Kültürhayatımızın kılcal damarları yepyeni eserlerle medeniyetimize kaynaklık etmeyedevam ediyor. Anadolu'nun bağrında yetişen fidanlar sanal dünyanın insanımızataktığı at gözlüklerine rağmen hayatın gerçek dokusunu yaşamaya ve yaşatmayagayret gösteriyor. Anadolu'nun ve Türklüğün ruhunda Yunus'un " Her dem yeni doğarız bizden kim usanası" muştusumayalanmakta.
Okumalarımher sene farklı bakış açılarına yönelmeme vesile oluyor. Şu ara insanımızınhayatına damgasını vuran meslek yaşamlarından izlenimleri içeren eserlerdikkatimi çekiyor. Mesleklerin dünyasından insana ve hayata farklıpencerelerden bakabiliyorsunuz. Eğitim dünyası, sağlık dünyası, akademidünyası, işçi dünyası, teknoloji dünyası derken kitaplar bana belki de göz ardıettiğimiz bir dünyayı görmeme vesile oldu: Mahkûmların dünyası, hapishanehayatı ve orada çalışan infaz görevlilerinin hayatı.
Hapishane,mahkûm deyince insanın içine bir burukluk doğuyor. Hüzün ile kaçış arası birduygu dünyası. Bilinmeyen bir âlem özellikle kendi halinde yaşayan insanlariçin. Hapishane deyince edebiyatta ilk aklıma gelen kitaplar Sefiller, MonteKristo Kontu, Alcatraz Kuşçusu, Kelebek Adası geliyor. Bu ilk isimlerin ardındayüzlerce eser ismi, yazar ismi sıra geçidi yapıyor. Dostoyevski, Nazım Hikmet,Orhan Kemal, Pasternak, Gorki, Sabahattin Ali, Necip Fazıl vb isimlerin FarukNafiz'in "Zindan Duvarları" dediği bizim için karanlıkta kalan ama omahkumiyetin çilesini yaşayanlar için aydınlanan bir dünya. Kutsal kitabımızdaYusuf suresi "Medrese-i Yusufiye" ile hapishane ile dünya sınavı arasındainsana insan olma yolunu bulmasında, olgunlaşmasında özel bir yere sahip.
Şimdiyekadar okuduğum eserler bir mahkûmun gözünden anlatılan bir dünyanınsınırlarında kalıyordu. Mahkûmların dışında da bir hayat vardı oysahapishanelerde. Orada görevli olanlar. Genelde bize onlar eserin olumsuztiplemeleri olarak gösterildiler. Onların da bize söyleyecekleri vardı aslında.Son yıllarda Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan hakim, savcı, avukat, eğitimcive infaz görevlisi bir çok insan kalemleriyle edebiyatımıza bu dünyanınaydınlanmayan yönlerini aktarmaya başladılar.
Oeserleri dikkatle okumaya başladığımızda fark ediyoruz ki insana dokunmak,insanla tamamlanmak insanın güneşi görmesinde, aydınlanmasında çok önemli biryer işgal ediyor. Her insan bu toplumun bir parçası, devamlılığıdır.Dokunulmayan, göz ardı edilen her insan aslında bu toplumun da bir yansıması.Her ne kadar karanlıkta kalanı görmek istemesek de onlarla yaşamaya devam ediyoruz.Son yıllarda hayatımızı işgal eden televizyon programları her ne kadar toplumvicdanına seslendiğini söylese toplumun ahlak, değerler ve inanç duvarlarınılime lime ediyor. Kötüye karşı iyinin mücadelesinde ratinglerin belirlediğiticari satış kutsal amaçları ters yüz ediyor. İnsan için kötünün çıplaklığınıyaşıyoruz, kötüye özendiriliyoruz. İyi niyetlerin kötülük tezgâhı olarakgörüyorum bu tür programları. Oysa insanın ve toplumun vicdanı kendi yolunukendi iradesiyle bulmalı. Başkaları onun adına yönlendirmeye zorlanmamalı.
Buyüzden kültürel hayatımızın kılcal damarlarını besleyen her eser çok kıymetli.Bu eserlerden biri de yıllardır cezaevlerimizde eğitimci olarak görev alanLevent Preveze'nin "Yeni Hayat / Eski Bir Mahkûmun Yaşama Tutunma Çabası" adlıromanı. Bu kitabı uzun süredir okuma sıramda bekletiyordum.
