İBB Belediye Başkanı İmamoğlu gözaltına alındığından beri Türkiye ayakta. Ayağa kalkan illere hafta sonunda “AK Parti'nin kaleleri” olarak görülen illerin de katıldığı görüldü. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bu yana protestolar tüm yurda yayılmış durumda. Polisin yer yer müdahale ettiği protestolarda gözaltına alınanlar da oldu.
Muğla’da CHP İl Başkanlığı önünde yapılan basın açıklamasının ardından Muğla Adliyesi’ne yapılan izinsiz yürüyüşte gözaltına alınan 5 kişi arasında CHP Muğla İl Gençlik Kolu Başkanı Nazım Şardoğan ve İl Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Barut ile Avukat Deniz Ceylan’ın da bulunduğu haberlerde yer almıştı. Gözaltına alınanlardan biri de Marmaris’ten basın açıklamasına (!) gelen İzel Soluk’mış.
Hepsi de genç... Nitekim paylaşılan pankart fotoğrafları içinde üçü oldukça dikkat çekiciydi:
“Hiç Bir Parti Altında Direnmiyoruz. Biz Halkız.”, “Çapulcuların Çocukları Büyüdü”, "Ortamların Değil, Demokrasinin Peşindeyiz..."
Sanki “Gezi ruhu” geri geldi.
Analitik düşüncenin Muğla Şubesi Kurtuluş Oğan Hocam da 21 Mart Cuma günü şu paylaşımı yaptı:
“Siz gençlerin İmamoğlu için mi sokakta olduğunu düşünüyorsunuz?
İş yok, aş yok, gelecek belirsiz.. Hak, hukuk, adalet seçkin bir kesine var sadece. Liyakat önemsiz. Onlar isyan etmesinde kim etsin? Bize düşen de onları desteklemek.”
Bense hala o “Adliye Sarayı’na yürüyüş” neden yapıldı anlamaya çalışıyorum...
+
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, 21 Mart Cuma günü saat 20:30’da Menteşe’deki
Sınırsızlık Meydanı’nda yapılacak/yapılan gösteriye katılım çağrısı yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bir kere Ekrem İmamoğlu’ndan terörist çıkartamazsınız. Ekrem İmamoğlu’ndan yolsuzluk yapacak bir hırsız çıkartamazsınız ama şunu yapabilirsiniz; gerekçeler öne sürerek Ekrem İmamoğlu’nun elinden 16 milyon İstanbullunun oyları ile seçilmiş belediye başkanının elinden belediye başkanlığını bu şekildeki uygulamalarla belki almayı düşünebilirsiniz. ... Seçimle gelen seçimle gider. Seçimle gelen yargı veya farklı baskı unsurlarıyla görevinden alınmamalıdır. Halkımız bunu görüyor, halkımız bunun farkında. O yüzden vatandaşlarımızın Türkiye’de şu anda her platformda gösterdiği tepkiyle hep birlikte izliyoruz. Bizler de sessiz kalmayacağız. Oldu bittilere boyun eğmeyeceğiz. Biz de bugün saat 20.30’da sınırsızlık meydanında toplanıyoruz halkımızla beraber ve bu yapılmaya çalışılan baskılara yapılmaya çalışılan oldubittilere karşı yine orada hep beraber ses yükselteceğiz. Ben bütün Muğlalı hemşehrilerimi sınırsızlık meydanına bekliyorum.”
Bu çağrıyı CHP İl Başkanı Av. Zekican Balcı mı yapmalıydı bilmiyorum.
Neyse il genelinde çoğunluğu genç Muğlalılar, CHP’li Belediye Başkanları, Meclis Üyeleri, ilçe yönetimleri, DİSK, KESK ve Eğitim Sen, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği başta sendikalar, meslek odaları ve STK’lar geldi..
Neredeyse gelenler kadar resmi sivil güvenlik görevlisi de geldi.
Başta Başkan Aras ve katılımcıların temsilcilerinin konuşmalarının ardından Adliye önüne ve Cumhuriyet Meydanı’na yürümeye kalkanlar olsa da CHP İl Başkanlığı’ndan Adliyeye yürüyüşte yaşanan olumsuzluklar yaşanmadı...
+
Sınırsızlık Meydanı buluşmaları hafta sonunda da devam etti.
Dün “Ön Seçim Sandıkları” kuruldu, CHP’liler ve baskılara karşı CHP ile dayanışma içinde olanlar İmamoğlu’nun adaylığının bir bakıma ‘meşruluğunun’ ilanı için oylarını kullandılar. İlgi beklenenden fazlaydı. Olaysız geçti...
