Yani üç maymunu oynamak…

Bu tavır, olumsuz bir yaklaşım/davranış olarak kabul edilir. Böyle düşünenler, böyle davrananlar eleştirilir. Kişisel gelişim vaizleri sıkça değinirler bu konuya. Her şeyi görmemeyi, her şeye tepki vermemeyi öğütlerler.

Bütün kabulleri bir kenara bırakıp bir daha bakalım bu üç yaklaşıma. Acaba gerçekten “kötü/yanlış” bir yaklaşım mıdır üç maymunu oynamak?

Görmez, duymaz, bilmez gibi davranıp kenara çekilmek her zaman kötü/yanlış bir tavır mıdır?

Ve meseleyi bir de şu yönüyle ele alalım: İnsan her şeyi görmeli midir? Her şeyi duymalı mıyız? Her şeyi bilmeli miyiz?

Elbette hayır… İnsan her şeyi görmemelidir. Çünkü her şeyi görmek insana yüktür. Gözü yormaktır, gönlü yormaktır. Çünkü gönül, gördüğüne kolay kayar/kanar.

İnsan her şeyi duymamalıdır. Çünkü duyulan her şey kulağa eziyettir. İnsan zihni, en çok duyduklarından etkilenir.

İnsan her şeyi bilmemeli, her şeyi söylememelidir. Çünkü bu kendine ve başkalarına haksızlıktır. Zihnini ve gönlünü gereksiz yükle doldurmak, ağırlaştırmaktır. Kendini bağlamak, taahhüt altına almaktır.

İnsan; kendini ilgilendireni, kendine faydası olanı, kendine bir şeyler katanı görmeli, işitmeli, bilmeli ve söylemelidir. Malayani şeyler ile gözünü, kulağını, zihnini, nihayetinde de kalbini/ruhunu meşgul etmemelidir.

Çünkü görmek, işitmek, bilmek/söylemek insanın ruhunu yaralayan hatta ruhunda derin yaralar açan eylemlerdir. Gördüğü, işittiği, bildiği/söylediği şeyin boyutu oranında sarsan, yoran, yaralayan, perdeleyen bir eylemdir.

Her şeyi görmek, işitmek, bilmek/söylemek ise zamanla insanın hissiyatını perdeleyen, farkındalığını yok eden, kapasitesini azaltan bir etki oluşturur.

Her şeyi görmek, işitmek, bilmek/söylemek, bir süre sonra tepkilerin sıradanlaşmasına ve insanın duyarsızlaşmasına neden olur.

Dahası insanların her şeyinizi bilmesi, onlara yaranızı kanatma fırsatı vermeniz demektir.

Açsan bile tokum de / Teksen bile çokum de / Herkesin her şeyi bilmesine gerek yok / Gerektiğinde be bu işte yokum de.”

Örneğin; arkadaşlık/dostluk adabı söz konusu olduğunda kişi, arkadaşının/dostunun her hatasını görmez. Her yanlışını ikaz etmez. Hemen köprüleri atmaz. Bekler, sabreder, tekrar edecek mi bakar. Niyetini anlamaya çalışır. Ona zaman verir; hatasını görme, düzeltme ve telafi etme imkânı verir. 

Ancak bu durum bir âdet halini alırsa ya da arkasında başka bir niyet sezerse arkadaşını/dostunu ikaz eder ama bunu asla başkalarının yanında yapmaz. Yani her şeyi görmez, her yerde görmez, hemen görmez.

Örneğin; bazen bir arkadaşın/tanıdığın hatasını görünce onu uyarmak gerekir. Bu uyarı yerinde bir müdahale olur. Ancak bazen bunu yapmak sizi ciddi anlamda bir tehlike ile karşı karşıya da getirebilir. Basit bir uyarı ya da hakkınız olanı talep etmek bile sizin mal ve can güvenliğinizi tehlikeye sokabilir.

Günümüzde edepsiz, arsız, ahlaksız insanlar her yerde karşınıza çıkıyor. Bela her köşe başında çatacak birini bekliyor. İnsan, bu durumda arkasını dönebilmeli. Allah’a havale edebilmeli. Her hesabı görmeye, herkese hesap sormaya kalkışmamalı. Kendini koruyabilmeli.    

Özetle; bazen görmemek, duymamak, bilmemek/söylememek iyidir. Bazen görmemenin, duymamanın, bilmemenin bilgeliğine sığınmak gerekir. Bazen hesabı öte tarafa bırakmak gerekir. Bazen de hesabı yetkililere, kolluk kuvvetlerine, adalete bırakmak gerekir. Bütün mesele bunun yerini/zamanını iyi tespit edebilmek...

Yerine, ortamına, muhatabına, olaya/duruma göre…

Bu konuyla ilgili Ragıp el-Isfahani’nin güzel bir sözü var: “Görmezden gelmesi mümkün olan kusurları görmeyiver. Denilir ki; insanlarla huzur içinde yaşamak için gereken bir avuç dolusu güzel ahlaktır. Bunun da üçte ikisi zekâ, üçte biri ise kusurları görmezden gelmektir.”

24.09. 2025