Dünkü yazımı “Ahmet Aras Başkan AK Parti’ye geçer mi? Evet ‘Hayır!’ dedi… Yarın bakalım…” diye noktalamıştım. Aklımızdan geçmez gelişmeler yaşanıyor, yarına bırakalım. Bugün Haluk Levent’e bakalım.
Haluk Levent mide kanaması sonucu yaşadıklarından yeni kurtulmuş ve sevenlerini korkutmuştu. Sevenleri o korkuyu şimdi bir başka türlü yaşıyor; Ya doğruysa, ya hapse atılırsa diye. Umarız bir iddia olarak kalır. Yoksa herkes için büyük bir travma kapımızda…
Gazeteciler şaşırtıcı, üzücü, bir o kadar da dramatik ve ‘travmatik’ olayı “Son dakika...” anonsu ile verdiler: “Haluk Levent gözaltına alındı!”
Hakkında şok iddialar var AHBAP Derneği'ne yönelik soruşturma kapsamında hakkında önceki gün yakalama kararı çıkartılan Haluk Levent, önce hava yoluyla İstanbul’dan, sonra deniz yoluyla İzmir’den yurt dışına çıkmaya çalışırken aynı gün Mali Şube ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Levent'in 2020-2026 yılları arasında 990 milyon TL’lik bahis oynadığı ve 390 milyon TL kaybettiği, ayrıca Levent’in asistanı Yeliz Kaya’nın hesabına ise AHBAP’tan 120 milyon TL transfer edildiği iddia edildi. Umarız iddia olarak kalır…
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, Haluk Levent'in gözaltına alınmasına ilişkin “Soruşturma sürecinde, deprem nedeniyle toplanan bağışların yurt dışına çıkarıldığı ve amacı dışında kullanıldığına ilişkin iddiaların yoğunlaşması üzerine soruşturma kapsamı genişletilmiştir.” denildi…
*
Takip ettiğim birkaç YouTuber var. “Bir hayalin peşinde koşan” Fethiyeli Deniz Pehlivan ve İzmirli Mert Öztürk en çok takıldıklarım. Onlarla adeta dünyayı dolaşıyorum… Hafta sonunda Cumartesi günü Mert Öztürk’e takıldım. Vietnam’daydı…
Vietnam'da motosikletle dağ yollarını gezen Mert Öztürk, terk edilmiş gibi görünen bir noktada ilginç bir sunakla karşılaşıyor. Uçurumun kenarında, adeta korku filmlerinden fırlamış bir atmosfer... Sunağın üzerinde tütsüler, gazlı ve alkollü içecekler, yanında dragon meyvesi ve insanların bıraktığı değişik miktarlarda paralar var. Görünen o ki kimse o paralara dokunmamış.
Bu görüntü bana Yatağan'daki antik Stratonikeia kentinde sergilenen Sadaka Taşı'nı hatırlattı. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hayırseverler bu taşın üzerine sadakalarını bırakır, ihtiyaç sahipleri de sadece ihtiyaçları kadarını alırlarmış. Başkası ise o paraya el sürmezmiş.
Bugün böyle bir sadaka taşı aynı şekilde işleyebilir miydi?
Asıl düşündürücü olan soru bu.
Vietnam'daki sunağın şaşırtıcı tarafı, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bulunması değil; insanların bıraktığı paraların olduğu gibi orada durması. Çünkü bu, toplumdaki karşılıklı güven duygusunun küçük ama anlamlı bir göstergesi…
*
Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmalarında vatandaşların en önemli sorunlarından biri olarak “güven” duygusunun öne çıkması tesadüf olmasa gerek. İnsanlar artık kurumlara, yöneticilere ve hatta birbirlerine duydukları güvenin zayıfladığını hissediyor.
Kızılay, uzun yıllar Türkiye'nin en çok güven duyulan yardım kuruluşlarından biriydi. 2023 depremleri sonrasında yaşanan çadır satışı tartışmaları ise bu güveni ciddi biçimde sarstı. O günden sonra birçok kişi yardım kuruluşlarına karşı daha temkinli yaklaşmaya başladı.
Aynı dönemde Ahbap Derneği, deprem bölgesindeki çalışmalarıyla geniş kesimlerden takdir topladı. Hatta Ahbap’a topladığı yardımları AFAD veya Kızılay’a devretmesi için baskı yapıldığı bile iddia edildi…
Ancak bugün Ahbap'ın kurucusu Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma ve kamuoyuna yansıyan iddialar yeni bir güven tartışmasını beraberinde getirdi. Bu aşamada suçlamaların yargı sürecinde olduğunu ve kesinleşmiş bir hüküm bulunmadığını da hatırlatmak gerekir.
