Bir kısım Cumhuriyet Halk Partiliye adeta eğlence çıktı.
Halil Karahan’ın CHP İl Başkanlığına atanmış olması uzun süre herkesi meşgul edecektir… Nasıl olsa başka işimiz yok…
CHP Muğla Gençlik Kolları Merkez İlçe yönetiminde başkanlık dahil değişik görevlerde bulunduğum sırada sık sık köylere giderdik. Bazen Merkez İlçe Başkanıyla bazen İl Başkanıyla, bazen de milletvekili veya milletvekili adayıyla…
O yıllarda köy girişleri beni hep ürkütürdü. Sanki geleceğimizi haber almış gibi köyün çomarları köy girişinde toplu beklerler ve tam önlerinden geçerken geride bıraktığımız tozun içinde kalsalar da hep bir ağızdan havlayarak içinde bulunduğumuz araca sarmış vaziyette köy içine kadar gelip hırlayarak arkalarına baka baka dağılırlardı. Ben otomobilden inmeye korkardım…
*
Bunu niye anlattım?
En son Halil Karahan’ın başına gelen aklıma bu anıyı getirdi.
Halil Karahan’ın görevden alınan Nail Kızıl’ın yerine atanması beklenirken, öfkeli kalabalığın linç girişimi ile karşılaşacağı belliydi. Hatta adı geçmeye başlayınca Halil Karahan’a “Teklif gelir kabul edersen başına gelecekleri biliyorsun değil mi?” diye sormuştum. O da “Tabii farkındayım. Daha olan bir şey yok, ama akıl vermeye, baskı yapmaya başladılar. Görev verilirse bunları dinlemem. Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir parti sahipsiz bırakılamaz” demişti.
Olan oldu, görev verildi, tepkiler daha da yükseldi;
“Utanmaz arlanmaz rezil butlancılar....”… “Sen delegenin oyuyla seçilmediğin sürece benim il başkanım olamazsın, butlancı seni” … “Ah be Halil Karahan sen bu hallere düşecek adam değildin. Hainlerin düşkünlerin safında yer alacak adam değildin.” … “Kayyum yönetimi ve atananlar örgüte değil, saraya hizmet etmektedir.” … “Kayyumun aldığı kararı ve atadıklarını tanımıyoruz.”
Bunlar en hafifleri…
*
“CHP Muğla’da Halil Karahan Dönemi” başlıklı haberimin altına yapılan yorumlardan birinde de “Hele bir gelsin yüzüne tüküreceğim” deniyordu. Bu nasıl bir öfkedir… İnsan bu hakkı kendinde nasıl bulur anlamıyorum. Ki bu yorumun sahibine “Halil Karahan sana ne yaptı?” diye sordum, yanıt alamadım.
Bu sanki metodik bir baskı yöntemi. Ortaya kim koydu ise başardı.
Ve bu bir “linç kültürü” … Üstelik Cumhuriyet Halk Partisi’nde böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştı.
Bu arada Kılıçdaroğlu'nun Muğla İl Başkanlığı’na atadığı Halil Karahan için oğlu Taylan Karahan sosyal medya hesabından “Benim il başkanım Nail Kızıl’dır. Partimizde görevler atanarak değil, örgütün iradesiyle tecelli eder.” diye paylaşımda bulundu, kıyamet koptu. Haberini yaptım, bugüne kadar en çok beğenilen haberim oldu. Galiba beğenen sayısı bini buldu.
Altına yorumlar yapıldı. Hemen herkes Taylan Karahan’ı kutlarken, “Hadi benim güzel canım kardeşim. Ters çevir bu senaryoyu. Reddet bu saray operasyonunu. Sana atanmak değil seçilmek yakışır...” diyenler çıktı. Sanki Halil Karahan kiliseye karşı gelen, dine karşı aykırı fikirler savunan bir “sapkın” ve yorumu yapanda elinde haç dostunu yakılmaktan kurtarmaya çalışıyor:
“Hadi iman et” diyor…
Karahan ailesini tanırım, tamamı siyasetçi ve CHP’li bir ailedir, ağabey Ayhan Karahan hariç. Anne Rezzan Karahan CHP’nin Muğla’da ilk kadın ilçe başkanıdır.
Halil Karahan’ın ağabeyi TKP’li Ayhan Karahan da “Bodrum inisiyatifi” olarak “Kılıçdaroğlu Bodrum’a gelmesin” kampanyasını başlatanlardan olmuştu. Halil Karahan’ın ataması da sanıyorum bu yüzden tartışıldığı için hafta sonuna kaldı…
Bir de kız kardeş var; Bahtışen Karahan… “Hain, namussuz vatan haini... Bu da butlancı… Tükürün…” nidaları arasında O da şu yorumu yaptı:
“Ailemiz Bodrum’a, Türkiye’ye demokrasi dersi veriyor, sözde değil özde… Demokratlık böyle bir şeydir. Herkes aynı fikirde olmak zorunda değil, 2 saat sonra geniş bir sofrada aile yemeğine oturur neşe içinde kalkarız, biz böyleyiz, selam olsun ülkemizin ve dünyanın aydınlık geleceğine… Paylaşım için teşekkürler!!”
