Ben demiyorum; Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yalancısıyım. En son DEM Parti’de milletvekilliği yapmakta iken vefat eden Sırrı Süreyya Önder (1962-2025), Özgür Bey’e, ölümünden sonra paylaşılmak üzere bir sır vermiş. Bu sır, 2024 yılında vizyona giren “Bir Cumhuriyet Şarkısı” filminin senaryosunu Sırrı Süreyya Önder’in yazmış olmasıymış ve Sırrı Süreyya bu sırrı, ilk genel başkanı Atatürk olan partinin son genel başkanına emanet etmek istemiş. 3 Mayıs 2025 günü Sırrı Süreyya Önder vefat edince Özgür Bey de Sırrı’nın bu sırrını ifşa etmiş. Merak edenler, Özgür Bey’in konuşmasını şu linkten dinleyebilirler: https://youtu.be/Ama6oiEnXj0?si=-1I6Ds2ZUQLU5mf3

SIRRI SÜREYYA VAKTİYLE NE DEMİŞTİ?

Rahmetli Sırrı Süreyya 50 yaşındayken (1962 doğumlu olduğuna göre, 2012 yılında) Habertürk Televizyonunda Ruşen Çakır’ın “Enine Boyuna” programına katılmış. O gün de Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına, dönemin partisi (Galiba BDP) milletvekilleri katılmamış. Akşam yayımlanan programda bu mevzu dile getirilirken Sırrı Süreyya Önder, uzun bir cumhuriyet karşıtı tirat atıyor ve bir yerde “Ben bu cumhuriyetin ne hıyrını görmüşüm!...” diyor. (Linki şu: https://youtu.be/_Z0faho4cnU?si=dSPMBE2qhpeMJ4Oq)

Kısa bir ansiklopedik bilgi: Sırrı Süreyya, konuşmalarında ağız yaptığı için “hayrını” kelimesini yerel ağızdaki gibi telaffuz ediyor Bazı web sayfalarında bu kelime “xıyrını” imlasıyla yazıldı. Baştaki "x" harfi, “hırıltılı h” denen sese karşılık gelir. Atatürk’ün Harf İnkılabı'nda olmayan bir harftir ve Rusçada da hırıltılı "h" bu harf ile karşılanır. Mesela biz “Kruşçev” şeklinde yazarız ama Ruslar “Хрущёв” (Xruşçev) diye yazarlar. Bu kadar ansiklopedik malumat yeter; mevzuya dönelim.

SIRRI SÜREYYA CUMHURİYETİN “HIYRINI” GÖRMÜŞ MÜ, GÖRMEMİŞ Mİ?

Evet… Sırrı Süreyya merhum, o programda cumhuriyetten bir fayda görmediğini söyleyerek bir karşı tavır sergiliyor ama bu konuşmasından 12 yıl sonra “Bir Cumhuriyet Şarkısı” filminin senaryosunu yazarak “cumhuriyetin hıyrını görmüş” oluyor Jenerikte her ne kadar senaryonun BKM yazarlarınca kaleme alındığı bilgisi varsa da (Demek ki filmi yapan BKM de bizi kandırmış)...

Bir yandan cumhuriyet ayı, bir yandan da Özgür Özel’in verdiği sır üzerine bu filmi seyretmeliydim. Seyrettim; üstelik sadece cumhuriyetin Sırrı Süreyya Önder’e “ne hıyrının olduğu”nu görmek için de seyretmedim. Gerçekten merak ettim; Sırrı Süreyya’nın “hıyrını görmediği cumhuriyet”i nasıl anlattığını.

GEVENDE’DEN ORKASTRAYA

Sırrı, Beynelmilel (2006) filminde, müzisyenler (yerel ağızda “gevendeler”) üzerinden bir hikâye anlatır ve ne yalan söyleyeyim, cenaze töreninde cenaze marşından Salat-ı Ümmiye geçişi müthiş bir eleştiridir. Bir Cumhuriyet Şarkısı’nda da böyle bir şey yapacak diye bekledim; yapmadı ve iyi de etti Yapsaydı kendini tekrar etmiş olurdu.

Film, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 16 Haziran - 5 Temmuz 1934 tarihleri arasında Türkiye’yi ziyareti vesilesiyle hazırlanan Özsoy Operası’nın Ahmet Adnan (Saygun) tarafından 1 ay içinde bestelenmesini konu edinmiş. Fazla ipucu vermeyeyim; seyredince görürsünüz.

SENARYODA SIRRI SÜREYYA İZLERİ

Benim dikkatim, senaryodaki Sırrı Süreyya izleriydi. Birkaç sahnede Sırrı Süreyya’yı fark ediyorsunuz. Mesela Münir Hayri, beste yapması için Adnan Saygun’u Türk Ocağı binasına getirir. (Tabii film 1934 yılında geçtiği için Türk Ocağı kapatılmış ve yerine Halkevi kurulmuştur. O yüzden filmde “Halkevi” denir.) Şah da orada konaklayacağı için tadilat ve tamirat vardır. Adnan Bey işçilerin gürültüsüne dikkat çekince Münir Hayri, sanatçılarla inşaat işçilerinin ortak yönleri olduğunu, iki grubun da gürültüyü sevdiğini söyler. Bu, tam bir Sırrı Süreyya tespiti ve ironisidir.

Benzer şekilde prova yapılırken dışarıdan gelen çekiç sesine kızan Adnan Bey hemen çıkar ve “Parçanın başlangıcı andante, sen bunu (çekici gösterir) her vurduğunda ben timpani vuruluyor sanıyorum,” diyerek çekiç sesi ile müzik sesini özdeşleştirme ironisi sergiler. Koronun 4 sesli icra yapamamasından yakınan Adnan Bey'e Münir Hayri Bey, “İki sese düşürün. Yetmezse üç sese çıkın. Neyse canım, üçün beşin pazarlığı mı olur?” diyerek cehaletini ortaya sermiş olur.

Adnan Bey ile karısı Mediha’nın kıskançlık ve kadının kendisinin ihmal edildiği kanaati üzerine yaptıkları kadın ve erkek tarifi, tam bir roman metni özelliği taşır. Bunlarla beraber Atatürk’ün “OKAY” diyerek onaylama ifadesinin kimse tarafından bilinmemesi ama bunun da belli edilmemesi ayrı bir özellik taşır. Ayrıca orkestra kurmak için İstanbul’dan toplanan saz heyetinin hikâyesindeki ironi ve Şah’ı rahatsız etmemek için opera provasının sessizce yapılması güzel bir ironik tavırdır. Bir de Atatürk’ün o dönemin yaygın ifadesi olan “Türkiya” adlandırmasını kullanması önemli bir tespittir.

Örnekleri artırıp sizi yormayalım… Tabii bu cümleler pek Türk sineması cümlesi değil; olaya farklı bakan bir zekânın ve edebî birikimin bakış açısını yansıtan, belirli bir zekâ ve bilgi birikimi isteyen cümlelerdir. Senaryoyu Sırrı Süreyya’nın yazdığı ayrıntısını öğrenmeseydik bile ben metinden hareketle, Sırrı Süreyya olmasa dahi metni sıra dışı birinin yazdığını anlardım.

Lafı filme getirip uzattık…

Dostlar, sizce bu filmle rahmetli Sırrı Süreyya, “cumhuriyetin bir hıyrını” görmüş olmuyor mu?