Muhtemelen bu olay da siyasi tartışmaların konusu olacak. Kimileri soruşturmanın hukuki olduğunu savunacak, kimileri ise siyasi saiklerle yürütüldüğünü, “siyasi bir saldırı” olduğunu iddia edecek.
Fakat hangi görüşten olursa olsun, toplum açısından asıl mesele bundan daha büyük. Çünkü her yeni tartışma, insanların “Kime güveneceğiz?” sorusunu biraz daha büyütüyor.
*
Güven bir toplumun görünmeyen sermayesidir.
Bir kez kaybedildiğinde yeniden inşa edilmesi yıllar alır. Devletin temel görevlerinden biri yalnızca suçluları cezalandırmak değil, aynı zamanda dürüst çalışan kurumları güçlendirmek ve vatandaşın adalete olan güvenini sağlamaktır. Maalesef bugüne kadar bu anlamda başarılı bir çalışma ortaya konduğunu görebilmiş değiliz. Sanki “bırakın yapsınlar, sonra cezalandırırız” anlayışına sahibiz.
Avrupa’da dernekleri, vakıfları, tarikatları, kulüpleri ve hatta meslek odaları ile sendikaları bizdeki kadar “denetimsiz” bir başka ülke daha var mı bilmiyorum. Saydıklarıma siyasi partileri ve yerel yönetimleri de katabilirsiniz…
Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey sadece yardım değil; güvenebilecekleri kurumlar, şeffaflık ve hesap verebilirliktir.
Bir yargı mensubuna “Adalete güveniyor musun?” diye soramazsınız. Yanıt alamazsınız. Bana “Basına güveniyor musun?” diye sorabilirsiniz. Güvenmiyorum…
Bunu sadece ben değil kamuoyu araştırmaları da söylüyor. O araştırmalarda olduğu gibi ben politikacılara da güvenmiyorum. Aynı şekilde yerel yönetimlere de güvenim yok.
Son yıllarda güven duygusu yalnızca bireyler arasında değil, kurumlarla vatandaş arasında da ciddi biçimde aşındı.
Bu kadar güvensiz bir ortamda nasıl yaşanır?
En azından mutsuz… Ve umutsuz, karamsar…
İşte bu noktada Haluk Levent ile ilgili iddialar hüsranımız oldu. İnşallah iddialar iddia olarak kalır da bu olay toplumsal travmamıza dönüşmez…
*
Deprem döneminde Ahbap Derneği milyonlarca insanın takdirini kazanmıştı.
Bugün ise kurucusu Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma kamuoyunun gündeminde. İddiaların doğru olup olmadığına bağımsız yargı karar verecek. Ancak daha soruşturma aşamasında bile toplumun bir kez daha 'Kime güveneceğiz?' sorusunu sorması, meselenin sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir güven krizi olduğunu gösteriyor.
Deprem felaketinden sonra yardım kuruluşlarıyla ilgili yaşanan tartışmalar, vatandaşın bağış yaparken bile tereddüt etmesine neden oldu. Bir zamanlar başta Diyanet, Kızılay, THK sorgusuz güven duyulan kurumlar bugün daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik talebiyle karşı karşıya.
Benzer şekilde bugün Ahbap Derneği'nin kurucusu Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma da kamuoyunda geniş yankı uyandırıyor.
Toplum, güven kaybettikçe herkes kaybeder.
Güven sadece ahlaki bir değer değildir. Ekonominin de temelidir. Ticaret güvenle yapılır. Bağış güvenle toplanır. Vergi güvenle ödenir. Devlet vatandaşına, vatandaş da devlete güven duyduğunda hukuk güçlenir, yatırım artar, insanlar geleceğe umutla bakar.
Bunun tersi ise sürekli şüphedir.
İnsanlar yardım yaparken iki kez düşünür. Belediyeye, derneğe, vakfa, hatta komşusuna bile kuşkuyla yaklaşmaya başlar. Böyle bir ortamda sosyal dayanışma zayıflar.
Vietnam'ın dağındaki küçük sunak ile Stratonikeia'nın Sadaka Taşı aslında bize aynı dersi veriyor.
Medeniyet, sadece yollarla, köprülerle ya da yüksek binalarla kurulmaz.
Medeniyet, kimsenin görmediği bir yerde bırakılan paraya kimsenin dokunmamasıyla ölçülür.
Asıl zenginlik de budur.
Çünkü güvenin olduğu yerde toplum büyür; güvenin kaybolduğu yerde ise sadece şüphe kalır.
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Uçuruma giden bir trenin içindeyiz; treni kullananlar güzergâhı değiştirmek yerine uyaranları susturuyor. --Ahmet Ümit