Son iki gündür sosyal medyada yayılan ve şahsımı hedef alan yorumlara dönüşen paylaşımlar nedeniyle konuya açıklama getirme gereği duydum. 20 Ağustos Perşembe günü takımımızın kahvaltı organizasyonuna katılan basın mensuplarının röportaj talebi üzerine yanlarına gittim. Röportaj kaydı başlamadan önce gerçekleşen samimi sohbet sırasında Muğlaspor'u takip eden çok sayıda kadın spor muhabirinin bulunmasından duyduğum memnuniyeti dile getirdim. Sohbet esnasında ‘Şimdi soru yoktur, beni sıkıştırmazsınız’ anlamında bir ifade kullandım. Devamında ise ‘Olmazsa gün yapar, kısır yeriz, yalnız altınım yok’ şeklinde bir cümle sarf ettim. Ardından röportajımızı gerçekleştirerek basın mensuplarına teşekkür edip yanlarından ayrıldım.

Bu kısa sohbetin bağlamından koparılarak kadınlara yönelik ayrımcı, küçümseyici veya hakaret içeren bir konuşma şeklinde yansıtılması beni derinden üzmüştür. Muğla Kadın Platformunun gösterdiği hassasiyeti de anlayışla karşılıyorum. Niyetim hiçbir kadını küçümsemek değersizleştirmek veya incitmek değildi. Ancak niyetimden bağımsız olarak kullandığım ifadelerin incitici bir anlam taşıyabileceğini görüyor, bundan dolayı incinen tüm kadınlardan içtenlikle özür diliyorum. Yaşanan süreçten dolayı üzgün olduğumu kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım.

Yalçın Koşukavak

*

Metinden anlaşılacağı gibi Perşembe günü yaşanan olaydan sonra sosyal medya da kıyamet kopuyor, Teknik Direktör Bey skandaldan 24 saat sonra özür diliyor. O da “özür dileme” mi “Düzeltme” mi belli değil…

Bodrumlu meslektaşlarımızdan Abdulkadir SevindikMuğlaspor Teknik Sorumlusu Yalçın Koşukavak'ın Bodrum FK maçı öncesi Akyaka'da yaptığı basın toplantısında; ‘Daha önce basın toplantısında bu kadar bayan görmemiştim. Sizde şimdi soru da yoktur. Bilsem kısırımı da altınımı da alır gelirdim, gün yapardık.’ ifadesi … Eski bir kaleci olan Yalçın Koşukavak'ın sarf ettiği sözlerle kendi kalesine attığı bu gol, belki de hem tribünler hem de toplum önünde mağlup olduğu en önemli andır.” ifadelerine yer verdiği paylaşımına “Eski kaleci Koşukavak'ın kendi kalesine attığı gol!” başlığı atmış.

Ne golü sayın Sevindik, Teknik Direktör Beyin yukarıdaki açıklamasıyla ikinci gol geldi. Bir kaleci kalesine iki gol atarsa buna ne denir?

*

Bana asıl garip gelen Teknik Direktör Beyin açıklamasında geçen “Bu kısa sohbetin bağlamından koparılarak” ifadesinin benzeri bir gün önce “Özür” değil “Kamuoyu Bilgilendirme” başlığı altında paylaşılan “Muğlaspor Kulübü” imzalı metinde de geçmesi oldu.

Gerçekten dikkat çekici. Şöyle:

Teknik direktörümüz Yalçın Koşukavak'ın, Akyaka'da takımımızın futbolcuları, aileleri teknik heyetimiz ve basın mensuplarımızın katılımıyla gerçekleştirilen tanışma ve kaynaşma kahvaltı organizasyonunda sarf ettiği bazı sözlerin bağlamından koparılarak farklı bir noktaya çekilmesini üzüntüyle karşılıyoruz.

Sanki her iki metinde aynı kalemden çıkmış ya da kulüp yöneticileri ile teknik direktörleri aynı kavağın kaşığı… Üstelik her iki metinde de “özür dileme erdeminden” emare yok…

Kendilerince “DÜZELTME” yapmışlar!

