Hayat ve insan… Hayat, doğum ve ölüm arasında akıp giden, yürünen bir yol… Hayat, bir yolculuk... İnsan, nereye gittiğini ve yolun ne zaman son bulacağını bilmeyen bir yolcu.
Varlık gayesi yolda olmak olan insana düşen de yürümek. Yürümek ise gayeyi bilmenin ve ona ulaşmak istemenin ispatı.
“Ben buradayım çünkü …” diyen insanın, boşluğu doldurmak için attığı adımlarla hayaline/niyetine doğru yol alması. O hayal de niyet de karşıdan bakanların değil ancak doğru yolda olanların ulaşabileceği bir menzil.
Yol zorlu, yol meşakkatli. Yol çetin, yol engellerle dolu. Menzil ise uğruna her türlü zorluğun göze alındığı/alınabileceği bir dinlenme noktası. Geçerken uğranan değil, gerçekten istenen şey. Düğün gecesi…
Yol çeldiricilerle dolu. “Daha kestirme bir yol var.” diyenlerin, “Daha kolayı var.” diyenlerin sufleleri… Şüphelerin, “acaba”ların, korkuların ve kötülerin/kötülüklerin musallatlığı… Ve daha yolun başında yorgun düşüp vazgeçenler… Arkasını kollamaktan önüne bakmaya fırsat bulamayanlar… Yanında yürümesi gerekenlerin arkadan çekiştirmesiyle yürümeye dermanı kalmayanlar…
İnsan; akıl sahibi, doğruyu ve güzeli görme potansiyeline, çeldiricileri bertaraf etme gücüne sahip bir varlık. Buna karşın insanın böyle zamanlarda iyiyi, doğruyu, güzeli gösteren bir rehbere ihtiyacı var. Yaşam yolcusu insanın, yolu bulabilmesi ve yolda kalabilmesi için sözlü, yazılı, ışıklı uyarı levhalarına ihtiyaç var. Hakkı, sabrı ve aşkı gösteren bir dosta ihtiyacı var. Daha da önemlisi duaya ihtiyacı var.
Nasihat; bir kimseye doğru yolu göstermek, yapması ve yapmaması gereken şeyler üzerine dikkatini çekmek için söylenen söz, öğüt demek. Yani dikkat çekme, uyarı ve hatırlatma kabilinden söylenen sözler…
Tanıma bakılırsa “nasihat” insanlık tarihi boyunca yapılan bir şey. Başta dini metinler ve peygamberlerin sözleri olmak üzere, insanların bir başkasına yönelik sarf ettiği sözlerin birçoğu özünde birer nasihat. Buna göre herkes bir şekilde nasihate muhatap olmuş ya da nasihatte bulunmuştur.
Oysa insanın bir özelliği de nasihatten pek hoşlanmıyor olması, nasihate muhatap olsa bile ona kulak tıkaması. Kısacası, her ne kadar bize doğruyu gösteriyor olsa da uyarı ve hatırlatmaya gönüllü talip değiliz.
Buna rağmen insanoğlu, muhatabını uyarmaktan ve ona doğru yolu göstermekten hiç vazgeçmemiş. Tarihin her döneminde, her toplumda, dürüst ve ahlâklı fertlerden oluşan bir toplum ve değerler temelinde bir yaşam için öğüt verici türde eserler kaleme alınmış. Osmanlı döneminde “pendnâme” denilen bu nasihatnameler, ahlâkî ve didaktik eserler şeklinde, uygulamalı ahlâkın birer örneği olarak kaleme alınmış.
Nasihatnamelerin içeriğine bakıldığında, bu eserlerin döneminin kişisel, ahlâki, manevi, sosyal gelişim kitapları olduğu söylenebilir.
On üçüncü kitabım olan “Yol Seni Yormasın” da böyle bir içeriğe sahip. Bilgi ve deneyimimi, hayata bakışımı, toplumun kültürel birikimini ve töresini yansıtan bu metinler, bireyin ve toplumun iyiliğini isteyen yazarın bir niyazıdır. Hatta duasıdır.
Bunlar, belki bir gün sosyal medya hesabımda paylaşırım diye not aldığım metinlerdi. Arada kalsın, unutulup gitsin istemedim. Böylelikle kız veya erkek her gencimizin, kadın veya erkek her yetişkinin kendisine dönük mesajlar bulabileceği bir çalışma ortaya çıktı.
Kimseye akıl vermek, yol göstermek iddiasında değilim. Bu nedenle öncelikle kendim için bir uyarı, kendime bir hatırlatma olmasını diliyorum. Yolcunun, yoldan çıkmadan menzile ulaşması için dua olmasını diliyorum. Güzelliklere vesile olmasını diliyorum. Bunun ötesinde istifade eden olursa elbette bu benim için bir mutluluk sebebi olacaktır.
“Yol Seni Yormasın” hem kelimelerimize yönelik hem de hayata dönük farkındalığın kapılarını aralaması ve yol yorgunluğumuzu alması dileğiyle kaleme alındı. Faydalı olmasını, farkındalık oluşturmasını ve yorulduğumuz zamanlarda bize yeni bir nefes olmasını umuyorum.
26.02. 2025