Uzaktan duyardık “Akbük, Türk bükü, Palamut bükü” diye sahil yerlerini. Ne olduğunu bilmezdik. Muğla’ya geldikten (1994) sonra, “bük”lerin bildiğimiz büklerle sınırlı olmayıp daha birçok “bük” olduğunu ve bunun “bükmek-eğrilmek, kıvrılmak” fiillerindeki anlamdan hareketle “koy” yerine kullanıldığını gördük. Deniz karaya doğru gelip eğri bir sahil (bük) oluşturmuş ve bu sahiller genellikle kumluk kıyılar. Yani bir tür plaj…
Genel dilde “koy” yerine “bük” kelimesinin kullanıldığını görünce, bizde deniz kıyılarını ifade eden kelimelere baktım. Şunlar var: boğaz, burun, dalyan, delta, deniz kenarı, fiyort, haliç, iskele, kıyı, kordon, koy, körfez, lagün-deniz kulağı, liman, longoz, rıhtım, sahil, yalı… Benim bilmediğim veya Anadolu ağızlarında başka kelimeler de vardır. Bunlardan “lagün-deniz kulağı ve “longoz”a yabancı olabilirsiniz. Lagün-deniz kulağı (Piri Reis “deniz kulağı” diyor), denizin karaya büyük ve sığ girintisi. Muğla’da Boğaziçi (Eski Tuzla) köyünün kara tarafındaki kuş cenneti bir “deniz kulağı-lagün”dür. “Longoz” da deniz veya dere kenarlarında oluşan ani derinlik demeye gelirmiş.
Lagün ve longoz’u bir kenara bırakıp “bük”lere dönelim…
Muğlalılar deniz kenarlarındaki koylara “bük” demiş ama Türk Dil Kurumu’nun bundan haberi yok. TDK sözlüklerinde şu anlamları vermiş:
TDK Türkçe Sözlük (2005 baskısı): 1) Ovada veya dere kıyısında çalı ve diken topluluğu. 2) Böğürtlen. 3) Akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar. 4) Dönemeç
Derleme Sözlüğü: Ova ve dere kıyılarındaki çalı ve diken topluluğu; ırmak ve göl kenarlarındaki sazlık; dere kıyılarındaki söğütlük; akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar; bostan; akarsuya yakın bahçeler; çalılık, sazlık ve ormanın sık olduğu yerler; düz ve büyük toprak parçası; belen; dönemeç
Bunlardan başka Derleme Sözlüğünde “bük” kelimesinin yiyecek adı olarak da kullanıldığı görülür: sarmaşık; böğürtlen (bük üzümü, bük dutu); yabani çilek; ahu dudu
Anadolu’da denizle ilgisi olmayan “bük”ler de vardır ve en meşhuru elbette “Karabük”tür. Deniz ile ilgisi olmayan “bük”lerin, TDK sözlüğündeki anlamlardan hareketle verildiğini tahmin ediyorum ama Muğla’nın ilçelerinde ve bu civardaki “bük”ler, sahilin kıvrımlı veya bükülmüş, eğrilmiş şeklinden dolayı verildiğini anlıyoruz.
Muğla’nın “bük”lerine Datça’dan başlayalım: Palamut bükü, Kuru bük, Hayıt bükü, Kızıl bük, Cin bükü, Badem bükü,
Menteşe: Akbük
Marmaris: Kızıl bük, Taşlı bük, Kumlu bük,
Bodrum- Milas: Ada bükü, Göl Türk bükü, Bakla bükü, Fesleğen bükü, Çakal bükü.
“Bük” kelimesi sadece yeni zamanlarda kullanılmamış. Pîrî Reis’in 1521 ve 1526 yıllarında yazdığı Kitab-ı Bahriye’sinde de “bük”ler vardır. Mesela Didim Akbük, Bodrum Sire bükü, Palamut bükü ( Yalıkavak tarafında 2 tane), Ortakent-Yahşi (Eski adı Müskebi) yalısında Bakla bükü, Kızılca bük, Kurma bükü, Kavak bükü (Gökova körfezinde 2 tane, Fesleğen bükü, Çakal bükü, Ak bük, Datça Palamut bükü, Gök ova körfezinin Marmaris tarafında da Söğüt bükü.
