20 Şubat tarihli gazetelerde “ Eğitim sistemi bir kez daha değişiyor. 4+4+4 modeli sona eriyor!” başlığını görünce hayli ümitlendim ve “Nihayet doğru yol bulunacak!” derken kazın ayağının pek de öyle olmadığını anladım.

Millî Eğitim Bakanlığı üzerinde ne kadar etkili olduğunu bilmediğim 3 STK (Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Maarif Platformu ile Medeniyet Enstitüsü) bir çalıştay düzenlemiş ve 12 yıllık zorunlu eğitimden vaz geçilmesini tavsiye etmiş… Böyle güzel bir habere sevinilmez mi; sevinilip ümitlenilmez mi?

2012 yılında, kaşla-göz arasında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda eğitim-öğretim 12 yıla çıkarıldı. Bizler “Hayır!... Olamaz!... Daha 14 yıl önce, 8 yıllık zorunlu eğitime karşı çıkmıştık hep birlikte!... Şimdi bu 12 yıl da nerden çıktı?...” diyemeden paldır-küldür 12 yıllık eğitime geçtik.

Hatırlayanlar bilir. 28 Şubat sürecinde, 8 yıllık zorunlu eğitim dayatması yapıldı. O günlerde bu dayatmaya karşı en muhalif ve en aklı başında yazıları bizler yazdık. 8 yıllık zorunlu eğitimle, başarılı Anadolu çocuklarının Ortaokuldan itibaren başarı sınırlarını zorlamasının önünün kesildiğini söyledik. Sanırım ilk defa bu operasyon karşısında nitelikli bir iş birliği ile Türk intelijansiyası ortak düşündü ve ortak hareket etti. Yani bizler, liberal solcular ve siyasal İslamcılar, dayatılan sisteme karşı, ilkeli, tezli ve bilinçli bir muhalefet sergiledik ama 28 Şubatçılar kafalarına koymuşlardı bir kere ve zorunlu eğitim 8 yıla çıkarıldı.

Bizler 8 yıllık zorunlu eğitimle başarılı Anadolu çocuklarının önlerinin kesildiğini savunuyorduk. Çünkü çocuklar 5 yıllık ilkokuldan sonra, zorunlu olarak 3 yıllık da orta okula gidecekler ve ilkokuldan sonra sınavla girilen okullara gidemeyecekler; bu tür girişler ortaokul sonrasına bırakılacaktı. Bizler “demir tavında dövülür” diyerek başarılı gençlerin orta okuldan itibaren gelişmişlik çemberine dâhil olmasını savunuyorduk. 

Olmadı…

28 Şubatçılar ve Batı Çalışma Grubu galip geldi; 8 yıllık zorunlu eğitim 2012 yılına kadar sürdü.

Bizler 8 yıllık zorunlu eğitime karşı çıkarken desteklediğimiz iktidarın zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmasını bir türlü hazmedemedik ve yüzlerine karşı çok sert eleştirilerde bulunduk ama bir türlü geri adım attıramadık.

Yukarda adını verdiğim STK’lar, yayınladıkları çalıştay sonuç bildirisinde çok güzel tespitlerde bulunmuşlar. Uzun uzun anlatmayayım. İki husus önemli. Birincisi 8 yıl eğitim-öğretim gören genç, kendini ister istemez üniversite kapısının önünde buluyordu. Genç haklıydı. Çünkü iki tarafı Çin seddiyle örülü bir 12 yıllık zorunlu eğitim koridorunun sonu üniversite kapısına çıkıyordu. Koridor boyunca hiç “çıkış  kapısı” yoktu. İster istemez üniversite kapısına gelen öğrenci, yeterlilik muhakemesi yapmadan “Madem buraya kadar geldik. Bari üniversiteyi de okuyayım.” diyerek  “sınıfları doldurdu”. Genç haklı!... Sistem ona 18 yaşına kadar alternatifi olmayan bir süreç yaşatıyordu. Önündeki tek olayın “orta öğretim” olduğunu gören genç, hayattan kopuk bir şekilde evlenme çağına geliyordu. Tabi hemen de evlenemiyor; orta tahsilli ama işsiz bir birey olarak “ev genci” kategorisinde hayatını sürdürmeye çalışıyordu. Bu sıkıntıdan kurtulmak için de üniversiteye giden genç. Hayatını bir 4 yıl daha erteleyip 4 yıl sonra “ev genci” oluyordu. Üniversitede okurken evlenmeye kalksa aileler “Çocuğunuz ne iş yapıyor?” diye sorduklarında “Üniversite öğrencisi” deseler bir işe yaramayacağından, gençler gene işsiz ve eşsiz kalıyorlardı. Bereket “ev genci” olarak baba evlerinde “aş” vardı.

12 yıllık zorunlu eğitimin sonunda işsiz ve eşsiz kalan “ev gençleri”nin bu defa başka sorunları ortaya çıkıyordu ama şimdilik biz o sorunları başka yazıya bırakıp 12 yıllık zorunlu eğitimin sanayi çarşılarında yol açtıkları krize gelelim. Tabii sadece sanayi çarşıları değil, esnaf çarşıları da elemansızlıktan kan ağlıyor. Öyle ya 18 yaşına gelmiş gencin eline hangi zenaat aletini vereceksin ki iş üretebilsin!... 10-12 yaşından itibaren çıraklık aşamasından geçmeyen bir insana 18 yaşında, o mesleğin sırrını öğretemezsin. Ağaç yaş iken eğilecek ve o çocuk makas, tornavida, pense, İngiliz anahtarı tutmayı, çivi çakıp testere kullanmayı o yaşlarda öğrenecek. 18 yaşına kadar mektep-medresede okumuş biri, masa başı iş ister. Hele bir de üniversite falan bitirdiyse, mutlaka işe müdür olarak başlamak ister. 12+4 yıl boşuna mı dirsek çürüttü okul sıralarında o genç? Elbette müdür olacak!... Sanayiye gidip pense tutacak testere kullanacak değil ya!...

Uzatmayalım… Sayın Cumhurbaşkanımız ikide bir “Eğitim ve kültürde mesafe alamadık.” diyor ya… Haklı. 2002’den beri, yani 23 yıldır eğitimde bir arpa boyu mesafe alınamadı. Bu konularda mesafe katedip sonuç almak için 23 yıl yeter ve artardı ama olmadı. Demek ki eğitim konusunda bir planları olmamış. Oysa Mustafa Kemal, 1923-1938 arasında, yani 15 yılda, bütün imkânsızlıklara rağmen eğitim-öğretim işinde kimsenin düşünemeyeceği bir mesafe katetmişti. 23 yıllık iktidar ve imkan avantajı az değildir. Bakan değiştikçe sistem değiştirerek Millî Eğitim düze çıkmaz ve eğitim sistemiyle bu kadar oynanırsa, işin cılkı çıkar.

Zorunlu eğitimi 5 yıllık ilk okul ile sınırlayıp gerisini ailelere bırakmak en kestirme yol. Gerisinin lâf u güzâf olduğunu 1998’den beri, yani çeyrek yüzyıldır yaşıyoruz.