TANDOĞAN ÜNSAL, AHMET ARAS’A KEFİL OLDU...

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ı en çok kim eleştiriyor diye sorulsa “Bodrum’da eleştirildiğine” dikkat çekerim ve “Bodrum’da eleştiren köşe yazarlarının başında Tandoğan Uysal’ın geldiğini” söylerim.

Başkan Aras’ın “100 Günde Ne Yapılır” diye bence kinayeli mottosu ile verdiği ilk 100 günlük hesabın yankıları devam ediyor. İşte o 100 günün sunumu ile ilgili “Bodrum Gündem” de kaleme aldığı yazısına Tandoğan Uysal şu başlığı attı: “Ahmet Aras’ın 100 günü bence geçerli notu aldı

Tandoğan Ünsal 18.07.2024 tarihli yazısında “Ahmet Aras, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görevinin ilk 100 gününde çeşitli çalışmalar ve projeler üzerinde çalıştığını anlattı. Burada en önemsediğim açıklama, bu projeleri yurttaşlık bilinci ve pusulalarının hedefini de vatandaş olarak koymasıdır. Belediyecilik Müteahhitlere hizmet etmek değildir. Önce yurttaşlık bilinci vatandaş ve millete hizmettir.” saptamasından sonra şu ifadelerde bulundu:

Genel olarak, belediye başkanlarının ilk 100 günü, yönetim tarzları ve öncelikleri hakkında önemli ipuçları verir. İşte bu dönemde muhtemelen üzerinde durulan bazı alanlar: Altyapı ve Ulaşım: Yeni yol yapımı, mevcut yolların iyileştirilmesi, toplu taşıma sisteminin geliştirilmesi gibi konularda adımlardır. Ahmet Aras, bunlara yönelikte ülke ne kadar zor bir dönemden geçse de halkçı ve sosyal belediyecilik ideolojisi ile vatandaşımızın yanında olacağız mesajı vermesini çok anlamlı buluyorum.

xx xx xx

Mustafa Kemal Atatürk’süz Türkiye olmaz” ara başlığı altında “Ahmet Aras’ın açıklamalarının ana bölümünde ise Mustafa Kemal Atatürk vurgusu ve onun 100 yıllık Cumhuriyet mirası ve onun ışığında Muğla vizyonuna doğru yürürken gericiliğe karşı laikliği öne çıkaracağını söylemesi de çok manidar bir açıklamadır.” diye ince eleştiri de bulunan Tandoğan üstadımız, “Heyecan yaratan atılımlar” ara başlığı altında da “Ahmet Aras’ın Çevre ve Sürdürülebilirlik Muğla, doğal güzellikleri ile bilinen bir il olduğundan, çevre koruma projeleri, atık yönetimi ve sürdürülebilir enerji projelerine de değinerek bu konudaki duyarlı açıklamaları da umutları artırdı. Hem güneş enerjisi hem katı atık istasyonlarına yönelik atılımlar heyecanlandıran projelerdi.” ifadesine yer verirken, “Ahmet Aras başaracağına inancım tam” ara başlığı altında da noktayı şöyle koymuş:

İşte Ahmet Aras’ın ilk 100 gününde attığı adımlar ve aldığı kararlar da bunlar mevcut. Onun için Ahmet Aras ilk 100 gününden ve sunumundan bence geçerli notu almıştır. Şimdiye kadar da bu 100 gün için kimseden eleştirisel bir açıklamaya tanık olmadım. Onun için zamanında Bodrum için kefil olduğum Ahmet Aras’a Muğla Büyükşehir Belediyesi içinde kefil oluyorum.

xx xx xx

BODRUM’UN İYİ GAZETECİLERİ

Tandoğan Ünsal’ın Ahmet Aras’a kefilliği şaşırtıcı gelebilir... Ancak şaşırmayın... Bugünlerde benim yazılarıma şaşıranlar da az değil... Hatta okur bile kaybettim, kaybediyorum... Tabii iyi gazeteciler ne zaman nerede duracaklarını bilirler... Sokağın nabzıdır onları yönlendiren... Neme lazım Ahmet Aras’ta nerede duracağını biliyor. Yarın ne olur bilinmez... İyi gazetecinin ne yapacağı da...

