Yine üzerine çokça konuşulacak haberlerin olduğu günlerin içindeyiz. Salı günü Lübnan Hizbullah’ına karşı İsrail’in siber saldırısı gündeme bomba gibi düştü. Dünya dikkatini yeniden Ortadoğu’ya verdi. O gün, içinde haberleşme amaçlı telsize sahip olan grup üyeleri siber saldırıyla beraber patlamaya başladı. Bu ilginç görüntüler hemen medyaya düştü ve izleyenleri de dehşete düşürdü. Olayın aynı şekliyle bir gün sonra yine tekrar etti. Bu büyük korku artık Lübnan halkının içine işlemişti. Acaba daha başka neler patlayacaktı? Meydana gelen olayda kaç ölü var kaç yaralı var o bile belli değildi.
O saatten sonra insanlar artık şu soruyu sordu. Acaba ne kadar güvendeyiz?
Yakın dönemde İsrail’in vahşi saldırısı bize şunu gösterdi. Artık savaşların ahlakı yok. Öylesine pervasız bir saldırı düzenleri var ki kutsalların kendi adına kutsandığı başkası adına yerle yeksan edildiği bir dönemdeyiz. Bu ürkütücü. Çünkü elinden gelen her şeyi yapabilir. O zaman gıda, su, teknoloji, sağlık ürünleri, çeşitli hammaddeler ve daha birçok akla gelebilecek her şey bize karşı silah olarak kullanılabilir. Buna inanalım çünkü sadece bilimkurgu filmlerinde olan sahneler gerçek olarak önümüze gelmeye başladı.
O zaman bize düşen ne? İsrail’in Anadolu üzerindeki emelleri aşikâr iken Türk milleti olarak öncelikle uyanık olmak zorundayız. İkincisi üretim ve her alanda söz sahibi olmak adına çok çalışmalıyız. Bir üçüncüsü ise bize sunulan ve ışıltılı ambalajlarda göz boyayan ürünlere karşı gerçek manasında sorgulayıcı yaklaşmalıyız. Çünkü tehlike kapımızda, cebimizde ve artık içimizde. Son yaşanan olay bunu net olarak gösterdi.
Peki nasıl sorgularız, ne yapmalıyız?
Yakın dönemde İsrail’in Gazze’yi işgaliyle beraber bir öfke birikti. İnsanlar bir çare aradı. Ne yapabiliriz elimizden ne gelir diye sorguladı. Somut manada boykotla İsrail’in ekonomik gücünü ve onun arkasında güçlerin desteğini bir nebze kırabileceğini düşündüler ve boykot kararı çıktı. Özellikle küresel sermayenin ürünlerinin tüketilmemesi gerektiği bunların doğrudan ve dolaylı olarak İsrail ekonomisi için cansuyu olduğu dile getirildi. İlk günlerde olayın sıcaklığı ile epey ciddi destek gördü. İlerleyen günlerde ise irade biraz soğudu. Hala bir şekilde devam ettiğini de belirtelim. Bu durum Türk malı ürünlerin tüketimine de bir nebze olumlu yansıdı. Çünkü insanlar aynı zamanda alternatif arayışında idi.
Genel olarak bu durum sadece bir meselenin anlık tepkisi olmaktan çıkmalı. Bilinçli her fert ülkesinin üretimi ve ekonomisini öncelemeli. İşlerin şakasının olmadığını her gün yeniden öğreniyoruz. Ülkemizde her alanda güçlü ve bize ait markalar çıkarmak zorundayız. Belli başlı ülkelerin hedefleri bu kadar net iken ateşin er ya da geç bize ulaşacağını artık anlıyoruz. O zaman hepimiz irade sahibi olmak zorundayız. Yoksa yarınlarda yediğimiz gıda biyolojik silah, kullandığımız telefon bomba, içtiğimiz ilaç bize zehir olarak dönecek. Böylesine bir saldırı potansiyeli olduğunu da gördük. O zaman daha yüksek sesle boykot diyelim. Tehlike kapıyı çalmadan boykot diyelim. Sadece Gazze özelinde değil milletin öz evladı olarak ülkeye sahip çıkmak için diyelim. Yarınlar için boykot diyelim. Boykot veya yerli tüketim bilinci sadece bir yıldır olmamalıydı. Eskiden beri var olmalıydı. Ben uzun yıllardır bu konuda özen gösteriyorum. Şunu da iyi biliyorum tehlike yaklaştıkça herkes biraz daha bilinçlenecek. Çok geç kalmamak dileğiyle. Başka Türkiye yok.
İlgilisine de not: Bu ülkenin insanı kaliteli tüketmeyi hak ediyor. Tüm marka ve ürünler halka en güzel ürünleri sunmak zorunda. O zaman herkesin biraz daha gönüllü olduğunu göreceğiz.