AK Parti Muğla İl Başkanlığından hafta başında yapılan açıklamada İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’ya yönelik ithamlarla ilgili olarak “Kurban vermeye niyetimiz yok” denildi. Metni okurken aklıma ilk gelen CHP Muğla İl Başkanı Av. Zekican Balcı ve 13 ilçe başkanının “Ahmet Aras’ın arkasındayız” açıklaması oldu. Çünkü CHP’liler Ahmet Aras’a arka çıkarlarken, bir takım ihale usulsüzlükleri ile anılan MUSKİ’nin arkasında olduklarını da ifade etmişlerdi.

CHP yöneticileri de AK Parti yöneticileri de “bürokratlarına” sahip çıkıyorlar. Bu normal...

Bana normal gelmeyen, Ahmet Aras ve MUSKİ, CHP tarafından “kimliği belirtilmeyen” çevrelere veya kişilere karşı savunulurken, AK Parti’de İl Sağlık Müdürünün “parti içi muhalefete” karşı savunuluyor olması oldu.

Prof. Dr. Aydın Ayaydın’ın AK Parti iktidarının nimetlerinden haksız hukuksuz yararlananların tekerine çomak soktuğunu biliyorduk ta bu operasyonun bir “parti içi muhalefet” yaratacağını beklemiyorduk...

Anlaşılan musluklar fena kesilmiş...!

+

Muğla’da bürokrasi de önemli değişiklikler yaşandı. Başlarda Tarım Orman İl Müdürlüğü’nde başlatılan bu değişimin devam edeceği, tabir caizse bir “mıntıka temizliğine” dönüşeceği söyleniyordu. Ancak biraz yavaşlar gibi olmuştu. Tam “yoksa vaz mı geçildi” derken İl Sağlık Müdürlüğü’nde vurulan neşter adeta “yandım Allah” dedirtti...

Sanıyorum bir başka kuruma neşter vurulabilmesi için İl Sağlık Müdürlüğü’nde gerçekleşen operasyon sonucu “vatandaş ve çalışanlar memnuniyeti” için her şeyin yerli yerine oturması, “toplumsal beklentilerin” karşılanması zaman alacak. Çünkü İl Müdürlüğünden yapılan açıklamalara bakılırsa gerek il müdürlüğünde gerekse sağlık kurumlarında sorunlar kronikleşmiş. Kangrenleşmiş noktalar oluşmuş...

+

Tandoğan Uysal arkadaşımız Bodrum Gündem’de “AK Part İl Yönetiminin Bildirisini Nasıl Okumalıyız?” diye sordu. Yazısına “AK Parti Muğla İl Başkanlığı, yayımladığı bildiride adeta ‘kenetlenme’ edebiyatının zirvesine çıktı. Mesaj çok net: ‘Bizi bölmeye çalıştılar, olmadı. Piyonları sürdüler, yine olmadı, olmayacak. Kurban vermeye niyetimiz yok. Kimse bizi Muğla halkına hizmetten alıkoyamaz.’...” diye giriş yapan Tandoğan Uysal kendi sorusuna şöyle yanıt verdi:

Bu satırlar, sanki İl Başkanlığı binasında büyük bir masa etrafında omuz omuza oturan, birbirinin sırtını sıvazlayan bir yönetim tablosunu gözler önüne seriyor. Muhtemelen yeni seçim sloganı hazır:

‘Kurban Yok, Kahraman Çok.’

Yeni İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, göreve gelir gelmez Muğla sağlık sistemini ‘AK Partinin kuruluş yıllarındaki başarı’ günlerine döndürmüş. Hijyen geri gelmiş, eksikler tespit edilmiş, hasta memnuniyet yükselmiş. İl yönetiminin gözünde bu tablo, neredeyse beyaz önlükle çekilmiş bir kahramanlık filmi gibi: Doktor sahneye girer, entrikaları bozar, alkışlar yükselir.

Başarıyı ‘hazmedemeyenler ise komplo üretmekle meşgul. AK Parti Muğla İl Yönetimi bu teorileri ‘Bırakın kendi kendilerine oynasınlar’ diye geçiştiriyor. Sanki karşı tarafta bitmeyen bir dizi ekibi var, her gün yeni bölüm yazıyor ama seyirciler yok.

‘Hepimiz Birimiz Birimiz Hepimiz İçin / Hepimiz Muğla ve Muğlalılar için varız.’ Bu bildiri, Alexandre Dumas’ın Üç Silahşorlar romanını hatırlatacak kadar iddialı: ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!’

Özetle, AK Parti Muğla İl Başkanlığı bu metinle hem teşkilatına hem bürokratlarına ‘yanınızdayız’ mesajı veriyor. Ama satır aralarında asıl mesaj şu: ‘Bizi bölmeye çalışanlar, önce sağlam bir mideye sahip olmalı; çünkü bu kadar kenetlenme kolay hazmedilmiyor.’

Unutmayın, tek hedefimiz Muğla.

+

Tandoğan Uysal arkadaşımızın kalemine hayranım. Tabi yazısında katılmadığım yerlerde var, ama gözlemleri müthiş... Doğrusu ben böyle bir yazı için fazla uzatmaz, “Meyveli ağacı taşlarlar, ama fazla da taşlamayın bahçenin sahibi var. Nihayetinde bu kamu malıdır” der geçerdim.

Neyse...

