Farkında mısınız? Hemen her gün, her saat, her dakika, her an aldatılıyoruz.

Kapitalist dünyanın daha fazla tüketim odaklı pazarlama biçimleri bir tarafta, sosyal medyanın gerçeği ters yüz eden sahtekarlığı bir tarafta, sürekli yalan bombardımanına tutuluyoruz.

Bir haber ya da görüntü servis ediliyor. Çok kısa sürede herkes görüyor, paylaşımın altına yorum yazıyor, paylaşılıyor, hatta konuyla ilgili yeni içerikler oluşturup tepkiler veriliyor.

Ancak bir süre sonra olayın gösterildiği gibi olmadığı, görüntülerin montajlı ya da olayın bir anına ait olduğu, haberin/paylaşımın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkıyor. Olayın/haberin kurgu olduğu ya da kötü niyetli kişilerce çarpıtılarak paylaşıldığı ortaya çıkıyor.

Ben de gençlik yıllarımda agresif ve bilinçsiz bir sosyal medya kullanıcısıydım. Gördüğüm bir paylaşımın altına hemen yorum yazar, gündemdeki konu/haber hakkında sert paylaşımlar yapardım.

Fakat bir süre sonra haberin/konunun gerçeği yansıtmadığını gördüğümde üzülür ve paylaşımı/yorumu silmek zorunda kalırdım. Aldanmak, aldatılmak hoş bir şey değildi. Hak etmeyen biri hakkında olumsuz şeyler söylemek/yazmak ise büyük bir vebaldi.

Bu farkındalıkla duyduğum, gördüğüm, okuduğum her şey hakkında hemen yorum yapmamayı öğrendim. Beklemeyi öğrendim. Tuzağa düşmemeyi, avlanmamayı öğrendim. Olaylara farklı açılardan bakabilmeyi öğrendim.

Bu farkındalığın en somut örneği de Muğlalı hemşerilerimin yakından bildiği bir olaydı. 18 Mart Tıp Bayramı günü bir doktora yönelik şiddet haberiydi. O haberi okur okumaz etrafımdakilere “Bir asker, 18 Mart günü böyle bir olaya karışmaz. Bunun altında başka bir şey olabilir.” dedim. Çünkü önemli günler, aynı zamanda art niyetliler için uygun bir provokasyon zamanı olabilirdi. Dediğim gibi de çıktı. Detayları biliyorsunuz.

Geçen hafta da 23 Nisan kutlamalarından bir video sosyal medyaya ve haber sitelerine düştü. Toplumun bir kesiminde infial yaratan bir video ve haber… Öğrenciler sahnede mehter marşıyla gösteri yaparken, bir öğretmen müziği kapatıyordu.

Herkesi ayağa kaldıran video bu kadardı. Bazıları üzüldü, bazıları öfkelendi. İzleyen herkes öğretmene çok kızdı. Bir sürü laf etti. Paylaşımların altına binlerce yorum yazıldı.

Ben yine aynı soğukkanlılıkla izledim bu kısa videoyu. Bir öğretmen aceleyle sahneye yaklaşıp müziği kapatıyordu. Ancak resmi bir programda, onaylanmış bir içeriğe rağmen program akışına hadsizce(!) müdahale eden öğretmene nedense ne idarecilerden ne öğretmenlerden ne de velilerden bir tepki vardı. Bu durum beni kuşkulandırdı.

Eşime, “Ben oradaki bir veli olsam, mutlaka tepki gösterirdim.” dedim. Orada benim gibi düşünen birçok veli-öğretmen mutlaka vardı. Nedense kimse tepki vermiyordu. Sosyal medyada bir tarama yaptım ama başka bir haber/paylaşım bulamadım. Ve her zamanki gibi beklemeye başladım.

Çok geçmedi, ertesi gün gösterinin tamamına ait uzun bir video paylaşıldı. İzleyince üzüldüm. İşin gerçeğinin başka olmasına, toplumumuzun yine manipülatif bir paylaşımla kutuplaştırılmasına üzüldüm.

Bu kadar kolay tuzağa düşürülüyor olmamıza, kolay avlanmamıza, ön yargıların kurbanı olmamıza üzüldüm.

Belli ki art niyetli birileri tarafından, kasıtlı olarak sadece marşın kapatılma bölümü paylaşılmış, üstelik “Bu cüreti nereden buluyor!” diye haberin tahrip gücü artırılmıştı.

Olayın aslı şuydu: Mehteran gösterisi bitmiş, çocuklar seyircileri selamlamış, mehter marşı bitmiş, çocuklar sahneden inmeye hazırlanırken müzik ikinci kez başlıyor. Yani medya oynatıcının ayarlarıyla ilgili bir aksaklık. Görevli öğretmen de hemen müdahale edip müziği kapatıyor.

Yine her zamanki gibi kötü niyetli avcılar iş başındaydı. Araştırmayan, sabretmeyen, önyargılarıyla hareket edenler de avlanmıştı. Bir çoğumuz yine en hassas olduğu yerden vurulmuştu.

Her gün bu şekilde yüzlerce, binlerce paylaşım yapılıyor. Çoğumuz da (hangi taraftan olursan olalım) kandırılmaya devam ediyoruz. Kandırılmak bir tarafa, sırtımıza nice veballer yüklüyoruz.

Acele etmeyelim, araştıralım. Olaylara farklı açılardan bakabilmeyi öğrenelim. Öfke tuzağına düşmemeyi, avlanmamayı öğrenelim.

29.04.2026