Dikkat edilirse, “bük”ler her ne kadar deniz kıyısını ifade ediyorsa da, o bük’te yetişen bitkilerle veya başka bilinen özellikleriyle adlandırılmış: Palamut bükleri, muhtemelen sahilin arkasında palamut/meşe ağacının çok olduğunu; Kavak bükü’nde kavağın, Hayır bükü’nde hayıtın, Fesleğen bükü’nde fesleğenin, Bakla bükü’nde baklanın çok olduğu tahmin edilebilir. Buna bakarak Çakal bükü’nde de çakalın çok olduğu söylenebilir.
Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde, “bük”lerle beraber “bucak” kelimesi de kullanılır. Bu da “bük” kelimesinin sadece kıyıyı değil, kıyıya hâkim yerleri de ifade ettiğini gösterir.
Demek ki, “bük” kelimesi, “koy” anlamında 16. yy başlarından beri ve belki daha önceki zamanlarda kullanılmıştır ama bu kelime bu anlamıyla Orhun Abidelerinde (M.S. 720-725, 735) ve Divanu Lugati’t-Türk’te (1074) bu kelime “sık ağaçlık, köşe-bucak, tomurcuk” anlamlarıyla geçiyor; Yunus Emre (1238-1320) Divanında ise yok. Başka kaynaklara bakamadım. Belki oralardan bir yerden çıkar.
***
Yazları, hem körfez, hem bük, hem koy, hem deniz kulağı ve hem de liman olan bir yerde yaşıyorum. Milas’ın Boğaziçi mahallesinin Adabükü mevkiinde evim var. Evimizin hemen karşındaki adadan dolayı (Yılan adası) bu koy’a halk arasında “Adabükü” denmiş. Bu bük, Mandalya körfezinin bir parçası. Biraz ileride. Boğaziçi mahallesinin sahilinden giren deniz kulağı (ki Kasım-Mart arası flamingo cennetidir.) ve onun da ilerisinde Güllük limanı… Zaten sitenin önü iskele… Bi fiyordumuz eksik yani(!)…
***
Bu kadar “bük” lafı ettikten sonra aynı kökten türemiş “bükme”den söz etmesek olmaz.
Meşhur bir Ordu türküsü var:
Yeni yolun bükmesini (Gülizar) dolaşamadım.
Söz verdiğin yerlere de (Gülizar) ulaşamadım
Bu türküde “bükme” kelimesi “bükmek, bükülmek” kelimesinden gelen kıvrım veya viraj anlamında olmalı.
Emirdağlıların çok iyi yaptığı ve rahmetli kayın validem Hasibe Sakallı’nın, her gelişimizde mutlaka yaptığı bir de “bükme” böreği vardır. Rahmetli, sanki bükme yemezsek aç kalacağımızı zannederdi ve birkaç tane yemeden bırakmazdı. Ben mercimeğin çorba ve köftesi dışında börekte, tabii “bükme”de bu kadar lezzetli olabileceğini, rahmetlinin alın teri ile hazırladığı “bükme”lerden öğrendim. Elbette adının “bükme” olmasının sebebi de hamurunun “bükülme”si.
***
Hayatın cilvelerini görüyor musun Süheylâ?... Muğla’nın güzelim bük’lerinden başlayıp Ordu türküsündeki “bükme”ye ve en derinlikli hatıra olan rahmetli kayın validemin “bükme”lerine geldik. Etimoloji de biraz bu değil mi zaten?… Kelimenin anlam alanına bir girdin mi, o alanın her tarafında klavye koşturmak lazım.
Konunun her yönünü yazmayalım. Gençlere bilimsel yazı konusu çıksın ki puan alsınlar. YÖK indinde benin bu yazım, beş puan etmez Süheylâ…