"YeniHayat / Eski Bir Mahkûmun Yaşama Tutunma Çabası" romanı isminden deanlaşılacağı üzere on beş, on altı yaşlarında girdiği cezaevinden yirmi yediyıl sonra çıkan bir mahkûmun hapishane dışındaki "Yeni Hayat"ında tutunma mücadelesi üzerinekurgulanmış. Kurgulanan hayat akışında ana tema hapishanedeki yaşam iledışarıdaki hayat arasında kalan bir insanın çatışmaları üzerine kurgulanmış.Kahramanın on altı yaşına kadar dönemden ve o döneme ait onun karakterinintemelini oluşturan bilgiler örtük ileti altında verilmiş. Lisede okuyanzahireci bir babanın oğlu; sessiz, kendi hâlinde ve de çalışkan bir genç.Annenin varlığından haberimiz var ama pek bilgi sahibi değiliz. KahramanımızHaşmet Arı, duygusal olarak hem öksüz, hem yetim bırakılmış bir bakıma. Hapsegirme nedeni de bir akşamüstü kendi sokaklarında başlayan bir kavganın hiçbeklenmeyen bir faciaya dönüşmesi. Bu facia Haşmet'in tüm hayatınıdeğiştiriyor. Kavgayı sona erdirmek isteyen babasının hiç olmadık yerevurulması ve bir de bunun üzerine babasının ölümüne neden olan gencin sözleri osırada büyük bir travma geçiren gencin cinnet geçirmesine ve kendi iradesidışında gerçekleştirdiği facia ile mahkûm olması romanın kurgusunda olay örgüsününtemelini oluşturuyor.
Bundansonraki tüm gelişmeler Haşmet Arı'nın mahkûmiyetle tümden değişime uğrayanhayatının kişiliği üzerindeki değişimlerini beraberinde getiriyor. Hapishanehayatı bir mahkûmu iyi ve kötü çizgisinde iradî seçimde iki seçenekle baş başabırakır. Ya kötülük yönünde ilerleyecek bir toplum düşmanı olacak ve toplumdandışlanacak ya da iyilik yönünde ilerleyecek, değişimlerini tamamlayacak vetopluma kazandırılacak.
HaşmetArı'nın yaşadığı bütün çatışmalar, travmalar sonrası iyilik yönünde ilerlemesionun hayatına giren insanların dokunuşlarından kaynaklanıyor. Bu seçimdeHaşmet'in duruşunda ve isteğinde de önemli bir pay olsa da payda hapishanedegörev alan öğretmenlerin, rehberlerin, din görevlilerinin, idarecilerinmahkûmlara el vermeleri, hayatlarına dokunmalarından da kaynaklanıyor. Aslındaroman yazarı bir mahkûmun hapishanede geçirdiği zaman diliminde üzerindeuygulanan rehabilitasyon aşamasının bilinen aşamaları dışında bir bakışkazanmasını da hedefliyor. Bunu roman kahramanı üzerinden veriyor.
Sefiller'denhatırlayalım kahramanımız Jean Valjean'ın iyi bir insana dönüşümünde,yüreğindeki vicdan duygusunun oluşumunda ona "insan" olduğunu hatırlatan ve ona"insan" olarak değer veren bir rahibin yaklaşımı, şefkat dolu dokunuşununönemli bir payı vardır. Yine Stephen King romanı Esaretin Bedeli'nde (aynızamanda filme de uyarlanmıştır.) kahramanımız Andy Dufresne'e hiçbir eldokunmazken o hapishanede yaşadığı travmalara rağmen kendi iç sessizliğinde birkaçışı ve kurtuluşu yaşar. Levent Preveze burada Sefiller romanındakidokunuştan yanadır. Sevgi, vicdan, inanç, umut, adalet, merhamet vb. Peki birmahkûm hapishanede yaşadığı onca haksızlığa ve travmaya karşı nasıl ayaktakalacak ve olumlu anlamda bir değişim yaşayacaktır?
Bunu yine Haşmet Arı'nın cezaevi yaşamından kesitler altında görüyoruz. Haşmet Arı cezaevinden dışarıya adımını attığı andan itibaren içinde verdiği değişim mücadelesini içinde yaşattığı anılardan yola çıkarak veriyor. Yirmi yedi sene boyunca haksızlığa gelemeyen yapısıyla her daim isyan eden ve olaylara karışan karakterimiz Türkiye'nin hemen her yerindeki cezaevlerini sürgün olarak dolaşıyor. Her gittiği yerde yaşadıkları onun değişiminde ve dönüşümünde izler bırakıyor. İlk yıllarda gençliğin verdiği cehalet ve tecrübesizlikle çok hatalı davransa da zamanla olgunlaşıyor. Ona açılan elleri geri çevirmiyor. Ona açılan pencereden bakmasını biliyor.
