Abartılı eğlenceler, evlilik teklifleri… Abartılı harcamalar, paylaşımlar… Abartılı sevgi gösterileri, giyim ve makyaj… Her şeyi fazlaca abartıyoruz. Hatta abartmayı da abartıyoruz.
İnternetin ve sosyal medyanın da etkisiyle sürekli bir “en …” olabilme yarışının pençesindeki dünyamızda “abartı”, adeta yeni normalimiz haline geldi. Eskiden nadiren başvurduğumuz, çoğu kez de bir anlatıyı/hikâyeyi renklendirmek ya da konuya espri katmak için kullandığımız bir söz sanatı olan abartı; bugün hayatımızın her noktasında karşımıza çıkar oldu. Artık abartı; anlatının değil, gerçeğin/hayatın bir parçası.
Her şeyde kantarın topuzunu öyle kaçırıyoruz ki… Bu durum bir süre sonra yarışa dönüşüyor. Herkes birbirini taklit etmeye koşuyor. Taklidi de abartıyoruz. “Daha iyisi-fazlası-ilginci-beğenileni/seyredileni” olmak için kıyasıya bir yarış…
Adeta her birimiz birer abartı şampiyonu oluverdik. Abartıda 100 metre koşu rekortmeniyiz. Öyle ki her şeyi abartıyoruz. İlgimizi, sevgimizi, alışkanlıklarımızı… Yakınlığı, uzaklığı, övgüyü, tepkiyi… Almayı, harcamayı, eğlenmeyi…
Örneğin; evlilik ve düğün ile ilgili tüm aşamalar… Evlilik tekliflerinden başlayarak balayına kadar devam eden akıl almaz abartılı merasimler… Abartılı evlilik teklifleri malum. İsteme, nişan, nikah ve düğün aşamalarında gözümüze sokulan ve bu yolla başkalarına da dayatılan ucuz/taklit merasimler artık birçok insanın canını sıkıyor. Bir eğlenceden ziyade işkenceye dönüşen bu merasimler, bir tek şeye hizmet ediyor: Varlığı kendinden menkul adetlerden beslenen sektöre… Ve yol kesen modern eşkıyalara…
Paralar, zarflar havada uçuşuyor. Bahşiş isteyenler hiç azalmıyor. Her köşede önünüzü birileri kesiyor. “Olur mu öyle şey!”, “Âdettendir…” diyen boşboğaz yancıların ve “Bi’ daha mı evleneceğim.” diyen görgüsüzlerin de ayar vermesiyle herkes aynı tuzağa düşürülüyor. “Hamama giren terler.” mealindeki teselliler de cabası.
Alışverişte, harcamada, tatilde, eğlencede abartı… Giyimde, takıda, makyajda abartı… Son dönemin en önemli sorunlarından biri de bu. Şıklık yarışı, çıplaklık yarışına dönüşmüş durumda. Güzelliği takıyla taçlandırma alışkanlığı, gösteriş ve abartıyla ucuzluğa/basitliğe evrilmiş durumda. Öyle ki bu gösteriş ve beğeni kaygısına kapılanlar, gözünü kırpmadan doğalı/vücudu tahrip etmeye yöneliyor.
Neden abartıyoruz? Neden bu kadar çok abartıyoruz? Yoksa kendimizi küçük hissetmemek için bir şeyi/birilerini bu kadar büyütüyoruz? Kendimizi değersiz hissetmemek için görüntüye olduğundan fazla değer veriyoruz?
Konuyla ilgili birkaç tespitim var. Birincisi; sonradan görmeler, abartmayı seviyor. Zenginliği ve imkânı arttıkça daha çok abartıyorlar. İkincisi; ruhsal açlık yaşayanlar (sevilmeyenler, değersizlik hissi yaşayanlar vb.) çok abartıyorlar. Üçüncüsü, işinde iyi olmayanlar ya da bir işe yaramayanlar çok abartıyorlar. Dahası; özü-sözü bir olmayanlar, çelişkilerini gizlemek için çok abartıyorlar.
Abartı, genellikle zayıflığın bir göstergesi. Elbette her abartının bir zayıflık göstergesi olduğunu söylemek de abartı olabilir ancak çoğunlukla böyle olduğu da bir gerçek.
İsraf, narsist davranışlar, kibir, işkoliklik, lüks tutkusu, biriktirme hastalığı, aşırı eleştirellik, diyet takıntısı, mükemmeliyetçilik, fanatizm abartının farklı versiyonlarıdır. Görülüyor ki abartı sadece maddi değil; aynı zamanda duygusal, sosyal ve zihinsel boyutları da olan bir eylem.
Kendini güvensiz ve değersiz hisseden, dikkat çekme isteği duyan, gerçekle yüzleşmekten kaçınan, duygu ve düşüncelerini kontrol etmekte zorlanan, anlam ve yaşam amacına yönelik boşlukları dolduramayan, iş tatminsizliği yaşayan insanların sığınağı olan abartı; bazen de başkalarını etkilemek, kabul görmek, ikna etmek veya manipüle etmek için bir araç olarak kullanılıyor.
Kronik bir şekilde ve gereksiz yere abartıya başvurmak, önemli bir psikolojik sorunun varlığının da işareti. Onun içindir ki abartıya prim vermemek ve abartmanın altında yatan psikolojik ve sosyolojik faktörleri anlamaya çalışmak gerekiyor. Abartmamak, abartarak kendini küçük düşürmemek gerekiyor.
“Eğlence, kabusa döndü! İdman için davul ve zurna eşliğinde alana çıkarılan boğa, aniden para atmaya gelen vatandaşa saldırdı. Boğa, kendisine yaklaşan adamı boynuzlarıyla havaya fırlattı. Havada ters dönen adam, sert şekilde yere düşüp baygınlık geçirdi.”
Muğla’dan basına yansıyan bir haber. Bu görüntülerle bir kez daha gördük ki abartı çoğu zaman felaket getiriyor. Abartı, gerçekliği/değeri kuru gürültüye kurban ediyor. Gerçeklik abartılmaya başlandığında değer buharlaşıyor.
Oysa özdeğeri/özsaygısı oluşan, görgü/nezaket bilen, olgun ve ölçülü olan, asil insanlar abartmazlar. Dürüst, mütevazı ve farkındalığı gelişen insanlar abartmazlar. Onlar bilirler ki abartıdan uzak ve sade bir gerçeklik daha çok parlar.
06.08. 2025