"Sosyal iletişim ağlarındaki güzellikler,inciler bizim konumuz. Kıymet verdiğimiz güzel insanların kalemlerindençıkanların okurunu veya paylaşımcısını güzelliklere götürmeye vesile olması.Tıklayıcılar desek mi diye düşündüm. Güzel oldu. Tıklayıcıları güzel görmeye,güzel bakmaya, güzel duymaya, güzel işitmeye hatta tıklamadan ötesine gidersegüzel düşünmeye de sevk edebilir."
Hayatımın vazgeçilmezi kitaplarımı bir kenarakoyduğumda yepyeni okumalar taptaze sözcükler, taptaze bakış açılarıkazandırıyor. Bunlara çoğu zaman dergilerde, kimi zaman gazetelerde rastgelirken şimdilerde sosyal iletişim ağlarında da köşe tutan yazarlar da hoştesadüfler yaratabiliyor. Sosyal iletişim ağlarını genelde bir çöplük olarakgörmeme rağmen içerisinde samanlığın içerisine saklanmış cevherlerlekarşılaşmak mümkün.
Bizler yaşımız gereği günümüz gençleri gibisosyal iletişim ağlarının içinde doğmadığımız için kitaplara, dergilere,gazetelere farklı bir itibar tahsis ediyoruz. Ne de olsa daha seçiciyiz,sorgulayıcıyız. Halbuki günümüzde teknolojinin bütün gelişmişliği içerisindeinsanı kopyalamaya, güdülemeye dayalı bir sistem egemen. Neyse konumuz ya dayazma amacımız sosyal iletişim ağlarına karşı yürüttüğümüz mücadele değil.Zaten bir mücadele içerisine girmek Don Kişot'un yel değirmenleriyle savaşınabenziyor.
Ama bu savaşa değer mi değer. Sosyal iletişimağlarındaki güzellikler, inciler bizim konumuz. Kıymet verdiğimiz güzelinsanların kalemlerinden çıkanların okurunu veya paylaşımcısını güzellikleregötürmeye vesile olması. Tıklayıcılar desek mi diye düşündüm. Güzel oldu.Tıklayıcıları güzel görmeye, güzel bakmaya, güzel duymaya, güzel işitmeye hattatıklamadan ötesine giderse güzel düşünmeye de sevk edebilir.
Bu köşeyi tutanlardan bir sevgili öğrencimMustafa Kara. İnstagram'da güzel bir köşe tutmuş kendisine. Ne zamandırdurmadan dinlenmeden büyük bir açlık içerisinde okuyordu. Okuduğu kitaplardanheyecanla bahsediyordu. Keşif yolculuğu onu yazmaya itmiş. Demek ki heybedoldu, taştı. İlk kalem denemelerinden bahsetmişti. Benimle de paylaşmıştı. Ama"Lavanta Kokulu Kitaplık" adını verdiği hesabındaki paylaşımları ile dikkatimiçekmeyi başardı. Bu hafta okuyan, sorgulayan ve okudukça, sorguladıkça yepyenikeşifler yapan Mustafa'nın bir yazısını özellikle paylaşmak istiyorum.
Bu köşeden paylaşım yaptığım öyle güzelkalemler çıktı ki. Kitapları okurlara nice baharlar yaşatıyor. Aşk olsunonlara. Mustafa Kara da onlardan biri olur umarım. Daha yolun başında. Taptazesözcükler, güzel duygular. Nasıl okuyorsa öyle yazmalı ve yoluna sabırla devametmeli.
Hayatımın Girdabı
Her gün geçiyor. Hem de çokhızlı ilerliyor. Kırk yılım nasıl geçti, bugün nasıl oldu, zaman nasıl hızla buana ulaştı bilemedim. Anlatmaya başladığım belki bir iki sayfa ile, yarımsaatte özetleyeceğim hikâyem var. Hepimizin hikâyesi üç aşağı beş yukarı böyle.Ömür törpüsü dediğimiz zorluklar bizi kimi zaman amma da oldu dedirtiyor. Kimizaman kah kederleniyoruz, kah yokuşlar çıkıyoruz hayat yolunda. Kimi zamanhayatımızın inişleri gevşetiyor ruhumuzu, bedenimizi. Herkesin kendine göregüzelliği zorluğu var bu hayatta. İşte asıl derdin ne ise kendi girdabındadöndükçe yoğruldukça olgunlaşıyorsun. Yoğruldukça acı, keder zamanla tebessümebazen de iyi ki yaşamışım dediğim hendeklerden geçmişim diyorsun. Girdap çıkmazdeğildir aslında yeni öğrenimler, yeni deneyimlerdir. Basamaklarını çıkarsınkendinin. Geçmişe dönüp baktığında neler geçti neler gitti dersin. Biraz sabır,fazlaca umut fidanın, yeşertir baharını. Sonbaharın arkasında kıştan sonragelen cemrenin toprağa düşmesiyle birlikte yeşeren ilkbaharın doğası gibialgılarımız enerjilerimiz olsun. Girdaplarımız bir ömür güzelliklerle,iyiliklerle bir arada okurlarımla buluşmak dileğiyle."
Sözler yürekten gelirse kalem akar gider. Bazen taptaze bir yazı dakalem sahibinin penceresinden kendine ait neler bulursun neler? HayatımınGirdabı yazısı da alıp çok uzaklara olmasa da yüreğinin götürdüğü yere kadarokuruna eşlik edecek bir yazı.