Cumhuriyetin ilk yıllarında,

Anadolu’nun rüzgarı yalnızca,

Savaşın yorgunluğunu değil,

Yeniden doğuşun umutlarını taşıyordu.

Mustafa Kemal,

Bu yeniden doğuşun,

Yalnızca siyasi bağımsızlıkla değil,

Ekonomik özgürlükle taçlanabileceğini biliyordu.

Ve o büyük öngörüsü ile,

‘Siyasi zaferler ne kadar büyük olursa olsun,

Ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olmaz,’

Anlayışıyla,

Türkiye’nin her köşesini,

İpliğin,

Dokumanın,

Tezgahın,

Makinanın sesine dönüştürdü.

Kayseri’de,

Nazilli’de,

Bursa’da,

Ereğli de,

Malatya’da,

Konya’da,

Uşak’da,

Hereke’de  kurulan fabrikalar,

Sadece üretim değil,

Milli kimliğin atölyeleri oldu.

Sümerbank,

Anadolu’nun kalbinde yükselen bir simgeye dönüştü.

Hem sanayinin okulu,

Hem ulusun onuruydu.

Fabrikalarında,

Tezgah başında çalışan kadınlar,

Cumhuriyetin sessiz kahramanlarıydı.

Ellerindeki ipliklerle,

Sadece kumaşı dokumadılar,

Bağımsızlığın kaderini,

Özgürlüğün desenini işlediler.

Her ilmek,bir vatan sevgisiyle,

Her ilmek,millet olma bilinciyle atıldı.

Mustafa Kemal’in vizyonunda,

Dokuma sanayisi sadece bir ekonomik alan değil,

Ulusal dirilişin bir metaforuydu.

Yerli pamuk tarlalarından yükselen üretim,

Anadolu insanının emeğini,

Ve onurunu temsil ediyordu.

Böylece Cumhuriyetin ilk yıllarında,

Ülkenin en büyük ithalat kalemlerinden birisi,

Dokuma ürünleri iken,

Bu açık kapatıldı.

Yerli ve milli böyle olunur.

Bu fabrikalar sadece üretimi değil,

Aynı zamanda teknik eleman,

Yetiştirme merkezleri haline geldi.

Dokuma sanayisi,

Cumhuriyet’in kadınlara verdiği,

Yeni toplumsal rolün de simgesiydi.

Fabrikalarda binlerce kadın çalıştı.

Bu hem kadının ekonomik katılımını sağladı,

Hem de modernleşmenin pratik bir göstergesi oldu.

Atatürk sadece dokuma fabrikası kurmakla kalmadı,

Bu sanayinin ham maddesi olan,

Pamuk,

Yün,

İpek üretiminin arttırılmasını da desteklendi.

Tarım politikaları sanayiyle birlikte planlandı.

1933 yılında kurulan Sümerbank,

Atatürk’ün‘devletçilik’ilkesinin,

En önemli örneklerinden birisiydi.

Sümerbank,dokuma sanayisinin merkezinde yer alarak,

Anadolu’nun her yerine modern fabrikalar kurarak,

Hem ekonomiyi canlandırdı,

Hem de ulus bilincini güçlendirdi.

Sonuç olarak;

Atatürk’ün dokuma sanayisine verdiği önem,

Sadece bir ekonomik kalkınma hamlesi değil,

Aynı zamanda bağımsız,

Ve modern Türkiye’nin inşasının bir parçasıydı.

Onun vizyonu sayesinde,

Cumhuriyet’in ilk 15ci yılında,

Türkiye kendi kumaşını,

Elbisesini,

Üniformasını  üreten bir ülke haline gelmişti.

Cumhuriyetin ilk sabahlarında,

Anadolu’nun yorgun ama umutlu insanları,

Açılan fabrikalarla,

Toprağın ve emeğin gücüne inandılar.

Mustafa Kemal’in vizyonu basit,

Ama derindi.

Yerli üretim,

Milli sanayi,

Güçlü Türkiye’ydi.

O fabrikalarla,

Üretmiyor adeta geleceği dokuyordu.

Günümüzde ne oldu?

Cumhuriyetin kazanımları,

Bu fabrikalarımızın hepsi kapatıldı.

Nazilli dokuma fabrikasının,

Ve diğer kapatılan fabrikalarımızın,

O içler acısı halini,

Sosyal medyada görüyoruz.

Yerli ve milli olacaktık ?

 Ne oldu?

Kendi öz kaynaklarımıza,

Aklımıza ve emeğimize güvenecektik.

Başkalarının kopyası değil,

Kendi yolunu çizen bir millet olacaktık.

Kültürde,

Bilimde,

Sanayide,

Teknolojide,

Kendi kimliğimizi koruyarak ilerleyecektik.

Ne oldu?

Atatürk’ün anlayışıyla,

Yerli üretim,

Milli kültür,

Özgür düşünce demeliydik.

Neden yapmıyoruz?

Atatürk,’Yerli ve Milli’düşüncenin temellerini

Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında atmış iken,

Sümerbank’ı,

Etibank’ı,

Türk Dil Kurumu’nu,

Türk Tarih Kurumu’nu kurarak,

Yerli ve Milli olmayı,

Bağımsızlık ruhundan almışken,

Günümüzde ne yaptık?

Hepsini yıktık,

Hepsini kapattık.

Hepsini tarumar ettik.

Güya yerli ve milli olacaktık

Nerede kaldı yerli ve milli olmak?