Bu oylamadan bir gün önce yaptığı paylaşımlarda DİSK Genel İş Muğla Şube Başkanlarından Uzay Kocabaş, etkinliklere katılım ile ilgili “... Sendikalar nerede?” diye sorguluyordu. Haksız da sayılmazdı...
Geçtiğimiz günlerde Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’ni 800’e yakın işçi ile basıp Başkan Aras’ı sorgulamaya ve ayar vermeye çalışan Türk İş Muğla il Temsilcisi Fatih Erçelik ile Tes İş ve Maden İş Sendikacıları yöneticileri bile meydanda yoktu. Hatta Büyükşehir dahil CHP’li Belediyelerin bazılarında örgütlü Belediye İş Sendikası yöneticilerini de gören olmamıştı.
Oysa sadece “ücret sendikacılığı” değil, ‘Sendikal Hak ve Özgürlükler’ ve ‘Demokrasi’ mücadelesi de veren bir sendikacılık anlayışında olduklarını söylüyorlardı... Söylüyorlar da...
Benim anlayamadığım, başta Uzay Kocabaş olmak üzere Genel İş Sendikası yöneticileri ile belediye başkanlarının bulunduğu Sınırsızlık Meydanında güvenlik görevlileri kadar bile belediye çalışanın olmamış olması oldu... Galiba eser miktarda varlarmış.
Bence de Uzay Kocabaş üyelerini oraya yığabilmiş olsaydı meydan dar gelirdi...
+
Sınırsızlık Meydanı’nda sadece belediye çalışanları değil, Türk Bayrakları da eser miktardaydı.
Üzüldüm... Büyükşehir Belediyesi İktisadi İştiraklerinden MKS ilçelerde iftar düzenlemelerine yaptığı harcamadan bayrak satın alacak kaynak bulamamış olabilir mi acaba?
Bakın Kurtuluş Oğan Hocam bir başka paylaşımında ne diyor:
“Türk Halkı'nın elinde bayrak dışında pek bir şey kalmadı. Bayrağı elinden düşüren, kimliği ve varlığı dahil her şeyini kaybeder. Çağdaş Bayraktar yazmış ‘Etnisitesi, mezhebi, inancı hatta siyasi görüşü ne olursa olsun... Atatürk ve bayrak ile barışık olmayan ittifak unsuru, bir kazandırırsa üç kaybettirir. Mücadelenin toplumsallığını, haklılığını zayıflatır. İnsanları iter.’.. Bu toprakların gerçeği bu. İyi ki de bu...”
Evet her ne olursa olsun bu toprakların gerçeklerinden uzaklaşmamak da yarar var. Neyse bugünlerde geçer...
+
Pazar günü oylamaya beklenenin üzerinde katılım olduğu gözlendi.
Oylamadan ayrıntılı sonuçlar veremiyorum. Ben yazımı kaleme alırken, oylama devam ediyordu. Sonra değerlendiririz. Sadece oylamayı değil... Hafta sonu Muğla hareketliydi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır GEKA Projeleri açılışları için Muğla’daydı. Açılışların ardından Prof. Dr. Aydın Ayaydın’ın Marmaris’te verdiği kalabalık iftara katıldı. Dün de AK Parti’nin iki Milletvekili üniversitede iftar gerçekleştirdi. Bir yarıştır gidiyor... Merak etmeyin, bu köşede yazılmadık kalmaz.
Zaten kulisler de kaynıyor. Kulislerde Ahmet Aras ve Gonca Köksal Başkanların 5 Nisan’da yapılacağı duyurulan “nikah töreni” için “İptal mi edilir, ertelenir mi acaba?” soruları soruluyor. Malum dünkü oylamanın yapılamamasına neden olabileceği söylenen “38. Olağan CHP Kurultayı” yok hükmünde olduğu iddia ediliyordu, bu yüzden CHP Genel Başkanı Özgür Özel alelacele 6 Nisan’da yapılmak üzere “21. Olağanüstü CHP Kurultayı” kararı almıştı...
Ne diyelim, hayırlısı...
+
Tabii konu tartışılmaya devam ediyor. MHP kurmayları, yok sayılan bir kurultayda genel başkan seçilenin genel başkanlığının ve aldığı kararların geçersiz olduğunu da savunuyorlar. İyi de CHP bu duruma nasıl geldi?
Bakın iktidar yanlısı değil, muhalif gazeteci Enver Aysever bu konuda ne diyor..
