Toplumsal çürüme,
İçimizde büyüyen büyük tehlikedir.
Asıl yıkım,
Adalet duygusunun yıkıldığı,
Ahlakı değerlerin aşındığı,
Ve insanların birbirlerine olan güvenini kaybettiği durumdur.
Uyuşturucunun almış başını gitmesi,
Kadın erkek ilişkilerinin bozulması,
Sosyal medya üzerinden cinselliğin pazarlanması,
Erkeklerin olduğu kadar,
Kadınlarında dejenere olmasıdır.
Bunlar ve daha fazlasına,
Toplumsal çürüme diyoruz.
Bugün etrafımıza baktığımızda,
Şiddetin sıradanlaştığını,
Yalanın normalleştiğini,
Liyakatın yerine torpilin geçtiğini,
Ve çıkar ilişkilerinin vicdanın önüne konulduğunu görüyoruz.
Toplumsal çürüme sessiz ilerler.
Önce küçük tavizlerle başlar;
Haksızlığa göz yumulur.
Yanlışlar alkışlanır.
Doğrular yalnız bırakılır.
Sonra bu sessizlik büyür.
Ve toplumun ortak vicdanın köreltir.
İnsanlar birbirlerinin acısına yabancılaşır.
Merhametin yerine öfke,
Dayanışmanın yerine bencilik alır.
Gençlerin umudunu kaybettiği,
Çocukların güven içinde büyümediği,
Yaşlıların yalnız hissettiği bir toplumda,
Sadece ekonomik değil,
Ahlakı bir krizde yaşanılıyor demektir.
Hepimiz biliyoruz ki,
Güçlü toplumlar binalarının büyüklükleri ile değil,
Ahlakı üstünlükleri ile güçlüdür.
Sağlam karakterlerle ayakta kalırlar.
Toplumsal çürümenin panzehiri,
Daha fazla kutuplaşma değil;
Adalet,
Eğitim,
Dürüstlük,
Ve ortak sorumluluk bilincidir.
Aileden okula,
Medyadan kamu kurumlarına kadar herkes,
Bu değerleri korumakla yükümlüdür.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız.
Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Daha adil,
Daha dürüst,
Ve daha umutlu bir ülkemi,
Yoksa değerlerini kaybetmiş bir toplum mu?
Evet değerlerimizi kaybettik.
Son günlerde ülkemizin,
Çeşitli illerinde,
Uyuşturucu madde kullanan,
Ve ticaretini yaptığı iddia edilen,
Çok sayıda kişinin gözaltına alınması,
Toplumun uzun zamandır,
Kanayan yarasına parmak basmıştır.
Özellikle topluma mal olan kişilerin,
Şarkıcıların,
Sunucuların,
İş insanlar ve çocuklarını,
Mankenlerin vb,gözaltına alınması,
Yıllardır büyüyen tehlikenin,
Görmezden gelinemeyeceğini ortaya koyuyor.
Ancak asıl soru şudur,
Bu noktaya nasıl gelindi ?
Uyuşturucu sadece bir madde değil;
Aileleri dağıtan,
Gençleri çürüten,
Toplumun geleceğini hedef alan sessiz bir işgaldir.
Bir ülkenin gençleri bağımlılığa sürükleniyorsa,
Orada sadece bireyler değil,
Umutlarda zehirleniyordur.
Her yakalanan torbacının arkasında,
Onlarca kararan hayatlar,
Her bağımlığının arkasında,
Gözyaşı döken bir aile vardır.
Cezaevleri dolarken,
Rehabilitasyon merkezlerinin yetersiz kalması,
Önleyici politikaların eksikliği,
Ve toplumsal duyarsızlık sorunu daha da derinleşti.
Daha da acısı,
Uyuşturucunun kimi çevrelerde,
Sıradan bir alışkanlık gibi gösterilmeye çalışılmasıdır.
Oysa bağımlılık bir özgürlük değildir.
İnsanın kendi iradesini kaybetmesidir.
Uyuşturucu;
Bireyi köleleştirir,
Ailesini yıkar,
Toplumu zayıflatır.
Hep söyleriz ya,
Bir ulusu yıkacaksan,
Öncelikle toplumsal çöküşü yaratacaksın.
İçinde bulunduğumuz durumda aynen öyle.
