YERKESİK YANGINI...
Hafta sonunda Ören’deydim.
Ören’e Yerkesik üzerinden gitmek keyiflidir. Kıran’dan geçerken, bal ormanlarına bakıp, “Kaç yazdan sonra elimizde bunlar kaldı. Allah korusun.” dedim. Demese miydim?... Ertesi gün veya önceki gün Yerkesik/Sarnıç’ta orman yangını çıktı. Kahroldum... Suçluluk duydum!
Muğla Orman Bölge Müdürlüğü önceki gün yangına 6 uçak, 15 helikopter, 1 deniz aracı, 108 iş makinesi ve araç, 120 arazöz-su tankeri ve 608 OGM personeli ile müdahale ederken, Muğla Büyükşehir İtfaiyesi tüm donanımıyla ve Menteşe, Ula Belediyeleri itfaiyeleri yanında MUSKİ tankerleriyle, Polis ve Jandarma da TOMA’larıyla destek verdi.
Elbette Yerkesikliler de seyirci kalmadı, traktör arkasına takılan su tankerleri ile Kıran ve Denizovası arasında yangın söndürme helikopterlerinin su aldıkları göletlere su taşıdılar...
Herkes üzerine düşeni fazlasıyla yaptı, ama olmadı; insan gücü rüzgar gücünün karşısında kifayetsiz
kaldı. Yangın ilk gün; yani önceki gün kontrol altına alınamadı. Geceye teslim olan yangın, önceki geceyi aydınlatarak sabaha kadar devam etti...
Dün sabah gün ağırır ağırmaz havadan müdahale kaldığı yerden devam ederken, alevler Sarnıç, Kultak, Zeytinköy üçgeninde bulunan kanyona hapsedildi. Ben bu yazımı gazeteye verdiğim sırada söndürme çalışmaları devam ediyordu.
Başta Muğla arıcıları olmak üzere Yerkesiklilere ve hepimize geçmiş olsun...
xx xx xx
BİR “YUNAN ADALARI UCUZ” HİKAYESİ...
Ören de kaldığımız pansiyonun sahibinin oğlu ve gelini turla Sakız Adası’na gitmişti.
Biz eve dönerken onlar da Sakız’dan dönmüştü.
“Nasıldı?” diye sordum.
Sakız’a daha önce de gitmişliği vardı. “Huzur vericiydi” deyip ekledi:
“Porsiyonlar küçülmüş.”
Birlikte güldük.
Çünkü “Her şey dahil” denilen sistemi de bizden öğrenmişlerdi!
xx xx xx
Gazeteci Sedat Kaya da geçtiğimiz günlerde Datça’dan “Sakız Adası’nda Bir Akşam Yemeği” başlıklı yazısını paylaşmıştı. 25 Ağustos tarihli bir yazıydı.
“Meslektaşım, arkadaşım Murat Çelik bugün Posta Gazetesi'nde bir yazı kaleme almış.
Etkiledi beni. Murat'ın yazdıkları insanımızın neden Yunanistan'da tatil yapmayı tercih ettiğinin kısa bir özeti.” diye başlayan Kaya “Murat, Sakız Adası'nda yaşadığı olayı şöyle anlatıyor.” dedikten sonra
şöyle devam ediyordu:
“Akşam yemeğine güzel bir restorana gittik. Adanın küçük, mütevazı bir köyünde; balıkçı barınağından hallice limanın üzerinde, hoş ve tamamen dolu bir mekân…
Yemekte deniz ürünlerinin yanında; ev yapımı, üzümden mamul (sofra) içeceği tercih ettik. Kırmızı değil beyaz... Mantarlı şişede olanlar da var ama bahsettiğim içkiyi açık servis ediyorlar Yunanistan’da. Cam sürahide.”
xx xx xx
Sedat Kaya’nın yazısına bakılırsa üzümden mamul sofra içeceğinin 1 litresi 11 Euro’ymuş. Yarım litre isterseniz de yarısı; 5 buçuk Euro... Menüdeki fiyatlar böyleymiş. Çok beğenince Sedat Kaya’nın arkadaşı Murat Çelik garsona “Biz giderken bundan birkaç şişe satın alabilir miyiz?” diye sormuş.
- ‘Tabii’ demiş Dimitris. ‘Kaç litre?’ diye sormuş.
Yemekte iki aileymişler... “Aile başı ikişer litre alalım” demişler. 4 litre... Garson devam etmiş:
- “Ama kapalı şişe olarak yok. Biz 20 litrelik damacanalar hâlinde alıp yarım ya da 1 litrelik sürahilerde servis ediyoruz. Size litrelik pet şişelere koyup verebiliriz.”
“Tamam” demişler. Litresi 11 Euro’dan 4 litre...
Siparişler birkaç dakika sonra gelmiş. Murat Çelik, 44 Euro’yu uzatmış. Dimitris “No” demiş. “26 Euro ödeyeceksiniz.”
Diyalog şöyle devam etmiş:
- Murat Çelik; “ Türk – Yunan dostluğuna katkı için bize indirim mi yapıyorsunuz” diye sordum gülerek.
