Kaç yıldan beri kutlanıyor bilmiyorum ama epey zamandır Ekim ayının ilk haftası “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanır. Bu haftada, daha çok camilerin ibadethane özelliği yanı sıra bir “sosyal alan” olduğu da vurgulanır…

O kadar!...

Sadece “vurgulanır”!...

Evet “vurgulanır” ve görevi yerine getirme rahatlığı ile millet dağılır…

Mesele her sene bu konuya parmak basılıp dikkat çekilmesi midir; her zaman camilerin birer sosyal mekan, görevlinin de “imam”; yani “önder” olarak görev yapmasının sağlanması mıdır?

Gerçekçi olalım. Camiler sadece namaz vakitlerinde gidilen bir resmî kurum h^line dönüşmüştür. Tabii buna bağlı olarak imamlar da “önder” olmaktan ziyade “namaz kıldırma memuru” haline gelmişlerdir.

MAHALLE MEKTEBİ OLARAK CAMİLER

Bizler, ilk dinî bilgileri camilerde aldık. İlk okula başlamadan önce “Rabbî yessir!...” (Allahım, kolaylaştır!...) ile başlayıp “Sübhâneke” (Seni teşbih ederim; senin bütün olumsuzluklardan uzak olduğuna inanırım) ile devam ettik ve ondan sonra da kısa bir sure olarak İhlas (Halk arasında “gulfü” diye bilinir.) suresini ezberledik. Diğer sureler ve Kur’an okuma daha sonraki yaşlarda oldu. Tabii daha çok yazın gittik mahalle camimizde Kur’an kursuna. Benim ilk hocam, Osmancık köyünde Adem hoca rahmetli idi. Adem hocanın karısı ölmüş ve kötürüm bir oğlu ile köyde imamlık yapıyordu. O zamanlar imamlara maaş verilmez; köylü kendi arasında bir şeyler toplar verir ve öğle ve akşam yemeleri de sırayla köylüler tarafından verilirdi.

Sanırım 1950’den başlayan bu gelenek 28 Şubat 1997’de zalimlerin kararıyla yok edildi ve ilk okul çocuklarının camilerde Kur’an öğrenmeleri yasaklandı. 1000 yıl süreceği söylenen 28 Şubat, 5 sene bile sürmedi ve 2002’den itibaren bütün hükümleriyle param-parça edildi ve sorumluları yargılanıp hapse mahkûm oldu. Sonra çocukların camilerde dinî bilgiler ve hiç olmazsa namaz surelerini öğrenmesi için yaz kursları tekrar açıldı. Dinî bilgilere önem veren ailelerin çocukları namaz dışında cami ile bu kurslar vesilesiyle ayrıca irtibat kurdular.

İkinci “O kadar” da şimdi gelsin!...

CAMİ’DEN CEMİYETE CAMİLER

Pekiiii…

Camilerin temel özelliği “toplamak”tır. Kelime Arapça “toplayan” anlamına gelir. Camide yoplananlara da gene aynı kökten gelen “cemâat” denir. (Son zamanlarda maalesef fetö tarafından bu kelime de kirletildi.) Askerlikte yaşadığımız “içtima” da aynı kökten gelir ve o da “toplanmak” demektir.

“Cum’a” kelimesi de aynı kökten; yani, “cem’ “ kökünden gelir ve aynı şekilde toplanmayı sembolize ederken, özel bir toplanma şeklini ifade eder.

Görüldüğü gibi “cami, cum’a” ve “cemâat” kelimeleri sadece mekânsal bir sembol değil, bir sosyal durum tespitinin adıdır. Aynı camide, aynı kıbleye yönelen ve aynı sure ve dualarla Allah’a yalvaran bir doku birliğinden bahsediyoruz. Biraz daha geniş bakarsak aynı kökten gelen “cemiyet” kelimesini genel olarak toplum anlamında kullanıyoruz… Hadi bunu da anlam genişlemesi ile “düğün, mevlit” gibi bir araya gelişler için de kullanıldığını; “Düğünümüz veya mevlidimiz var” anlamında “Cemiyetimiz var.” dendiğini de kaydedelim…

Uzatmayalım…

“Cami” kelimesi ve kökeni olan “cem’ “ kelimesi, bir toplumsal işleyişin genel kaynaklandığı bir kelimedir ve bu toplumsal temsil ediş, 1500 yıllık bir geleneğin içindeki en önemli dinî ve kültürel kodlardan biridir.

İslamiyet’in başlangıç yıllarında bütün anlam katmanlarıyla toplumsal işlevini sürdüren bu olgu, uzun yıllar toplum hayatının merkezini oluşturmuştur. Camiler, cumalar ve cemaat, bir bütünün değişik katmanları olarak, modern tabirle ifade edecek olursak bir “sosyalleşme alanı” görevi üstlenmiştir.

SOSYALLEŞME MEKÂNI OLARAK CAMİLER

İmdiii…

Günümüzde camiler sözünü ettiğimiz “sosyalleşme alanı” görevini yerine getiriyor mu?

Cami dışında bunca kahvehane, kıraathane, çay ocağı, kafe gibi yerler varken ve üstelik bütün bunların üstüne bir de sosyal medya cilası çekilmişken, camiler ibadethane görevi dışında görev üstlenebilir mi?

Zor görünüyor!...

Zor görünmekten de öte imkânsızın sınırlarında bir anlayışı zorluyormuşum gibi hissediyorum şu anda…

Camilerle beraber kütüphanesi, ders çalışma salonu ve seminer salonu gibi eklenmiş mekânlarla cami yeni fonksiyonlarla gündelik hayata dâhil edilebilir mi, bilmiyorum. Ayrıca özellikle Cuma namazı vaazı dışında, camiler, eskiden olduğu gibi “ders-i âmmlar” vasıtasıyla halkın bilgilenmesi için kullanılsa olmaz mı? Belirli periyodlarla buralarda imkânlar dâhilinde sohbetler yapılsa, toplumsal fayda elde edilmez mi?

Camileri “namaz bürosu” ve imamları da “namaz memuru” olmaktan çıkarmak şart. Bu mekânlar, mimarî zenginlikleri ve günlük hayatın bir parçası olması özellikleriyle, aktif hâle getirilmelidir.