İmamoğlu ile ilgili son iddiaların soruşturması devam ederken, olayın CHP'nin kendi sorunu olduğunu ve CHP'nin iddialara cevap veremediğini belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan “Çünkü hepsinin ve çok daha fazlasının doğru olduğunu, gerçek olduğunu en iyi kendileri biliyor. Hatta bu bilgi ve belgelerin çoğunun bizzat kendi partilileri tarafından yargıya aktarıldığının da farkındalar” açıklaması gelmiş ve Enver Aysever de KRT TV canlı yayınında Erdoğan’ın bu sözleri ile ilgili “Cumhurbaşkanı Erdoğan çok ilginç bir iddiada bulundu ve maalesef doğru. Ya arkadaş bize saldırıyorsunuz da CHP'liler içeriden sürekli bize meseleleri aktarıyorlar. Doğru. CHP'liler arka arkaya bu ihbarlarda bulunmasaydı, bu iş buraya kadar gelmezdi.” ifadelerini kullanmıştı.
O günden beri kafam karışık... Ya sizin?
Umarım meydanlarda esen “hak, hukuk, adalet rüzgarı” bir hüsranın rüzgarı olmaz...
+
Yine 21 Mart’ta Odatv.com “Ergenekon kumpasında hedef olan Aydınlık doğru manşeti attı: Herkes savcı herkes yargıç... TV ekranları FETÖ dönemi gibi” başlığı altında “İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması sonrası ekranlardaki yorumları ele alan Aydınlık gazetesi, ‘Televizyon mahkemeleri kuruldu... Muhalif basın aklama derdinde, iktidar yanlıları mahkûm etti bile’ diyerek durumu eleştirdi. Öte yandan İmamoğlu'na dair 4 köşe yazısı dikkat çekti.” diye yazmıştı.
O köşe yazarlarındanAydınlık’a konuşan Avukat Nusret Senem “Mahkemeler savcılığın evraklarını inceleyecek. Ayrıca itirazlar olacak. Şüpheli şahısların savunmaları kamuoyuna yansıyacak. Bunları beklemek lazım. Yargıyı hedef alan açıklamaları doğru bulmuyorum. Yargıyı rahat bırakmak en doğrusu. Gözaltına alınanlar açısından da masumiyet karinesi söz konusudur.” derken, Ahmet Hakan, “Olup bitenin AK Parti’ye yaradığından emin miyiz” başlıklı yazısında, “AK Parti açısından Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu’ndan daha zorlu bir rakip. Ekrem İmamoğlu’nun devre dışı kalması Mansur Yavaş’ın önünü açıyorsa... AK Parti, çok daha zorlu bir rakiple baş başa kalmış olmuyor mu?” sorusunu sormuş.
Yeni Şafak Yazarı Mehmet Metiner, “Masumiyet karinesi, iddia ve suçlamalar hangi boyutlarda olursa olsun, ademoğlunun mahkeme nezdinde suçluluğu kanıtlanmadığı sürece suçsuz kabul edilmesidir... Üzülerek belirtmek isterim ki ülkemizde gözetim ve soruşturma aşamalarından başlayarak mahkeme aşamalarına kadar bu ilkeleri gözeten insan sayısı neredeyse yok denecek kadar azaldı... Her şey mahkeme aşamasında belli olur... Televizyon ekranlarını ve sokakları mahkeme salonuna dönüştürmekten kaçınmak gerekir” derken, Abdülkadir Selvi ise Hürriyet’te “Trump’ın, Erdoğan’a söylediği o cümle neydi” başlıklı yazısında, Ekrem İmamoğlu ile ilgili yazı yazmayacağını vurgulayarak “Siyasi birçok sonuçları olacak bu olaya ilgisiz kalmam düşünülemez. Ekrem İmamoğlu’yla ilgili süreçleri yorumlamadan, kulisleri aktarmadan önümüzdeki dönemin siyasi gelişmelerini değerlendirmek mümkün olmaz. Ama ben Ekrem İmamoğlu’nun gözaltındaki durumu netleşene kadar eleştirmeyeceğim. Gözaltı durumu netleştikten sonra siyasi sonuçlarını değerlendirmeye devam edeceğim.” ifadesinde bulunmuş.
Doğrusu ben de Selvi modundayım... Konuya şu ana kadar fazla girmek istemedim. Bekleyip görelim...
+
Şimdilik şu kadar söyleyeyim; İmamoğlu’na karşı olmak Recep Tayyip Erdoğan’ı savunmanın bir yolu olamaz.. Erdoğan’a karşı olunca da İmamoğlu’nu savunmuş olmazsınız. Biri ötekinin alternatifi de olamaz...
Dün gayri resmi sandıklarda İmamoğlu, Erdoğan’ın ‘alternatifi’ ilan edildi.. Hayırlı olsun...
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Önyargıları kırmak, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur. --Albert Einstein