- Garson; “Tabii ki dostuz ama size özel bir indirim yapmadık. 11 Euro menüdeki litre fiyatı. Yani bizim servisteki satış fiyatımız. Yemekte içtiklerinizi o fiyattan toplam hesabın içinde ödediniz. Bu 4 litreyi ise burada içmeyeceksiniz. Yanınızda götüreceksiniz. Bunları toptan alıyorsunuz yani. Dolayısıyla biz de size toptan fiyattan veriyoruz. Litresi 11 değil 6 buçuk Euro’dan. 4 litresi de, 44 değil 26 Euro ediyor.”
xx xx xx
“TİCARİ AHLAK VAR MI?”
Arkadaşı Sakız hikayesini“Şaşkınlık içinde birbirimize baktık masada. 30 Euro’yu uzattık. 4 Euro para üstüyle birlikte 26 Euro’luk kasa fişini de getirdi Dimitris. Defalarca teşekkür edip hatırı sayılır bir bahşiş bırakarak ayrıldık restorandan.” diye noktalarken, Sedat Kaya yazısını şöyle noktalamış:
“Datça dahil sahil kentlerimizde turizmciler dertli.
Müşteri yok.
Evet ekonomi berbat. Yüksek enflasyon ve ona bağlı artan fiyatlar malum.
İnsanların alım gücü kısıtlı.
Bunlar bildiğimiz, yaşadığımız gerçekler.
Ama asıl sorulması gereken soru şu; ‘Ticari ahlak var mı?’
Bir duble rakıya 450 lira, bir şişe biraya 180 lira, 1,5 litrelik suya 150 lira fiyat biçenlerin bu soruyu kendilerine sorması gerekmiyor mu?”
Elbette sormak gerekir. “Bu maliyetlerle esnaf ne yapsın?” diye de sormak gerekmez mi?
xx xx xx
YUNANİSTAN DA KAZIKLANMIYORSUNUZ
Sedat Kaya haksız sayılmaz... Doğrusu ben “Ticari ahlak var” diyemiyorum. Tabii o “ahlağa sahip olanları” tenzih ederim.
Yunanistan ucuz mu pahalı mı, ne kadar ucuz ne kadar pahalı bir şey diyemem, ama orada gerçekten “Kazıklandım” duygusuna kapılmıyorsunuz. Her şeyin üzerinde etiket var. Yeme içme yerlerinde ‘fiyat listesi’ bulunuyor. Yemeden içmeden ne ödeyeceğinizi biliyorsunuz.
Bir mekanın önüne dinelip vitrine veya fiyat listesine bakarken içeriden biri gelip, “Hoş geldiniz, buyurun filan” demiyor. Sizi sıkmıyorlar... Biz hala kaç senedir hanutçulukla kavga ediyoruz.
Biz de her yerde “sigara içilmez” levhası ile birlikte mutlaka fiyat listesi de var, ama “fiyat” yok! Sormazsanız yandınız... Kaldığınız otelde içtiğiniz bira fiyatı ile otel dışında içtiğiniz veya bir barda yudumladığınız, sokaktaki büfeden aldığınız biranın fiyatı farklı... Deneyimlediğinizde “Bunların biri beni kazıkladı ama hangisi?” diyorsunuz...
Tabii bizim Örenli’nin “Porsiyonu küçültmüşler” dediği Yunan esnafının daçok ahlaklı olduğunu sanmıyorum. “İkisi de Osmanlı Bankası” dedikleri gibiyiz!
Onlarda sistem işliyor. Kurallar ve yaptırımları var. Biz hanutçuyu uyarıyoruz, onlar hanutçuluk yapanın işi ne ise o işle ilgili ruhsatını iptal ediyor...
xx xx xx
BİZİMKİLER UCUZ” DİYE Mİ “HUZURLU” DİYE Mİ ADALARA GİDİYOR?
Evet Yunanistan ile adalarla aramızda fark var, ama bence bu “ucuzluk pahalılık farkı” değil...
Ben bu yazımı yazarken Fethiye Turizm Derneği Başkanı Işıl Sungur sosyal medya hesabından “Bu yaz Türkiye’den 372 bin 495 turist Yunanistan Adalarına tatile gitti!” diye paylaşım yaptı.
Bunların Muğla kıyılarına tatile geldiklerini düşünebiliyor musunuz?
Yüzler elbette gülerdi...
Peki bu insanların kazıklanmamak için adalara gittikleri ne malum... Hem gazeteler “Yunanlar, Bulgarlar ucuz alışveriş için Edinirne’ye geliyorlar” derken hangi Yunanı, Bulgarı kastediyor olabilirler?!!
Yazımın başında Sakız Adası için “Nasıldı?” diye sorduğum Örenli “Porsiyonlar küçülmüş” derken “Huzur vericiydi” de diyor...
Oysa Ören’de huzur verici...
Ama zaman zaman sahilde nereden geliyorsa kirlilik olabiliyor. Komşu adaların hiçbirinde deniz kirliliği yok. Marinaları bile pırıl pırıl... Kanalizasyonlarını merak ediyorum.
Sadece deniz kirliliği mi, başta tabela olmak üzere görüntü kirliliği olmadığı gibi gürültü kirliliği de yok. Servisleri de çok kaliteli. Hanutçuluk da yok. Üstelik ne yediğinizi ve ne ödeyeceğinizi biliyorsunuz...
Yunan adalarına 372 bin 495 vatandaşımız turist olarak bu yüzden gitmiş olabilir mi?
---------- -----------
GÜNÜN SÖZÜ; Dilan-Engin Polat davası adalet bir yana ahlakın dibe vurduğunun işaretidir. --Kürşad Oğuz