CUMHURİYET’İN İLANI

“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 103 yıl önce bugün böyle demişti.

Her dediğini yaptığı gibi bunu da yapacaktı… Bu söz, yalnızca bir yönetim biçiminin değişeceğini değil, bir milletin kendi kaderini eline alacağını müjdeliyordu.

Yıllarca süren savaşların, işgallerin ve büyük fedakârlıkların ardından Türk milleti, egemenliğin kayıtsız şartsız kendisine ait olduğu yeni bir devletin eşiğindeydi.

En olmadık, en umutsuz anda kurtuluşun ve kuruluşun mimarı olan büyük insan, hala mazlum ülkelerin yol göstericisi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün 28 Ekim 1923 akşamı söylediği bu söz, ertesi gün tarih oldu.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi…

*

Bir milletin bağımsızlık mücadelesi o gün millî egemenlik anlayışıyla yeni bir döneme taşındı. Artık devletin yönetiminde söz sahibi olan, milletin kendisiydi. Ümmetten millete geçilmişti… Bugün, o tarihî kararın anlamını hatırlamak; Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur.

“Benim iki büyük eserim vardır: Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”

Atatürk’e atfedilen ünlü sözdür. TBMM tutanaklarına göre, bu söz 27 Şubat 2016 tarihli Meclis görüşmesinde bir milletvekili tarafından Atatürk’e atfedilerek aktarılmıştır.

İşte Atatürk’ün o iki büyük eserinden Cumhuriyet Halk Partisi bugün bölünmüş parçalanmış var olmakla kapanıp yok olmanın arasında bir yerinde, adeta kardeş kavgası yaşanıyor.

Umarım, dilerim Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına gelen, getirilen Cumhuriyet’in başına gelmez, getirilmez…

Peki neden 29 Ekim? Neden 27 veya 28 Ekim değil de 29 Ekim?

*

Sosyal medya fenomeni, içerik üreticisi Halil İbrahim Göker de sormuş bu soruyu.

Bu soruyu “Cumhuriyet neden 29 Ekim de ilan edildi?” diye soran Göker, “anlatiyim” diyerek kendi sorusunu kendisi yanıtlıyor. Yanıt müthiş…

Öyle tesadüfen filan laf olsun diye Atatürk olunmuyor işte...

Peki, neden 29 Ekim? Neden 28 Ekim ya da 27 Ekim değil? Hiç düşündünüz mü?

Takvimler 1918’i gösterdiğinde, Osmanlı Devleti’nin sonunu hızlandıran Mondros Mütarekesi imzalandı. Türk ordusu terhis edildi, boğazların denetimi İtilaf Devletleri’ne bırakıldı ve İstanbul işgal edildi.

Türk milleti, kendi öz yurdunda esir edilmek isteniyordu. Kendi öz yurdunda parya…

Ancak unutulan bir şey vardı: Türk milleti esareti kabul etmeyecekti!

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçerek bağımsızlık mücadelesini başlattı. Samsun’da yakılan meşale, bütün Anadolu’ya yayıldı.

Milletin inancı ve fedakârlığıyla büyüyen bu mücadele, sonunda zafere ulaştı…

Göker böyle anlatıyor…

*

Fakat düşmanı yurttan kovmak yeterli değildi. Eski yönetim anlayışıyla devam edilemezdi. Egemenliğin millete ait olduğu yeni bir devlet kurulmalıydı. Bu doğrultuda, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı.

Ancak Türkiye’nin yönetim biçimi henüz kesin olarak belirlenmemişti. Siyasi tartışmalar sürerken Mustafa Kemal Paşa, 28 Ekim 1923 akşamı arkadaşlarına tarihî sözünü söyledi:

“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!”

Sözünü tuttu. 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhuriyet ilan edildi ve Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Peki, neden özellikle 29 Ekim?

Atatürk’ün silah arkadaşlarından Fahrettin Altay’a, Cumhuriyet’in ilanından sonra bu tarihi neden seçtiğini sorduğunda Atatürk’ün 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ne atıfta bulunarak anlamlı bir cevap verdiği anlatılır.

Bu anlatıya göre Atatürk, Mondros’un imzalandığı 30 Ekim ile Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim arasındaki tarihî bağa dikkat çekerek şu sözleri söylemiştir:

“Fahrettin, sen benim 30 Ekim 1918 gecesinde çektiğim azabı iyi bilirsin; zira yanımdaydın. Mondros belası 30 Ekim’de imzalandı. Cumhuriyet ise 29 Ekim’de ilan edildi. İşte bu da mazlum bir milletin ahıdır.”

