İnsanlar, genel olarak bir şeylere sahip olduklarını bilirler ama pek az insan bunların çok uzun yıllara sâri yaşantıların birikimi olduğunun farkındadır. Bir şeyin geçmişi-tarihi varsa ortada büyük bir emek var demektir ve dolayısıyla bu emek ve birikim çok kıymetlidir.

Emek ve kıymet söz konusu olduğunda bu coğrafyanın insanlarının ciddi bir eksiği-ihmali olduğu hepimizin malumu. Kurumsal yaşama ve ilişkilere dair bu sorunlu yaklaşımlar, adeta kurumsal kültür halini almış durumda.

Örneğin; bir şeyin/kişinin varlığının kıymetini onu kaybettikten sonra anlamak… Vakti geçtikten sonra “keşke” ile başlayan cümleler kurmak…

Oysa bir insana, topluma, devlete dair kaybedişlerin telafisi yok. Kaybedilenler bir daha geri gelmiyor, getirilemiyor. Çünkü hem kişi hem toplum hem de devlet olarak bu yaşanmışlıklar ve deneyimler biricik ve özel; dolayısıyla tekrar edilemiyor.

İkinci sorunlu yaklaşım ise sorunun çözümünü, emeğin hakkının teslimini hep öteleme alışkanlığı… Sorumluluk almak yerine görmez/duymaz/bilmez olmak… Sosyal ve kurumsal talepleri, talep edenlerin gücüne göre değerlendirmeye almak…

Bir diğer sorunlu yaklaşım, hizmetini tamamlayıp vakt-i zamanı geldiğinde emekli olanlara gereken değerin verilememesi… Üst yönetimin tasarrufuyla görevi sonlandırıldığı ya da hizmet süresi dolduğu için bayrağı/görevi devreden kişiyi teşekkür ederek uğurlamayı becerememek…

Yani insanlara takdir etme, hakkını teslim etme, teşekkür etme, layıkıyla uğurlama noktasında oldukça sorunlu bir kurum kültürüne sahibiz. Karşılamada çok iyiyiz ama uğurlamada sınıfta kalıyoruz.

Kaybedişlerin telafisinin olmadığı gibi emeğin karşılığını verme, gösterilen özveriyi takdir etme, layıkıyla uğurlama noktasında gösterilen ihmalin telafisi de yok. Bu vefasızlığın oluşturduğu mutsuzluğun da telafisi yok.

Bunun içindir ki, emek varsa kıymet de olmalı; başarısıyla övünülen insanlara değerli oldukları da hissettirilmelidir.

Bilgisi, tecrübesi, liderliği ile Adalet Bakanlığı camiasında haklı bir üne sahip olan değerli bir müdürümüzü uğurlamaya hazırlanıyoruz. Her ne kadar genelde uğurlamada sınıfta kalsak da biz onu güzel uğurlayacağız. O bunu hak ediyor.

Kırk yıllık bir kamu hizmeti bulunan, 30 yılı aşkın Adalet Bakanlığı bünyesinde yöneticilik yapan Bekir Alanoğlu, Mart ayı itibarıyla emekliliğe ayrıldı.

Meslek hayatımın olgunluk döneminde iki yıl birlikte çalışma imkânı buldum. Bu süre içerisinde kendisinden çok şey öğrendim, olaylara yaklaşımı ve sorun çözme konusundaki deneyimini gözleme fırsatı buldum.

Bekir Alanoğlu gibi değerli ve deneyimli bir yöneticiye hakkını teslim etme, kırk yıllık hizmetine teşekkür etme amacıyla hazırladığım söyleşi kitabımız “Emek Varsa Kıymet de Olmalı!” Mart ayı başında okuyucularıyla buluştu. 

Söyleşiye dair düşüncelerini, “Bu söyleşinin amacı, sadece bir emeklilik hatırası hazırlamak değil. Zamanında söyleyemediklerimi söyleyip kendimi rahatlatmak ya da nefsimi tatmin etmek de değil… Yıllar içindeki çabamızı, mücadelemizi, özlemlerimizi, sorunlarımızı bir daha dile getirmek ve çözüme katkı sunmak, geleceğe ışık tutmak… Bu sorunlarımızdan bir tanesi çözülse, olumsuz durumlardan bir tanesi ortadan kalksa, özlemlerimizden bir tanesi gerçekleşse, taleplerden bir tanesi dahi karşılansa kendimi amacıma ulaşmış sayarım. Bu, ülkem ve teşkilatım adına bir sevincim olur.” şeklinde ifade eden Müdür Bey, ceketini alıp giderken bile geride kalan meslektaşları için bir şeyler yapma gayretiyle sorulara cevap veriyor, cesur eleştirilerde ve önerilerde bulunuyordu.

Böyle bir veda herkese nasip olmaz. Gönül huzuruyla dolu bir ayrılış… Kimsenin ağzında buruk bir tat bırakmadan… Hassas, zarif ve samimi… İlham veren bir veda…

Meslek hayatı böyle… Zaman çizgisindeki iki an arasında yapılan yolculuk… Mutlu bir başlangıç ve buruk bir son… Çünkü her veda yüreği burkar, gözü yaşartır. Ancak çok az kişiye gönül huzuru ve hakkını vermenin rahatlığıyla veda etmek nasip olur. Çok az kişiye hoş bir sadâ bırakmak nasip olur.

Geçen hafta görevli olarak gittiğim Elazığ’dan Bekir müdürümü aradım. “Herkes emeklilikle ilgili olumsuz şeyler söylüyordu ama emeklilik güzelmiş. Müdürlük ve oturduğum koltuk adıma ve kişiliğime bir değer katmadı. ‘Bekir Alanoğlu’ olarak başladığım mesleği ‘Bekir Alanoğlu’ olarak sonlandırmanın huzurunu yaşıyorum.” dedi. Çünkü o, koltuğuna değer katanlardandı.

Umarım, bu huzur hepimize nasip olur.

03.07. 2024