Atalarımız derler ki “Yol üstüne ev yapana, akıl öğreten çok olurmuş”… Türk Dil Kurumu’nun durumu da öyle. Türk Dil Kurumu 1932’de kurulmadan önce, milletin takılıp sataşacağı bir kurum yoktu… Dil, kuruma göre değil, sosyal ve kültürel hayatta ve tabii ki okur-yazar takımı arasında gelişirdi. Dil Kurumu gibi “Şu şöyle yazılacak, bu böyle yazılacak!...” diye emr ü ferman eyleyecek bir kurum yoktu. Mesela Dede Korkut metinleri bir kurum denetimine tâbi değildi… Yunus Emre, Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Namık Kemal, yazarken “Bakalım bir de kurum ne demiş?” diye oraya buraya bakmazlardı.
Mustafa Kemal, 1932 yılında, dildeki gelişmelere bir çeki-düzen versin diye bu kurumu kurdu ve mirasının bir kısmını da Türk Tarih Kurumu ile beraber bu kuruma bıraktı. Yani Türk Dil Kurumu’nun maddî bir sorunu yok.
Her şey güzel de bu kurum, bugün “şöyle” dediğine yarın “böyle” demesiyle meşhurdur. Elimde 4-5 farklı zamanın İmla Kılavuzu var… Her kılavuzda bir şeyler değiştirilmiş. Önceki kılavuza bakan, sonra o kuralın değiştiğini görünce imla değiştirecek…
Şimdi İmla Kılavuzu’nun tamamına el atmayalım; sadece sayılarla ilgili kısmı bir görün.
İmla Kılavuzu’nda, sayılarla ilgili 7 madde var ve bu maddelerden bazıları evlere şenlik.
Mesela daha başta “Sayıların yazılışı” başlığı altında, daha 1. Maddenin başındaki şu ilk cümleye bakın: “Sayılar rakamla da yazıyla da yazılabilir.” Tabii aklınız karıştı… “rakamla yazılma”yı anladık da “yazıyla yazılır” ne demek ya?... Bazıları sayıları yazıyla yazmıyorlar da işaret diliyle, dumanla veya ıslıkla falan mı ifade ediyor? Hem “sayı” veya “rakam” yazı değil mi? İfadedeki yanlışı hemen anladınız elbette… Maddeyi yazanlar. “Sayılar rakamla veya sayı adı olarak harfle yazılır.” demek istiyorlar da diyemiyorlar işte. Yani “Bazıları ‘48’ şeklinde rakamla yazar; bazıları da ‘kırk sekiz’ şeklinde harflerle yazar.” Demek istiyor da, bir türlü diyemiyor Kurum hazretleri.
Bu yanlış ifade tek bir maddede olsa, “Dalgınlıktır; olur…” diyeceğim de… Tek bir yerde kullanılmamış işte…
Meselâ aynı maddenin son paragrafında “Saat ve dakikaların metin içinde yazıyla yazılması da mümkündür.” denmiş… Hemen anladınız tabii “yazıyla yazılması” demek, sayı adlarının harflerle yazılması demek.
6. maddede şöyle denmiş: “Sıra sayıları yazıyla veya rakamla gösterilebilir.” Bu cümlede 2 yanlış var. Biri yukardaki maddelerde de ifade ettiğim gibi “sayı adlarının harfle yazılması”nı “yazıyla” diye ifade etmiş. Ayrıca cümlede “yazıyla gösterilir.” Anlamı vardır. Sondaki “gösterilir” “rakamla” ifadesi için geçerlidir; “yazıyla” için kullanılmaz. Buna göre cümle şöyle olmalıydı: “Sıra sayıları yazıyla yazılabilir veya rakamla gösterilebilir.” (Konu şu: Yazınızda “3.” şeklinde de yazabilirsiniz, “üçüncü” şeklinde de.)
7. Maddede de aynı komedi devam ediyor. Bu maddede ne diyor? “Üleştirme sayıları rakamla değil, yazıyla belirtilir.”
Yukarıda sorduğumuz soruyu tekrarlayalım: Sayılar, rakamlar “ yazı değil mi abi?... Baştan beri tekrarlanan yanlış kullanım, burada da ortaya çıkmış. Demek istediği şu: “Üleştirme sayıları (birer, ikişer, üçer…) harfle yazılır.” Bu kadar basit,,, Yazı, rakam, sayı niye karıştırıyorsun bilâder?
2. maddede sayıların harfle yazılışı izah edilir. Buradaki izahtan da anlaşılıyor ki Kurum’un sayı adlarında da aklı hâlâ karışık. On, yüz, binli sayılarda tek rakamı ifade eden iki rakamı ayrı ayrı yazdırıyor Kurum. “On iki, yirmi beş, kırk yedi, üç yüz, beş bin…” gibi tek rakam adını Kurum ayrı ayrı yazdırıyor. Böyle ayrı yazılınca şöyle anlaşılabilir: on tane iki, yirmi tane beş, kırk tane yedi, üç tane yüz, beş tane bin…” Oysa bunlar birleşik isim muamelesi görmeli ve “oniki, yirmibeş, kırkyedi, üçyüz, beşbin…” şeklinde yazılmalıdır.
Türk Dil Kurumu bir tür sayıyı bilmiyor. Bırakın nasıl yazılması gerektiğini, İmla Kılavuzu’nda bu grup sayıların adı bile yok… Hani arada birilerine bir şeyler yapmaması konusunda ikazımız olur da o kişi yapılaması gereken işi yapınca “Bu biiiiir!...” deriz ya İşte bu “biiir” ifadesini Kurum henüz fark etmemiş. “sayı tonlaması” veya “sayı vurgusu” denebilecek bu adlandırma İmla Kılavuzu’nda yok. Hadi Kurum’a soralım: Buradaki “biiir” rakamla mı yazılır, yazıyla mı? Affedersiniz… “harfle” mi diyecektim. Kurum aklımı karıştırdı.
Kurum, saatlerin rakamla yazılışında da dünyada kullanılan şekilden ayrılıyor. Bütün dünya saat ve dakika arasında iki nokta ( : ) kullanır; bizimkiler tek noktada ısrar ediyorlar. Gariben noktaya çok görev yüklemeyelim hanımlar, beyler. Cümle sonunda var, “-ıncı/-inci; -Uncu/-üncü” anlamında kullanılıyor. Şimdi bir de internet adresindeki nokta (dat) çıktı (Kurumun bu noktadan haberi yok. İmla Kılavuzu’nda bu noktayı zikretmemişler.)
Ben yaptırdığım öğrenci tezlerinde yönetmelik gereği Türk Dil Kurumu’nun İmla Kılavuzu’na uyulmasını hatırlatırım ama kendi tezim ve yazılarında, Kurum’un dediklerine pek uymadım; uymam da… Bu konuları, ben de en az onlar kadar biliyorum; niye onların dediğine uyayım?
***
Sıktım… Biliyorum ama inanın bana gündelik siyaset bundan bile sıkıcı geliyor. Ondan “Türkçe’nin tarihine bir not düşeyim” dedim. İyi etmedim mi Süheylâ?