Bir “iyi gazeteci” de yine Bodrum’dan Fatih Bozoğlu... Elbette Bodrum’daki kadim dostlarımdan Alp Arbak... İkisi de son seçimde Ahmet Aras’ın yanında değillerdi... Şimdi onlarda “Abi ya karşısında da değildik” diyeceklerdir... Bilemem... Bildiğim “iyi gazeteciler” daima objektif, tarafsız değil bağımsızdır...

Alp Arbak ve Fatih Bozoğlu seçimden beri “Bodrum Sokak Haber” de “Bize Göre” başlığı altında söyleşi yapıyorlar. Takip etmeye çalışıyorum. Orada yaptıkları “haberli yorumlardan” birinde (19 Temmuz” Ahmet Aras’ın 100 gün sunumunu da konuştular.

Tabii Bodrum’da Çiçek Bozoğlu ve Zeki Özkeskin, Mustafa Gündoğ gibi iyi kalemler de var...

xx xx xx

TASARRUF TEDBİRLERİNE TAKILAN BELEDİYELER...

O söyleşinin başında Fatih Bozoğlu “Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın ilk 100 gününün hesabını verdiği” sunum ile ilgili “Anlattığı bir çok şeyi hayata geçirmeye başlamış. Ve her şeye rağmen... Bu çok çok önemli...” derken Alp Arbak “Nasıl her şeye rağmen?” diye sordu. Fatih Bozoğlu da şöyle anlattı:

Her şeye rağmen derken, aslında seçimin hemen ardından tasarruf tedbirleri gündeme geldi.. Bütün Türkiye'deki bütün belediyeler, kamu kurumları ve kuruluşları tasarruf tedbirleri uygulamaya başladı. Yani yapacağınız her yatırım ve harcayacağınız her para artık tasarruf tedbirleri kapsamında hizmetlerin önüne set gerilebilecek bir hale gelmiş oldu. Ona rağmen bazı yatırımları devam ettiriyorlar, bazı yatırımlar da tabii, devletten gelecek desteklere bağlı, ama ona rağmen oldukça önemli gelişmeler var. Çok da dikkat çekici noktalar var. Öncesinde mesela otoparkla ilgili konu anlattı. Aslında çok tirajı komik, seçimden önceki fiyatından yüzde 93 indirim yapılmış. Fakat şimdi seçimden önceki cirosundan çok daha fazla ciro yapmış. Bu anlamda kutluyorum. Bir de çok küçük ama can alıcı, bu benim de canımı yakan bir şey söyledi üzüldüm. Ona tabii herkes üzülür mü bilmiyorum, ama en azından Türkiye'nin yüzde 50'sinin üzüleceği bir konu.. ‘Kreş yapmak istiyoruz’ dedi. ‘işte bu tasarruf tedbirleri önümüze set olarak konuluyor’ dedi. Ardından ‘Keşke olabilse’ dedi, ‘Makam odamı kreş yapsaydım...” Bu söz Ahmet Aras'a çok yakıştı. Bu ‘makam odamı kreş yapmak’ sözü birilerine kapak olsun. Bence o 100 günlük sunumun, 100 günlük hesap vermenin ana başlığı, belki sür manşeti ‘makam odamı bile kreş yapmak istiyorum’ olmalıydı

Tasarruf tedbirleri çok ama çok önemli ve şu karanlık günlerden çıkabilmemiz için çok elzem...

Ancak vatandaş zaten tasarrufta iken, o tedbirlere kamuda sadece belediyelerde uyulması ve bunda da ifrata kaçılması kanayan bir yara haline gelmeye başladı haberiniz olsun...

xx xx xx

MİSAK-I MİLLİ, MİSAK-I İKTİSADİ...

Misak-Milli’yi artık bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Yine de kısaca “Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, yani Milli Mücadele döneminde ülkenin sınırlarını belirleyen 6 maddeden oluşan bir beyannamedir. Bir çeşit anttır.. Misak-ı Millî’nin Türkçemizdeki karşılığı ise ‘Milli Yemin’ olarak bilinmektedir. İlan tarihi 28 Ocak 1920 olan Misak-ı Milli’yi Atatürk kısaca “Bağımsızlığı sadece halkın idaresi ve gücü kurtarabilir.” diye anlatmıştır.” diye anlatmış olayım.