Bir tarafta işgali ve esareti hatırlatan Mondros Mütarekesi, diğer tarafta bağımsızlığı ve millî egemenliği simgeleyen Cumhuriyet…

O gün bir milletin kaderi değişti. Egemenlik millete verildi ve yeni bir devletin temelleri atıldı.

*

TRUVANIN İNTİKAMI, BAĞIMSIZLIK RUHU

Nedense aklıma Truva geldi…

Truvalıların da ahı tutmuş olmalı.

Evet, sembolik ve tarihî anlatı açısından Fatih Sultan Mehmet Truva harabelerini ziyaret ettiği (1462) ve Kritovulos’un aktardığı sözlerde, Asyalıların eski düşmanlarından intikam aldığı fikrini dile getirdiği “Truvanın intikamını aldık” dediği anlatılırken, Mustafa Kemal Atatürk’ün de Büyük Taarruz ve Yunan ordusunun yenilgisi (1922) ile ilgili “Truvanın intikamı alındı” dediği söylenir…

Ah yerde kalmıyor…

Bu söylenceler “bağımsızlık mücadelesinin anlamını” güçlü biçimde yansıtmaktadır. Ki Mustafa Kemal Atatürk “Bağımsızlık benim karakterimdir” de demiştir.

“Truva’nın intikamı” fikrini, Deniz Gezmişlerin ve Mahir Çayanların temsil ettiği devrimci kuşağın anti-emperyalist mücadelesiyle ne kadar ilişkilendirilebilir bilmiyorum, ama yıllar sonra Deniz Gezmişlerin, Mahir Çayanların şiarı da “Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın tam bağımsız Türkiye!” olmuştur diyebiliriz.

Sanki Anadolu topraklarında “anti emperyalist, tam bağımsızlık” ruhu dolaşmaya devam ediyor…

*

MUĞLA’DA CUMHURİYET’İN 100. YILI ANITI VE İSMET TAYYARESİ

Cumhuriyet’in anlamı yalnızca tarih kitaplarında değil, şehirlerimizin hafızasında da yaşamaya devam ediyor. Ben pek sevemedim, ısınamadım ama “bağımsızlık ruhunu” Muğla’daki Cumhuriyet’in 100. Yılı Anıtı ve İsmet Tayyaresi de örnek olarak gösterilebilir.

Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından Cumhuriyet’in 100. yılı anısına gerçekleştirilen meydan düzenlemesi kapsamında, 2008 yılında kente yerleştirilen İsmet Tayyaresi maketi 2023’te eski konumundan yaklaşık 50 metre ileriye taşındı. Yeni meydan ve anıt, 28 Ekim 2023’te ziyarete açıldı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ele geçirilen ve Muğla’da onarılan bir uçağın hikâyesi ise, Anadolu insanının imkânsızlıklar karşısındaki azmini ve dayanışmasını anlatır. Şehrimize ve bağımsızlık ruhuna çok yakışıyor…

Muğlalı ustaların emeğiyle yeniden uçabilecek hâle getirilen uçak, Vecihi Hürkuş tarafından kullanıldı ve Sakarya Meydan Muharebesi döneminde keşif görevlerinde yer aldı. Bu hikâye, yalnızca bir uçağın onarılması değil; bağımsızlık uğruna emek veren insanların üretme gücünün ve inancının da simgesidir.

Bugün İsmet Tayyaresi maketi, Menteşe’de Uğur Mumcu Bulvarı üzerindeki döner kavşakta kent hafızasındaki yerini koruyor. Cumhuriyet’in 100. Yılı Anıtı ise Türkiye’nin yüz yıllık tarihine ve geleceğine uzanan yolculuğu anlatıyor.

*

İsmet Tayyaresi’nin ardındaki emekle Cumhuriyet’i kuran irade aynı gerçeği hatırlatıyor: Bir ülkenin geleceğini, ortak amaç uğruna birleşen insanların kararlılığı şekillendirir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet’i anlamak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak ise hepimizin sorumluluğudur.

Yeri gelmişken, acaba diyorum Cumhuriyet’in 100. Yılı Anıtı şehrimizin bir başka yerine, mesela Adliye Sarayı önündeki anlamsız “saatli kulenin” yerine mi taşınsa…

İsmet Tayyaresi Uğur Mumcu Bulvarı ile Atatürk Bulvarı’nın kesiştiği noktada o meydana anlam ve azametiyle tek başına çok yakışıyor. Hatta o meydana “Bağımsızlık Meydanı” adı da yakışır… Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelemizin bütün kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! Yaşasın Cumhuriyet!

---------- ----------

GÜNÜN SÖZÜ: Cesaret, umutsuzluğun yokluğu değil; umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yeteneğidir. --Rollo May