Öfkeli kalabalık okudu mu bilmiyorum. Okuyanlar ne anladı?
Ki biri de “Oğlum siz daha akrabalarınızı ikna edemiyorsunuz, toplumu nasıl ikna edeceksiniz. Hoş edemediğiniz gayet net.” diye yazdı.
Kimse Taylan’ın “Karahan ailesi” için de yetiştiğinin farkında değil… Baba oğluna baskı yapmıyor, oğul babasına isyan etmiyor. “Ben babamdan farklı düşünüyorum” diyor, o kadar…
*
Bu köşenin okurlarından biri de o haberin altına Taylan Karahan için “Adının hakkını veriyor. Bravo tebrik ederim.” dedikten sonra “Bence Halil Karahan kararını gözden geçirsin. Polislerle mi girecek partiye.” diye devam etti. Çok güldüm…
Ortada “mutlak butlan” diye anılan ama içeriği çok da bilinmeyen “tartışmalı” bir mahkeme kararı var. “Delegelere rüşvet dağıtıldığı” gerekçesiyle CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı “yapılmamış” saydı. Bununla birlikte o kurultaydan sonraki bütün işlemler de yok sayıldı. “Delegelere rüşvet dağıtıldığı” gerekçesiyle açılmış ceza davası da sürüyor.
Tabii bu karar ile ilgili tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel mahkeme kararını tanımadılar, “Yok hükmünde” saydılar. Ama üst mahkeme de de itiraz ettiler.
Kurultay mahkeme kararı ile iptal edilince kurultaydan önceki Genel Başkan Kılıçdaroğlu “Ben Kemal geliyorum” dedi. “Gelme” diye karşılık verildi. Barikat kuruldu. Polis geldi. CHP’nin itibarı yerle yeksan oldu. Yaş almış CHP’liler oturup gözyaşı döktü…
Şimdi de her il başkanı atamasında benzeri yaşanıyor. Muğla’da da olacağı budur.
Sessiz CHP’liler ve seçmen polis getireni de mahkeme kararına uymayıp bu tatsızlığa yol açanı da merak etmeyin izliyor…
*
Biliyorum bu satırlarım nedeniyle şimdi beni de linç etmeye kalkanlar olacaktır.
Ancak ben ne ocu ne de bucuyum. Hiçbir zaman Kılıçdaroğlu’nu desteklemedim. Şimdi dün O’nun yanında olanları, Onu yanlış yapmaktan alıkoymayanları, Onun sayesinde koltuk kapanları neden destekleyeyim?
Gerçekten yeter artık. Muğla’nın ve Türkiye’nin başka meseleleri var. Ben bugün başka bir yazı yazacaktım, bunu yazmak durumunda kaldım.
Ben de Gençlik Kollarından yetişmiş bir eski CHP üyesi olarak CHP’lilerden bu kadar bağnaz, sorgulamaz, eleştiriye kapalı, karşı fikre tahammülsüz ve farklı fikre özgürlüğe karşı tavır sergileyenlerin çıkabileceğini, ideolojik olmayan kamplaşmalara angaje olabileceklerini aklımın ucundan bile geçirmezdim.
Bu insanlar bu duruşu AK Parti'ye gösterseler şimdiye iktidar devrilirdi...
Bu kontrolden çıkmış öfkeye herkesi ortak edemezsiniz. İlkel bir “linç kültürünü” onaylatamazsınız. Ya kalır mücadele edersiniz ya ayrılır iktidara yürürsünüz. Bu kadar patinaja gerek yok. Farkında değil misiniz Kılıçdaroğlu zaten bitmiş tükenmiş, Cumhuriyet kuran CHP’yi tüketmeye başladınız…
*
Artık bu kör dövüşüne, “linç siyasetine” birilerinin dur demesi, son vermesi gerekiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi hiçbirinize “miras” değil, “emanet” … Onun tüzel kişiliğini yok etmeye kimsenin hakkı olmamalı.
Bodrum’dan Gazeteci Yazar Mustafa Gündoğ da benim gibi dayanamamış. 11.07.2026 tarihli yazısına “CHP Muğla’da Linç Siyaseti” başlığı atmış. Yazısına şöyle başlamış:
“Bazen söylemek istedikleriniz boğazınızda düğümlenir.
Susarsınız; çünkü ağzınızdan çıkacak her tümcenin yeni bir tartışmaya, yeni bir kırılmaya, belki de yeni bir çatışmaya neden olacağını bilirsiniz.
Varsın olsun.
Yutkunmak bana göre değil…”
Ben de “Varsın olsun” dedim… Mustafa Gündoğ’un yazısının tamamını okumak için tıklayın: https://bodrumhaber.com/chp-muglada-linc-siyaseti/
Ahmet Aras Başkan AK Parti’ye geçer mi? Evet “Hayır!” dedi… Yarın bakalım…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ: İnsan ancak başkalarının acısını anlayabildiğinde olgunlaşır. --Pär Lagerkvist