Önce bir bahçe çalışmasına katılıyor, bir bitkinin, fidanın gelişiminde insanla tamamlanan bir bakış kazanıyor. Topraktan, bitkiden yola çıkarak aslında emekli bir Ziraat Mühendisi olan eğitmen Haluk Hoca'nın dokunuşları Haşmet'in yumuşamasına, kabuklarını kırmasına vesile oluyor: " Mermerin şekil alması için kayanın kırılması, yontulması gerektiği gibi insanın da gelişmesi, dönüşmesi ve olgunlaşması için bazı yanlarının budanması ve törpülenmesi gerekiyor. Eski ve gereksiz şeylerden kurtulup yenilere yer açmak gerekiyor." Haluk Hoca'nın bu sözlerinde yatan "yenilere yer açma" düşüncesi Haşmet'in hayatında yeniliklere ve değişimlere yer açmak için umutlanmasına vesile oluyor.
Yazarımız bir mahkûm üzerinden vermek istediği mesajları kişiler ve sözler ve hedef kişinin değişimiyle başarılı bir şekilde tamamlamış. Yazar aynı zamanda iki binli yıllar öncesi cezaevi şartları ile iki binli yıllar sonrası cezaevi şartlarındaki değişimi bir mahkûmun üzerinden vererek yapılan değişimlerin çok daha olumlu ve umut verici gelişimlere hayat verdiğini de gösteriyor. Haşmet Arı'nın hayatına giren insanlar sadece görevliler değil kader birliği yaptığı mahkûmlar da var. Haşmet'in karakterinde var olan adalet duygusu ve mertliği onun ezilene verdiği destek ve koruma onun sevilip sayılmasına vesile oluyor. Dönüşümün sonunda Haşmet Arı, gerçekten arınmış oldukça temiz, duru ve de halisane iyi bir insan olarak karşımıza çıkıyor.
Haşmet cezaevindeyken okumaya başlıyor. Durmadan okuyup kendini eğitmeye ve değişmeye çalışıyor. Esaretin Bedeli romanında da, Alcatraz Kuşçusu'nda da ve cezaevini konu alan önemli eserlerde de kitapların mahkûmların aydınlanmasında önemli aşama olduğunu görüyoruz. Haşmet sadece okumakla, sorgulamakla kalmaz, eğitimlere, kurslara katılır. Kendisinde yeni yetenekler geliştirmek ister. Bu da cezaevinden çıkışında yeni hayatına uyum sürecinde ona büyük destek olacaktır. Haşmet'in ruhsal gelişiminde inancın da önemli bir yeri vardır. Bir cezaevi vaizinin ona söylediği " Senin başına gelen iyilik Allah'tan, kötülük ise kendindendir." mealindeki ayetler Haşmet'in hayatına rehberlik eder.
Yazarımız bir mahkûmun değişimi ve cezaevinden çıktıktan sonra topluma entegre olması üzerine kurguladığı bu romanında göstermekten çok anlatmayı tercih etmiş. Bu da romanın bir tezi olduğu hissini okura veriyor. Bir de romanın kurgusallığı yaşadığı kayıp yıllardan sonra artık iyilerin kazanması gereken bir sona da bizi götürüyor. Haşmet Arı'nın cezaevi sonrası kazanmaya, evliliğe ve mutluluğa giden yaşamında bir ödüllendirme göze çarpıyor. Belki rastlantılar da var. Ama mutlu son romanın asıl hedefine ulaşmasına, bir kader kurbanı mahkûmunda aslında doğuştan mahkûm olmadığını aslında onun iyi, güvenilir bir insan olduğunu gösteriyor. Sonunda biz de mutlu oluyoruz.
Mutluluk hayallerimizin ve umutlarımızın her daim var olmasına kaynaklık ediyor bir bakıma. Bırakalım Haşmet Zeynep'e kavuşsun, bırakalım Haşmet bütün sağlık sorunlarını aşıp iyileşsin hatta bırakalım memleketin güzel insanları İdris amcalar, Sultan teyzeler düşenin elinden tutup onları kaldırsınlar, hayata tutunmalarına vesile olsunlar. "Yeni Hayat"lar tertemiz sayfalar açılmasına vesile olsun.
.jpeg)
.jpeg)