+

Ben İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça göreve başlayıp “dikenli yola” Bodrum’dan çıktığında bu önemli turizm merkezindeki incelemelerinde Bodrum Devlet Hastanesi’nin Anjiyo Cihazının personel eksikliği nedeniyle çalıştırılmadığını ortaya çıkarmasına takılmıştım.

Düşünebiliyor musunuz Bodrum gibi özel hastanelerin yarıştığı bir yerde “Kalp ve damar hastalıklarının erken teşhisi ve tedavisi açısından büyük öneme sahip” anjiyo cihazları, personel eksikliği nedeniyle kullanılmıyor...!

Geçtiğimiz günlerde de Seydikemer Devlet Hastanesi’nde 11 diyaliz cihazının 2,5 yıl boyunca depoda bekletildiği ve süresinde çalıştırılmadıkları için işe yaramaz hale gelmekle karşı karşıya oldukları ortaya çıktı. Daha nerelerden neler ortaya çıkacak çok merak ediyorum.

Bodrum Seydikemer’in yanında hafif kaldı...

+

Bu arada CHP Muğla Milletvekili Av. Cumhur Uzun bu skandalı TBMM’ne taşıdı.

Seydikemer Devlet Hastanesi envanterine kayıtlı 11 diyaliz cihazının yaklaşık 2,5 yıl boyunca depoda bekletilmesi ile ilgili “İnsanlar tedavi için sıra beklerken, milyonlarca liralık cihazlar depoda bekletildi. Bunun adı ihmaldir, sorumsuzluktur” diye açıklamada bulundu.

Az bile söylemiş... Özele gidecek durumu olmayan vatandaşlar için bu bir cinayettir.

Konuyu TBMM gündemine taşıyarak Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren CHP Muğla Milletvekili Av. Cumhur Uzun yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelerde bulundu:

Seydikemer Devlet Hastanesi envanterine kayıtlı 11 adet diyaliz cihazının yaklaşık 2,5 yıl boyunca kutularında depoda bekletilmesinin nedeni ise akıl alır gibi değil: Diyaliz ünitesinde bulunması gereken arıtma sistemi kurulmamış. Bu süreçte bölgede diyaliz tedavisine ihtiyaç duyan hastalar başka merkezlere yönlendirildi, sıra bekledi, yollarda zaman ve sağlık kaybetti. Milyonlarca lira değerindeki cihazlar ise çürümeye terk edildi. Yerel basında ‘Seydikemer’de Sağlık Skandalı’ olarak duyurulan olay, yeni İl Sağlık Müdürü’nün denetimleri sırasında gün yüzüne çıktı. Arıtma sistemi temin edilene kadar cihazlar geçici olarak Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Fethiye Devlet Hastanesi’ne gönderildi.

+

Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, benzer şekilde atıl durumda bırakılmış tıbbi cihazların ülke genelinde araştırılması ve sorumlular hakkında derhal soruşturma başlatılması çağrısında bulunurken, Bakan Memişoğlu’na şu soruları yöneltti:

Seydikemer Devlet Hastanesi envanterine kayıtlı 11 adet diyaliz cihazı hangi tarihte satın alınmış ve teslim alınmıştır? Bu cihazlar teslim alındıktan sonra neden 2,5 yıl boyunca depoda bekletilmiştir? Diyaliz ünitesi için gerekli arıtma sisteminin kurulmama gerekçesi nedir? Söz konusu arıtma sisteminin temin ve kurulma maliyeti nedir? Bu maliyetin karşılanamamasının nedeni bütçe yetersizliği midir, yoksa idari ihmaller midir? Cihazların kullanılmadığı dönemde Seydikemer ve çevresinde diyaliz tedavisi gören hastalar başka merkezlere mi yönlendirilmiştir? Bu süreçte kaç hasta mağdur olmuştur? Cihazların depoda bekletildiği süre boyunca bakım ve garanti koşulları nasıl korunmuştur? Bu ihmale dair Bakanlığınız veya ilgili denetim birimlerince idari soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa hangi aşamadadır? Benzer şekilde atıl bırakılmış tıbbi cihazların bulunduğu başka hastaneler var mıdır? Bundan sonra tıbbi cihazların zamanında hizmete alınması için ne tür tedbirler alınacaktır?

+

Bu sorulara bir iki soruda ben ekleyeyim:

Bu olumsuzlukları yaratanların vatandaşa ve Devlet’e verdikleri zararın Muğla’da hesabı soruluyor mu? Yoksa yapanın yanına mı kalıyor? Bodrum’da anjiyo cihazlarının çalıştırılması için gerekli personel talep edilmiş mi? Edildiyse gereğini kim veya kimler yapmamış? Seydikemer de “arıtma sistemi” neden kurulmamış? Kurdurulmamış olabilir mi? Sonuç olarak bir soruşturma başlatıldı mı?

Köyceğiz Devlet Hastanesi’nde ve Muğla Eğitim Araştırma Hastanesi’nde yaşanan “radyasyon skandalları” ile ilgili soruşturma yapıldı mı? Yapıldıysa nasıl sonuçlandırıldı.

Benimki tamamen bir gazetecilik merakı ve sorumluluğudur...

--------------                  --------------

GÜNÜN SÖZÜ: Tarih insanların daha evvel yapılmış hataları tekrar etmesinden ibarettir.--Sigmund Freud