Aralık ayı başında, şeker hastası olduğum için rutin ilaçlarımı yazdırmak üzere Aile Sağlık Merkezimize gittim.

Kapılar kapalı…

Grev varmış…

Ekim ayında da birkaç günlük grev vardı. Gene ilaç yazdıramama durumuyla karşılaşmıştık; Aralık başında gene aynı olumsuzlukla karşılaştık. Bereket eczacı arkadaş, “İlaçları vereyim hocam. Sonra yazdırırsınız” dedi de ilaçlarımızı aldık.

Bereket ben ilaçlarımı aldım da yanımdaki vatandaş alamadı… Eczacının tanıdığı biri değildi; alacağı ilaçları da Aile Sağlık Merkezinden yazdıramazdı… Çünkü doktorlar iş bırakmıştı. Reçetesiz almaya kalksa hayli pahalı bir ilaçtı… Adam üzgün üzgün eczaneden ayrıldı... Çok üzüldüm tabii.

O gün akşam haberlerinde Sağlık Bakan Yardımcısının “Aile Sağlık Merkezlerindeki doktorların grev yapmasının hiçbir etkisi yok. İşler tıkır tıkır yürüyor” dediğini duyunca, ilacını alamayan vatandaş geldi aklıma ve yüreğim bir daha sızladı.

Sonra konuyu araştırmak üzere konuyla ilgili doktor arkadaşla konuştum… Meğer dert bir değil bin imiş. Hani derler ya “Bir dokun bin âh dinle kâse-i fağfurdan” Tam da öyle oldu…

Eskiden Sağlık Ocakları olan merkezler, biraz daha genişletilerek Aile Sağlık Merkezleri haline getirilince sevinmiştik. Çünkü pek çok basit hastalıkta hastane hastane, doktor doktor, koridor koridor (Bana koridorlar arası kovalamaca hâlâ çok yorucu ve bıkkınlık verici gelir.) koşturmayacaktık. İktidar, sağlık hizmetlerini mahallemize, sokağımızın başına kadar hem de ücretsiz olarak getirmişti. “Daha ne isteyelim?”di. Eskiden ufak bir rahatsızlıkta bile kurumumuzdan alacağımız sevk kağıdı ile giderdik. Yani bürokrasiyle uğraşırdık. Şimdi artık tak kapı Aile Sağlık Merkezi ve şak ilaç yazımı!...  Pandemi dönemi, bir de kronik hastaların ilaç yazımı için değil hastanelere, Aile Sağlık Merkezlerine bile uğramaya gerek kalmadı ya, işin en güzel tarafı o idi.

Meğer bu mutlu zamanlar kısa sürecekmiş ve Aile Sağlık Merkezi personelinin durumu pek iyi değilmiş ve bu arada performans değerlendirmesi çerçevesinde biz insanlar, daha doğrusu hasta insanlar, devlet için “insan” değil de “istatistik malzemesi” imişiz. Yani bir Aile sağlık Merkezi doktoru, standart hasta sayısından aşağıdaki sayıda hasta bakarsa, maaşından kesiliyormuş. Yani, hasta (Bakanlığa göre “müşteri, kat sayı, puan”) Aile Sağlık Merkezine gelmezse, faturası doktora kesiliyor. Aradaki sevk sistemini kaldırıp doğrudan hastaneye giriş yapmayı kabul ederseniz, insanlar, Aile Sağlık Merkezlerine uğrayıp niye bürokrasiyi arttırsınlar? Madem Aile Sağlık Merkezlerindeki doktorlara vatandaşın uğramasını istiyorsun; hasta sevk işini onlara ver. Onlar da kendileri halledebilecekse halletsinler; yoksa hastaneye sevk etsinler. Gerçi, şu anda bile tedavi işinin % 36’sını yapan Aile Hekimleri için bu ek külfet getirir ama olsun.

Bütün kamu kuruluşlarında, yıllık izin ve mazeret izinleri vardır. Bu izin dönemlerinde kimsenin maaşı kesintiye uğramaz ama meğer Aile Hekimlerinin maaşlarından bu izin dönemlerinde kesinti yapılırmış. Hani “Anayasa’daki eşitlik ilkesi”?...

Şu anda Aile Hekimi başına hasta nüfusu 4000 imiş. Bu sayı çok. Hastaya ayrılan vakit konusunda sıkıntı yaratır bu. Doktorlar bu rakamın 2000 olmasını e hastaya daha çok vakit ayırmak istiyorlar haklı olarak.

Aile sağlık Merkezlerinde hizmetin vatandaşın ayağına getiren devlet, isabetli bir uygulama yapmıştır ama buraların teknik donanımı geliştirilmezse, geliştirilip vatandaşın işi hemen halledilmezse, fatura “performans” adıyla Aile Hekimlerine kesilmemelidir.

Sayın Bakan yardımcısı!... Kazın ayağı Ankara’dan göründüğü gibi değil. Yani işler tıkırında gitmiyor. Vatandaş mağdur oluyor. Vatandaş bunun hesabını sandıkta sorarsa darılmaca gücenmece yok. Men dakka, dukka! Şimdi edilen sözler, sandıkta ters teper.