Yani Misak-ı Milli her alanda bağımsızlık; tam bağımsızlıktır...

Peki Misak-ı İktisadi diye bir şey duydunuz mu?

O da kısaca “Ekonomi de tam bağımsızlık”tır...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır...” sözü Milli Mücadelenin dönüm noktası olarak kabul edilen Sakarya Meydan Muharebesi’nde söylemiş olduğu sözdür. Ve o satıh bugün 102. Yılını kutladığımız Başkomutanlık Meydan Muhaberesi ile kurtarılmıştır... O Büyük Zafer 9 Eylül’de İzmir’de taçlandırılmıştır...

Türkiye yönetici kadrosu Kurtuluş Savaşı ile kazanılan zaferden sonra prensip olarak ‘siyasi ve ekonomik bağımsızlığı’ öngörmüştü. TBMM'nin bu dönemde başlıca uğraşısı yurdu işgalden kurtarmak olsa da, öngörülen bu ekonomik bağımsızlık hedefinin nasıl gerçekleştirileceği ile ilgili Kazım Karabekir başkanlığında İzmir İktisat Kongresi veya I. İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923) yapılmıştır.

Türkiye'nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen 1135 delegenin katıldığı bu kongrede bu grupların hazırladığı “Misak-ı İktisadî Esasları” tartışıldı ve kabul edildi...

xx xx xx

ZAFER KUTLAMASINI HAK EDİYOR MUYUZ?

Peki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Ağustos Zaferi’nin ardından hayata geçirdiği kararlarla Misak-ı Milli’yi de zaferle sonuçlandırdığı gibi, Misak-ı İktisadi zaferle sonuçlandırılabildi mi?

Hayır... Ekonomimiz ortada... Enflasyonun altında eziliyoruz... IMF yok, ama olsa zaten alacağı kararları yaşıyoruz.. Sadece “kamuya dair tasarruf” eksik o kadar...

Atatürk için 'ekonomik bağımsızlık' oldukça önemliydi ve öncelikler arasındaydı. Böylelikle ortaya 'Misak-ı İktisat' kavramı çıktı. İsminden de anlaşılacağı üzere, Misak-ı Milli’de kendi topraklarımızın sınırını çizen anlayış bu sefer milli motiflerle yeni bir ekonomi düzeni de belirledi.

Atatürk Türk halkı ileyabancı devletlere karşı önemli bir zaferi, cumhuriyet ile taçlandırırken, Türk halkının siyasi, kültürel, fikri ve sosyal değerlerini ‘Türkiye Cumhuriyeti’ çatısı altında birleştirdi. Gazi Atatürk, bunu yaparken ekonomik bağımsızlığın her şey demek olduğunu biliyordu. O gün uygulanan politikaları dikkatle incelediğimizde bugüne dahi yön verecek düzeyde olduğu apaçıktır.

Atatürk ve arkadaşları işte o Misak-ı Milli inancı ve ant-ı ile “İzmir İktisat Kongresi” ardından harap bir milleti yeniden ayağa kaldırıp, ağır sanayi ülkeleri arasına sokabilmiş ve en önemlisi de o milletin boynundan ‘Kapitülasyon’ tasmasını çıkartarak, her anlamda ‘tam bağımsızlık’ sağlamış bir sistemi ortaya koymuştur.

Ancak biz “karma ekonomi” denilen o sisteme sahip çıkamadığımız gibi kanla gözyaşı ile kazanılmış bir zaferin ardından kapitülasyonları kaldırmış bir iradenin yarattığı “Cumhuriyet fabrikalarını, kuruluşlarını” birer birer sattık, satmaya devam ediyoruz.

Bizlere düşen bu vizyonu, Atatürk’ün ilkelerine bağlı kalarak ileri götüremedik, sıkıştığımızda O’nun gibi “Türkiye'nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerini” bir araya getiren bir İktisat Kongresi yapabildik mi? Kaçınılmaz tasarruf tedbirlerini bile siyasallaştırdık, sulandırdık...

Hak etmiyoruz, ama 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun...

-----------                      ----------

GÜNÜN SÖZÜ; Sinsi tuzaklarına erdemsizliğin / Erdem düşmek üzereyse eğer / Neresi olmalı bulunduğun yer?--Ataol Behramoğlu