Bana sanki kadın meslektaşlarımızın Muğlaspor Kulübünden ve teknik direktöründen özür dilemeleri bekleniyormuş gibi geldi!

*

Bu açıklamalar karşısında kadın meslektaşlarımızla görüştüm.

Muğla Medya gurubundan Güzide Çakıroğlu Kasım arkadaşımız “Kahvaltı faslından sonra Kulüp Başkanı oradan ayrılıyordu, ‘Başkan bir konuşma, açıklama yapmayacak mısınız?’ diye sorduk. O da ‘Bugün teknik direktör hocamız konuşacak. Artık 1 lig takımıyız. Profesyonel olmalıyız’ dedi. Sonra yan tarafta bir masa hazırlandı. Oraya geçildi. Kimsenin teknik direktörden bir talebi olmadığı gibi orada samimi havada geçen bir sohbette olmadı. Evet çok soru sorulmadı, aslında önce hocamız açıklama yapacak diye beklerken o cinsiyetçi ifadelerden sonra keyfimiz kaçtı. Sorununda alasını sorardık biz kadınlar.” dedi.

Mabolla Medya kalemlerinden Esma Turan arkadaşımız ise “. Kulüp başkanı ve yönetimi mekândan ayrıldı. Biz gazetecileri Hoca ile baş başa bıraktı. Öyle sohbet havasında değil, tanışma değerlendirme havasında bir toplantıydı. Yalçın Bey ile ilk basın toplantısı olacaktı. Basın açıklaması için masa hazırlanıyordu. Biz mikrofonları hazırlarken hoca geldi masaya oturmadan ve merhaba bile demeden kısır muhabbetini yaptı.” diyerek şu ifadelerde bulundu:

Ne olduğunu ne demeye çalıştığını anlamadık. Sonra tekrar etti o sözleri. Biz de gün yapmıyoruz burada dedik. Daha sonra sizde soru da yoktur şimdi dedi. Arkadaşlarla birbirimize bakıştık, sonra sadece bir kişi maçı değerlendirir misiniz dedi. Bizde kaldık dinledik açıkçası ne yapacağımızı bilemedik yani, kal geldi o sırada galiba. Sonradan keşke kalkıp gitseydik dedik. Sorularımız vardı sormadık. Erkek arkadaşlarımızda sormadı. Muğlaspor kulübü ‘az sayıda soru geldi’ demiş, oysa toplantı başında söylenen bu sözler, doğal olarak gazetecileri gerdi. Tepkiler daha çok toplantı sonrasında, gazetecilerin kendi aralarındaki değerlendirmelerinde ve konunun haberleştirilmesinin ardından ortaya çıktı. Amacımız ne Yalçın Koşukavak’ı hedef almak ne de Muğlaspor’a zarar vermek değildir. Biz orada söylenen sözleri duyduğumuz şekliyle, kayda geçtiği biçimiyle kamuoyuna aktardık. Muğlaspor, bu şehrin önemli bir değeri ve hepimiz kulübün başarılı olmasını istiyoruz. Kimse sapla samanı karıştırmasın.”

*

Ben o kahvaltıda yoktum. Davet edilmedim. Davet edilsem de gitmezdim. Davet edilmemem ise gayet normal… Ki bir yıldan fazla bir süredir Muğlaspor’un “m”sini yazmıyorum. Tabii tavşan dağa küsmüş kendini dağ sananın umurunda değildir… Neden diye bana sormayın, meraklısı o kendini dağlar kadar yüce sanan ‘güç zehirlenmesi yaşayana’ sorun…

Tavrım Muğlaspor ve taraftarı ile ilgili değildir…

Neyse kahvaltıda sadece ben değil, iki cemiyet başkanımız da yokmuş. Süleyman Akbulut’un olmamasına şaşırmadım da Cem Kaytan’ın olmamasına çok şaşırdım…

Ve bu bir Muğlaspor yazısı değildir, bir eski kaleciden teknik direktörün devirdiği çamın altında kalanlara dair bir yazıdır.

