"Tarihi Yağcılar Hanı'nın en güzelköşesinde bütün şehri kucaklayan, yeri geldiğinde güneşten, yağmurdankaçtıklarında bağrında barındıran asırlık koca çınar birden bire devrilmiş,beraberinde nice yaşanmışlıkları da götürmüştü."

Yeni yılın ilk günleri bir haber çokderinden etkiledi bizleri. Sanki canımızdan bir parçayı kaybetmiş gibiydik.Çocukluğuma, gençliğime ait hatıralarımın tanıklarından biri birden bireelimden alınmış gibi oldu. Sadece benliğime ait değildi onun kaybı! Bu öyle birkayıptı ki babamın, dedemin hatta kaç kuşak öteme tanıklık etmiş bir belleğinyitimi gibiydi.

Bu haberi okuyan şehrimin insanlarınıdüşünüyorum. Onun kaybında benim duyduğum, düşündüğüm bütün hatıralarıntanığını kaybetmenin hüznünü onlar da yaşadılar.

Peki bütün bir şehri kucaklayan veetkileyen bu hüzünlü vedanın sahibi kimdi? Tarihi Yağcılar Hanı'nın en güzelköşesinde bütün şehri kucaklayan, yeri geldiğinde güneşten, yağmurdankaçtıklarında bağrında barındıran asırlık koca çınar birden bire devrilmiş,beraberinde nice yaşanmışlıkları da götürmüştü. Çınar ve insanın hikâyesifarklıdır bizim kültürümüzde.

Şairin dediği gibi ağaç insana, "Teslimbayrağını çekmeden burçlara, Söylenecek son söze en güzel örnek!, Ağaçlarabenzeyip ayakta ölmek!" insan olmanın gerçeğini haykırır. Ne yaşarsan yaşaağaçlar gibi ayakta, ne olursan ol ağaçlar gibi hep veren, hep paylaşan, hepkucaklayan olmak. Ağaçlar gibi insanda ayakta kalmalı. Sevgisini, merhametiniyüreğindeki bütün güzelliklerle yaşayabilmelidir.

Çınar ağacı ulu bir ağaçtır. Öyle birgölgesi vardır ki insanımız hayat buldukları mekanlara hep çınarı dagötürürler. Çınarın gölgesinde buluşurlar. Çınarın altında buluşurlar;dertlerine derman, hastalıklarına şifa bulurlar. Halleşirler, dertleşirler,eğleşirler, eğlenirler. Çocuğundan yaşlısına gencine bütün zamanların buluşmanoktasıdır çınarlar. Çınarlar öyle asil bir ağaçtır nice sırları barındırır.

Ulu mabedlerin bahçesinde ulu çınarlarvardır, köyün, kasabanın, şehrin meydanları çınarın merkez edinir. Kahvelerçınarla taçlandırır merkezlerini. Medeniyetimizin kültür izlerini takipettiğimiz her yerde çınar hep vardır. Saraybosna'daki çınar ile Bursa'dakiaynıdır. Üsküp'teki çınar ile Çanakkale'deki aynıdır. Tebriz'deki çınar ileErzurum'daki çınar aynıdır. Aynı köklere uzanır, bizim köklerimize.

Gelelim Yağcılar Hanı'ndaki bizimçınarımıza. Cumhuriyet öncesinden bugüne nelere tanıklık etti çınarımız. Savaşyıllarını, Cumhuriyet'in ilanını, şehrin tarihe tanıklık ettiği tüm sevinçlere,kederlere tanıklık etti çınarımız. Perşembe pazarlarında soluklanmak içinçınarın altında buluştu insanlar, neler konuştular neler? Belki evladınıevlendirecek borcunu nasıl ödeyecek? Belki evladını askere uğurladı, nasılheyecanla tezkere beklediklerini anlatacak? Belki yüreğine sırladığı aşkını ilkdefa itiraf edecek? Belki bu şehrin kayıp giden güzellikleri karşısında neleryapabiliriz diyecek? Neler neler?

Bu çınarın dili olsa neler söyleyecek?Sevdadan yana, umuttan yana, hüzünden yana. Şehre ve insana ait ne varsa bütünduygular, bütün düşünceler ve yaşanmışlıkları yükledik dallarına, köklerinekoca çınarın? Belki yaşanmışlıklar birer mektuba dönüştü? Her gelene bir şeylersöyledi. Belki son zamanlarında sessiz çığlıklar attı? Duyduk mu? Bir kereçınara dönüp baktık mı? Çınarın dili olsa ne söylerdi diye?

Bütün unutulmuşluklar gibi kendiiçimizde unuttuğumuz her şey çınarın kaybı ile yok olup gidecek belki. Çınarlabir tarihi de yitiriyoruz. Bu hüzünlü veda bir son mu elbet değil. Yepyeni birçınar fidanı dikeceğiz, tarihin karanlığında yok olup gitmesin diye. Asırlaratanıklık etsin yeni fidan, miras yok olmasın. Yine insanlar buluşsungölgesinde. Halleşsinler, eğleşsinler diye.