Yukarıda da belirttiğim gibi,
Hemen hemen her gün,
Uyuşturucu operasyonları olmakta,
Ve göz altılar yaşanmakta.
Devletimizin kararlı operasyonları güzel.
Ve de devam etsin.
Bu operasyonlar sayesinde,
Halkın baş tacı ettiği sanatçıların,
Uyuşturucu yozlaşmasının içinde olduğunu görüyoruz.
Hepimiz biliyoruz ki,
Bu zehrin arkasında organize suç ağları,
Finans kaynakları,
Ve gençleri hedef alan mekanizmalar vardır.
Aynı kararlılıkla hepsi çökertilmelidir.
Aksi halde bugün yakalananların yerini,
Yarın yenileri alacaktır.
Toplum olarak da kendimize ayna tutmalı,
Eksiklerimizi görmeliyiz.
Çocuklarımızla iletişim içinde olmalıyız.
Çocuklarımızla ne kadar konuşuyoruz ?
Onların yalnızlıklarını ,
Kaygılarını,
Ve sorunlarını ne kadar dinliyoruz?
Sevgi ve ilgilin eksik kaldığı yerde,
Bağımlılıklar kendine kolayca yer bulabilir.
Uyuşturucuya karşı mücadelede,
Yalnızca polis operasyonlarından ibaret değildir.
Bu bir milletin kendi geleceğini koruma mücadelesidir.
Eğer bugün sessiz kalırsak,
Yarın kaybedeceğimiz sadece gençlerimiz değil,
Toplumsal huzurumuz ve ortak geleceğimiz olacaktır.
Okullar,
Aileler,
Yerel yönetimler,
Ve sivil toplum kuruluşları,
Gençleri bilinçlendirmek için,
Daha fazla çaba göstermeliyiz.
Spor,
Sanat
Ve kültürel faaliyetlerin yaygınlaşması;
Gençlerin sağlıklı ortamlarda,
Kendilerini geliştirmelerine katkı sağlayacaktır.
Biliyoruz ki boşluk,
Kötü alışkanlıkların,
En kolay sığınağıdır.
Uyuşturucu ticaretinin arkasındaki suç örgütleri,
Yalnızca bireyleri değil,
Toplumun huzurunu,
Ve ülkemizi geleceğini hedef almaktadır.
Bu nedenle kararlı hukuki mücadele kadar,
Önleyici sosyal politikalar da,
Büyük önem taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki,
Bir ülkenin en büyük zenginliği,
Sağlıklı ve bilinçli gençleridir.
Gençlerini uyuşturucuya kaptıran toplumlar,
Geleceklerini de kaybetme riski ile karşı karşıya kalırlar.
Uyuşturucuya karşı verilecek,
En güçlü mücadele,
Aile kavramıdır.
Aileler dejenere olmazsa,
Birlik ve beraberliklerini sağlarlar.
Çocukta aileden aldığı sevgi ve destekle,
Boşluk içinde savrulup ve kötü alışkanlıklara yönelmez.
Aile yapımızı koruyacağız.
Birlik olup dirliği yaratacağız.
Sonuç olarak sevgi ile büyüyen çocuklar,
Bilinçli eğitim sistemi,
Ve umut dolu yarınları yaratmak demektir.
Biliyoruz ki bağımlılığın panzehiri,
Sadece ceza değildir.
Aynı zamanda eğitim,
Dayanışma ve toplumsal farkındalıklardır.
Sonuç olarak;
Aklımızı başımıza alıp,
Gençlerimizin kapısına dayanan,
Uyuşturucu belasını def etmek zorundayız.
Uyuşturucuyla mücadelede,
Kararlı ve tavizsiz adımlar atmalıyız.
Gençleri korumak için devlet,
Önleyici politikaları güçlendirmelidir.
Uyuşturucuya karşı,
Eğitim,
Denetim
ve rehabilitasyon birlikte yürütülmelidir.
Uyuşturucusuz bir gelecek için,
Devlet ve toplum el ele vermelidir.
Unutmamalıyız ki;
Uyuşturucuyla mücadele,
Milli güvenlik ve toplum sağlığı meselesidir.
Özellikle milli güvenlik kurulunda da bu hassasiyetle görüşülmeli,
Koruyucu ve önleyici adımlar derinleştirilmelidir.
Bir de bu illeti ülkeye sokan eskobarların üstüne gidelim artık.
Nokta.