Sosyal medyayı basit geyik muhabbeti için kullanmam… Adı üzerinde “sosyal medya”; yani sosyal etkileşim. Yani ben whatsapp da dâhil sosyal medyayı sosyal etkileşim ve fayda için kullanırım. Benim paylaştıklarımda da sosyal etki ve fayda ilk plandadır bana gönderilen veya benimle paylaşılanlarda da… Bu minval üzere güzel ve iyi şeyler öğreniyorum.
Pazar günü emekli Prof. Dr. Mustafa Tahralı ağabey EHA Medya’nın bir X (twitter) paylaşımını ( https://twitter.com/eha_medya/status/1736152466071203937?s=48 ) göndermiş. Metinde söyle diyor:
“Kan kaybından ölmek üzere olan Filistinli gazeteciyi kedileri kurtardı”
Saatler önce İsrail keskin nişancısı tarafından bacağından vurulan , kendisiyle iletişim kesilen ve öldüğü düşünülen gazeteci Muhammed Baalousha (Bâlûşa), kan kaybından dolayı bayıldığını söyleyerek nasıl uyandığını anlattı: Beni kimin uyandırdığına inanamayacaksınız. Beslediğim kediler beni uyandırdı ve ikisi ben uyanana ve hareket edene kadar başımda durmaya ve ses çıkarmaya devam ettiler. Diğer odaya gidinceye kadar benimle geldiler”
Gazetecinin görüntülü konuşması da paylaşılmış linkte.
Sahibine bağlılığıyla gündeme gelen kedi ve köpek haberler var internette. Sahibinin mezarına günlerce giden kedi; sahibinin denize açılıp bir daha gelmediği yerde günlerce bekleyen köpek, sahibinin cenaze törenini takip eden kedi… Buna benzer pek çok haber görmüşsünüzdür. Birine ben şahit oldum. Kötekli mahallesinde, haziran ayında okul bitince gidecek olan bir öğrenci, köpeğini bir köşeye bıraktı ve arabaya atlayıp gitti. Köpek bir müddet arkasından baktı durdu ve o köpek 2 ay kadar o köşede sahibini bekledi. Elimden bir şey gelmediği için ne üzülmüştüm!...
Mustafa Tahralı ağabey bir hikâye de gönderdi. Lise yıllarımda okuduğum bir hikâye: Baba Ramo.
Sâmiha Ayverdi’nin Mabette Bir Gece adlı kitabında hikâyesini anlattığı Ramo, ekmek parası peşinde Erzurum’dan İstanbul’a gitmiş bir babayiğit. Adı Ramazan olsa gerek. Ramo, İstanbul’da çeşitli işlerde çalışmış ve yaş ilerleyince sadece hamallık yapabiliyormuş.
Yaş ilerleyince ve beden de yavaş yavaş hastalıklarla tanışmaya başlayınca, Baba Ramo’yu bir telaştır almış. “Ya ölür de kedileri kimsesiz kalırsa!...”
Ayverdi’den okuyalım:
“Baba Ramo, Erzurumlu bir ihtiyardır. Üç kedisinden başka kimsesi de yoktur. Memleketinden çıktığı zaman güçlü kuvvetli bir delikanlı idi. Fakat seneler, o sessiz sadasız gelip giden seneler, bu gencin de kuvveti çerhini aşındırdı. Kâh hamallık, kâh rençberlik eden Ramo, günün birinde büyük bir hastalığa tutuldu. Hastalığı sürüp gittiği müddetçe tek kederi, dişinden tırnağından arttırıp yattığı kerevetin altına sakladığı birkaç parasının bitip, kedilerine ciğer, işkembe alamaması korkusu idi. Kendi sütünü ihmâl ettiği günler oldu; fakat ne yapıp yaptığı hayvancıklarını nafakasız bırakmadı”
İşte bu fedakâr adam, hastalığı ilerleyip bacakları su toplamaya ve kızarıp kararmaya başlayınca hamallığa devam edemez ve ayakkabı boyacılığına başlar. Bacaklarındaki rahatsızlıktan dolayı değnekle bile zor yürümekte ama her gün kedilerin nafakası için ayakkabı boyamaya gitmektedir. Sancılarının arttığı günlerde bile ne yapıp edip ayakkabı boyamaya çıkmıştır Baba Ramo… Doktorlar, şayet bacak kesilmezse hastalığın bütün vücudu kaplayacağını söylemektedirler. Kazancı ancak kendisine ve kedilerine yeten Baba Ramo için ameliyat, kedilerin bakımı için bir türlü hoş görülmez.
Bir hafta kadar ayakkabı boyamaya gidemeyen Baba Ramo, bacaklarının çok ağrıdığı bir gün zorla da olsa hareket etmeye çalışırken kedisi Bahtiyar, hızla Baba Ramo’nun bacağına saldırmış ve kuvvetli bir diş geçirerek Baba Ramo’yu bayıltmış; kendisi de akan cerahat ve kanı yalamış…
Baba Ramo, bir hafta sonra ayakkabı boyadığı köşeye sağ salım ve hatta değneğe dayanmadan gelmiş.
Allah iyileştireceği hastaya kediyi vesile kılacağı gibi, sağlığına kavuşturacağı gazeteci için de kedisini vesile kılmış.
Allah Gazze’de zulme uğrayan kardeşlerimiz için de takdir ettiği kurtuluş vesilesini bir an önce nasip etsin.