Yıllar önce bir gün öğle yemeği için personel yemekhanesine girdim. Neredeyse bütün masalar doluydu. Çoğu zaman oturduğumuz iki masa hariç. Ancak bu masaların sandalyeleri adeta “servise kapalıyız” dercesine masaya dayalıydı. Birkaç personel arkadaş ise kapıda masaların boşalmasını bekliyordu.
Görevliye “Hayırdır!” dedim. “Müdür Bey'in talimatı, sadece müdürler oturacakmış.” dedi. “Müdür beyin talimatı mı?” dedim. “Hayır, falan müdür yardımcısı.” dedi. Kurumda bulunan üç yönetici için sekiz kişilik masa rezerve edilmişti.
Makama, unvana özel bu uygulama…
“Ben bu masaya oturuyorum. Bundan sonra da hep buraya oturacağım.” dedim ve oturdum. Biliyordum ki müdür beyin bundan haberi yoktu, böyle bir talimatı da olmazdı. İki masa boş dururken ben diğer masaların boşalmasını bekleyemezdim.
Yıllar önce yaşanan bu olay, bugün aklıma neden geldi?
Üç ay önce bir adliyede yaşanan tuvalet krizi ve sonrasındaki gelişmeler bana da bu yemekhane krizini hatırlattı.
Buna benzer ayrışma, özel uygulama, kişisel tasarruflar ve sınıfsal uygulamalar her kurumda ve her iş yerinde yaşanıyor. Asansör, otopark, yemekhane, tuvalet kullanımlarında kişiye/unvana özel uygulamalar…
İş yerinde bir gün asansöre binmek için hamle yaptığımda asansörde bulunan bir üst ünvanlı kişi, “Kapasiteyi aştık, dışarı çıkar mısınız?” dedi. Asansörde iki kişi vardı. Biz de iki kişiydik. Asansör ise altı kişilikti. “Hayır, aşmadık.” dedim ve içeri hamle yaptım ki arkadaki arkadaşım kolumdan tutup geri çekti ve “Öyle varsayalım.” dedi.
Biz öyle varsaydıkça ayrışma giderek artıyor. Biz susup bu tasarrufları kabullendikçe çürüme/bozulma artıyor.
Tıpkı bir dönem Kızıl Ordu’da olduğu gibi…
Adil bir dünyanın, insanların itilip kakılmadığı bir dünyanın sembolü olarak kurulan meşhur Kızıl Ordu. Kurulduğu yıllarda adalet ve eşitliğin sembolü olan ve Sosyalist Rusya’nın efsane kurumu Kızıl Ordu.
Başlangıçta bu özelliğini uzun süre koruyan Kızıl Ordu, 1970-1980’li yıllar ile birlikte müthiş bir bozulma yaşıyor. Kuruluş felsefesinden tamamen uzaklaşıp önü alınamayan bir dejenerasyona giriyor.
Alev Alatlı’nın aktardığına göre bu bozulma ayrışma ile birlikte başlıyor. Eskiden subaylar askerler ile birlikte yemek yerken, aynı lojmanlarda otururken zamanla yemekhaneler ve lojmanlar ayrılıyor. Ne zaman ki sofralar ve lojmanlar ayrılıyor, Kızıl Ordu’da bozulma da başlıyor. Kızıl Ordu, eski savaşma kabiliyetini kaybediyor ve Afganistan Savaşı’nda neredeyse askerinin yarısından fazlasını kaybediyor. Afganistan, Rusya’nın Vietnam’ı oluyor.
Ruslar, bu açığı kapatmak için hapishaneleri boşaltıp mahkumları orduya alıyorlar. Bir ordu için çok ciddi bir itibar kaybı… Bir ordu için ciddi bir yenilgi…
Oysa askerinin ve subayının beraber yiyip içip beraber savaştıkları dönem, Rusya’nın en yurtsever dönemi. Ordunun savaş kabiliyetinin en yüksek olduğu dönem.
Gelelim bugüne… Manzara pek de farklı sayılmaz.
Koskoca bir kamu kurumunda yalnızca “makam”ın kullandığı tuvaletler, asansörler… Üst yöneticiye tahsisli lüks dinlenme odaları, özel yemekhane… Personel yemekhanesinde birkaç masanın yöneticilere rezerve edilmesine tepki gösterirken tepkim abartılı mı diye düşünmedim değil. Çünkü neredeyse hiçbir yönetici personeli ile aynı yemekhanede yemek yemiyor.
Aynı kurumda mesai yapalar, aynı yerde yemek yiyemiyor. Aynı masanın etrafına oturup karar alanlar; aynı asansörü, tuvaleti, otoparkı kullanamıyor.
Bu fiziki ayrışma, duygusal uzaklaşmaya neden oluyor. Ekip ruhu, aidiyet ve motivasyon ortadan kalkıyor ki işler aksamaya ve düzen bozulmaya başlıyor.
Unutmamak gerekir ki personelinin gözündeki saygınlığı artırmanın yolu araya mesafe koymaktan değil, personel ile aradaki bağı güçlendirmekten geçiyor.
Kendini sevdirmeyi başaramayan, saygı görmeyi de başaramıyor.
Ne olur, sevilme kabiliyetimizi kaybetmeyelim. Ayrışıp saygı ve başarı grafiğini düşürmeyelim.
11.09. 2024