Bir kere devrilen o gaf çamının altında önce Teknik Direktör Bey, sonra ‘artık birinci ligde olmanın gereği profesyonellikle’ kadın meslektaşlarımızın ve tüm basın camiasının gönlünü almak yerine teknik direktörlerinin gönlünü hoş etmeyi tercih eden kulüp yöneticileri kalmıştır.

Tabii birinci lige çıkıp “profesyonel olmak” yetmiyor, “medeni, mütevazı ve centilmen” olmak da gerekiyor…

*

Ben o gün “O Şakacı Espriciyi Salı Günü Şakalayacağım” başlığı altında “Zaten kadın meslektaşlarımız da tepkilerini haberlerinde yazılarında gösteriyorlar... Ben daha bir şey demedim, sakın ‘bu kadınların meselesi’ diye düşündüğüm de sanılmasın. Köşem salıya kadar dolu... Salı’ya görüşelim... Şimdilik ‘Burası Muğla’ diyeyim...” şeklinde paylaşım yapmıştım.

Yukarıdaki açıklamalar karşısında dayanamadım, yarını bekleyemedim, ama “şaka yapacak halim” de yok! Çünkü konu oldukça ciddi… Ki bazı şakaların özrü de olmaz. Teknik direktörün o ifadeleri için “şaka” değerlendirmesi yaparsak bu “iyi niyetli” yaklaşımdan çok “aşırı saflık” veya başka bir şey olur. “Kısırımı da altınımı da alırdım, gün yapardık” demek hadi neyse de ardından da “Sizde şimdi soru da yoktur” demesine ne demeli?

Bu en hafif haliyle küçümsemedir. İtibarsızlaştırmaktır.

Bu zihniyetin artık “Ama ortam samimiydi” diye kurtarılacak bir tarafı yok. Asıl mesele sadece Teknik Direktör Bey’in söylediği söz de değil. Daha vahimi, ardından Muğlaspor Yönetimi’nin yaptığı açıklamadır. Çünkü kulübün açıklaması bir ‘özür’den çok 'yanlış anladınız' düzeltmesi veya ‘savunması’ olarak duruyor… “Sizde şimdi soru da yoktur” cümlesi ise zaten bütün bu sözlerin arkasındaki asıl problemi açık ediyor; kadınların mesleki kimliğini küçümseyen, onları Stereotip (Kalıplaşmış/genelleyici düşünce veya yargı) üzerinden okuyan ilkel bir bakış…

Şaka, karşısındakini cinsiyeti üzerinden küçültüyorsa komik değildir. Yapılan mizah filan değildir. Özellikle güç sahibi bir erkeğin, mesleğini yapan kadınlara karşı söylediği bir sözse “Şakaydı” veya “Şaka kaldırmıyorsunuz” diye geçiştirilebilecek bir şey değildir.

Yapılan ‘şaka’ değil, en hafifinden telafisi “Ben halt ettim, özür dilerim” demekten geçen bir ‘gaf’tır…

*

Tabii o devrilen gaf çamının altında o gün o kahvaltıda olan kadın meslektaşlarımız ve diğer meslektaşlarımızda kalmıştır.

O gün teknik direktör bey “Daha önce basın toplantısında bu kadar bayan görmemiştim. Sizde şimdi soru da yoktur. Bilsem kısırımı da altınımı da alırdım, gün yapardık” der demez, kalkıp “Bir daha altınınla kısırınla gel” deyip, mekânı terk etmelilerdi!

Güzide ve Esma arkadaşımıza hak vermiyor da değilim, ki tepkilerini sonra paylaşımlarında haberlerinde gösterdiler. Tabi onların anında tepkilerini ortaya “koyamamış” olmalarının kabahatlileri onlar da değil… Üstelik o kabahatlilerin olduğu yerde bende varım.

Yani o “gaf çamının” altında bende kaldım… Yarın anlatırım…

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ: Biz, güneşte bile kara bir nokta, en temiz vicdanda bile gizli bir leke aramak isteriz. --Tevfik Fikret