak; arzu, menfaat, mensubiyet, tarafgirlik vb. etkenler olup olmadığını araştırmak gerekir.

Üçüncüsü; bir kişi, mesele, olay hakkında değerlendirme yaparken çok farklı açılardan ve geniş bir bakışla meseleye bakmak gerekir. Yani çok yönlü bir okuma yapmak gerekir. Sadece bir kaynaktan -bu doğru bilgi olsa bile- beslenmemek, sadece bir kişinin sözüne güvenmemek, sadece duyduğuna/gördüğüne itibar etmemek, sadece birilerini referans almamak gerekir.

Konuyla ilgili Dostoyevski, “Neymiş efendim, onların da bildiği gerçekler varmış! İyi ama gerçek her şey demek değildir ki… Hiç değilse işin yarısı, bu gerçeklere nasıl bakıldığına bağlıdır.” diyor.

Şu gerçeği de unutmamak lazım. Bütün bu süreçler sağlıklı bir şekilde geçilmiş olsa da “doğru” değerlendirmeye/sonuca ulaşılamayabilir. Çünkü görünür tüm sebepler ve etkenler bir tarafa, her davranışın altında yatan bir “niyet” söz konusudur. Dolayısıyla kişinin niyeti bilinemediği noktada, olayların doğru değerlendirilmesi mümkün değildir.

Elli yaşın bana öğrettiği çok şey var. Bunlardan biri de “Bilgiler, çoğu kere gizli yalanlardır.” gerçeği… Özellikle de sosyal ve kurumsal ilişkiler söz konusu olduğunda, siyaset söz konusu olduğunda geçerliliği daha da artan bir gerçek bu.

İkincisi; “gerçek” her ne ise tek değil. Herkesin, her olayın, her coğrafyanın, her dönemin kendine göre bir gerçekliği var. Bakana, bakışa, bakılan zamana göre değişen bir yanı var.

Bu gerçeği göz ardı eden herkes; bir şekilde yanılıyor, bir şekilde yanlış kararlar alıyor, bir şekilde tökezliyor; bir şekilde muhataplarını kırıyor, ah alıyor, hakka giriyor. Dahası hayat, iddiayı ve keskinliği de kabul etmiyor. Çok geçmeden iddialı ve keskin olanların burnunu sürtüveriyor.

En iyisi “bilmek” konusunda çok iddialı olmamak…

08.04.2026